20 sene sonra binaları yiyeceğiz

İstanbul Ziraat Odaları Başkanı Ömer Demir, tarım arazilerinin imara açılarak üzerlerine bina inşa edilmesinin büyük bir hata olduğunu söyledi. Demir, “İstanbul’da üzülerek ifade ediyorum ki, 20 yıl sonra binaları yiyeceğiz. Her platformda ifade ettiğim şeyi söyleyeceğim; bizim belediyelerimiz malesef İstanbul’da sınıfta kaldılar” dedi

10 yıldır İstanbul Ziraat Odaları'nın başkanlığını yapan Ömer Demir, Damga'ya konuştu. Türkiye'nin tarım alanındaki eksikliklerini ve yapması gerekenleri anlatan Demir, geleceğe ilişkin önemli bilgiler verdi. Tarım alanlarının azlığından ve insanların tarımdan uzaklaşmasından yakınan Demir, bu durumun ilerleyen yıllarda Türkiye için büyük bir handikap olacağını ifade etti. Tarıma ciddi anlamda destek verilmesi gerektiğini ve insanların üretim konusunda daha çok teşvik edilmesi gerektiğini de vurgulayan Demir'in söyledikleri, kulağınıza küpe olmalı...

Sevgili Ömer Demir sizi herkes çalışkanlığınızla tanır aslında ama kısaca kendinizi anlatır mısınız..?
İstanbul Ziraat Odaları Başkanıyım. Yüksek Ziraat mühendisiyim ve halen doktora eğitimime devam ediyorum. 2009 yılında İstanbul Ziraat Odası Başkanlığına seçildim. 10 yıldır görevimi sürdürüyorum. Tarım ve Hayvancılık adı altında Marmara’da, İstanbul’da köylülere, çiftçilere, üreticilere ve aynı zamanda da tüketicilere sağlıklı ürün yedirmek için çalışıyorum.

Ziraat Odaları ne yapar?
Türkiye’de yaklaşık 760 tane Ziraat Odası var. 81 ilimizin 81 İl Ziraat Odası Başkanı var. Daha önceleri yasa gereği her ilçede Ziraat Odası olması gerekiyordu, fakat daha sonra yasa değişti. Ziraati az olan ilçeleri diğer ilçelere bağladılar. İstanbul’daki Ziraat Odaları’nın tarım faaliyetini kaybetmiş Oda’ları kapattılar, tarım faaliyetleri olan Oda’lara da diğerlerini bağladılar. Şuan İstanbul’da 9 tane Ziraat Odası var ve Ziraat Odaları Başkanlığı var. Yıllardır bu süreci yürüterek Tarım ve Hayvancılık adına bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

Bir zamanlar Türkiye tarımda kendi kendine fazlasıyla yeten bir ülkeydi. Hatta 7 ülkeden biriydi. Şimdilerde ne oldu da tarım ve üretim yok?
Cumhuriyet kurulduktan sonra, tabi o zamanlar nüfus 5-6 milyondan oluşuyordu, kendi kendine yeten bir ülke halindeydi. Fakat 1960-1970’lerde yavaş yavaş kendi kendine yeten ülke olmaktan çıktık, kendi kendini yiyen ülke haline döndük. Zaten Mustafa Kemal Atatürk öldükten sonra tarım terse dönmeye başladı. Mustafa Kemal tarımın, üreticinin ve köylünün kıymetini bilen, onu her zaman el üstünde tutan bir liderdi. ‘’Köylü Milletin Efendisidir’’ demiş biridir. Köylü onun için çok önem arz ederdi. Fakat sonraları birtakım çıkar ve menfaatlerden ötürü ithal etmeye başladık ve devam ediyoruz.

ÖMER DEMİR

Destek var başarı yok

Hükümetin, devletin hayvancılığa birçok desteği oldu. Tarım için aynı şeyi söyleyebilir misiniz, hükümetin bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Devletin Tarım ve Hayvancılığa çok desteği oldu. Bunu inkar edersek haksızlık etmiş oluruz. Mesela biz doğruya doğru, yanlışa yanlış diyemezsek başarıyı asla yakalayamayız. Devletin desteği halen devam ediyor. Ancak destek vermekle birlikte bu işte başarı elde edemiyoruz. Destek verdiğimiz alanlara, ürünlere olan kontrol mekanizmasını aktif hale getiremediğimiz takdirde, o destek kaybolup, heba olup gidiyor. Yani örneğin bir arazide en iyi domates üretimi elde ederken, desteği gelişigüzel vermek yerine, orada hangi ürün en fayda getirecekse esas ona destek vermek lazım. Alana destek veriliyor, örneğin; ‘senin arazin varsa biz sana yıllık 60-70 verelim ne ekersen ek’ demek yerine, orada hangi ürün kaliteli gelişiyorsa ona destek verilmelidir. Bunu yanlış buluyorum. Alana destek vermek doğru değil, ürüne destek vermek doğrudur. Burada ne kadar kaliteli ürün çıkartılacaksa, o kadar destek verilmelidir. O zaman üretici malını çok daha iyi üretebilmek için elinden gelen tüm imkanları kullanır. Böylece kalite artarken bir yandan da mevcut çalışma sisteminin de kalitesi artacaktır.

-İsrail’den tohum almak, Hollanda’dan inek getirtmek, tarım arazilerinin imara açılıp, üretimin durmasına sebep olmak değil midir, nasıl bakıyorsunuz bu duruma?
Özellikle İstanbul’da üzülerek ifade ediyorum ki, 20 yıl sonra binaları yiyeceğiz. Her platformda ifade ettiğim şeyi söyleyeceğim; bizim belediyelerimiz malesef İstanbul’da sınıfta kaldılar. Tarımın partisi olmaz. Ben tarımı hükümetin programından bile ayırırım. Asker nasıl önemliyse, tarım da o kadar önemlidir. Bugün gelişmiş ülkelerde savaş olması halinde, savaştan sonra ne yapılır diye tarım programı yapıyorlar. Yer altında, denizin altında tohum bankaları kurmuşlar. Olası afetler ve savaşların ardından kalanlar ne yer diye bunu düşünmüşler. Bizde ise, bir araziyi bir yerde görmeyelim, ertesi gün o araziyi tarım arazisinden çıkarıp, binayı dikiyoruz. Her yeri bina doldurarak doğanın ve yaratıcının sistemine de karşı geliyoruz. Güneş enerjisinin toprağa vurması yeterliyken, oradaki ne gıdayı tüketebiliyoruz, ne de güneş enerjisini. Ben 39 belediyenin hemen hemen 25’ine gitmişimdir, tarımla ilgili bir şeyler yapmak için konuştuğumda, başka iş var mı diye yanıtlar aldım. Bu ne kadar üzücü bir şey. Herşey kazançla endekslenmiş hayatta. Herkes kurumun başına gelene kadar benim gibi anlatıyor, ama kurumun başına geldiğinde ise sisteme ayak uyduruyor. Bu ithal durumla nereye kadar gideceğiz, ne kadar ithal ederek sağlıklı gıda yiyeceğiz? Ne yediğimizi biliyor muyuz, bilmiyoruz. Oysa kaliteli toprak bizde, bizim onda birimiz kadar toprağı olan ülkelerden manda ithal ediyoruz. Ben Cumhurbaşkanımıza desteklerinden dolayı bir kez daha şükranlarımı iletiyorum, fakat ondan sonrası yok.

ÖMER DEMİR

İnsanlar köyleri terk ediyor

Köylü ve çiftçi çoğu kez veryansın ediyor, ürünlerini döküyor, yakıyor. Bu konuda düşüncenizi ve desteklenmeleri ile bilinçlendirmeleri konusunda ki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Bu önemli bir konu ve soru. Öyle bir hale geldi ki, köylü köyü terk edip, fabrikada asgari ücrete çalışmaya tabi oluyor. Bu durumun sonu kötü neticelenir. Biz köydeki insanı şehire taşımak yerine, şehirdeki insanı köye taşımalıyız. Amacımız bu olmalı. Böyle devam ederse, üretme gücümüz azalırsa eyvah para etmeyecek. Bakın ulusal firmalar tarım ve hayvancılıkta üretim ve ticaret yapıyorlar. Bir kurumsal firma ticaret yaparken, yıllık bilançoya bakıyor, bu yıl arzu ettiğimiz parayı kazanamadık diyor. 1 senede kazanamadığını gördüğünde o sektörden çekiliyor. Zarar etsede, az kazansa da bu işi yapan çiftçiler var. Fakat kazandığı zaman da bir yere gitmek istemiyor. Bu durumda biz kimi kalkındıracağız, çiftçiyi kalkındıracağız. Ama bu büyük destekleri kurumsal firmalar alırken, köylü ya da çiftçi alamıyor. Alamadığı için de üretim yavaş yavaş sona gelmeye başlıyor. Köye dönüş projesi yapmak zorundayız, tarımda reform yapmak zorundayız.

Kırsaldan kentlere göçüşte köylünün üretimde sıkıntı yaşamasının bir etken olduğunu söylemek doğru olur mu?
Toplum maalesef şuan bunu algılamıyor, ama bir gün tarımın bu ülke için olmazsa olma olduğunu anlayacaklar. İş işten geçmeden anlaşılmasını temenni etsem de durum şuan bu. Tarım ve hayvancılık adına üretim var, süte devlet desteği de var,25 kuruş. En son süte yapılan zamla birlikte dünyada süt kalitesi vardır. 1 kilo süt 1.5 kilo yem verir. Şimdi neredeyse yaklaştık ona ama köylüyü desteklemek, desteklerken de denetlemek lazım. Bakanlığın yüzlerce kurum ve kuruluşu var, tezgahın başına geliyorlar, geldikten sonra yukarı ile ters düşmeyeyim, aşağıyı idare edeyim diye düşüncelere saplanıp kalınıyor maalesef. Böyle olduğu müddetçe tarımda kalkınamayız.

ömer demir esenyurt

 

Tarladan buralara, raflara gelen ürünlerin fiyatlarının yüksek bedellerle karşımıza çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kanunen belediyenin halk pazarlarında köylünün yüzde 25 stand açma zorunluluğu var. Peki hangi belediye veriyor bunu onu sormak lazım. Başka bir ey söylemek istiyorum; Sayın Ekrem İmamoğlu Büyükşehir Belediye Başkanı olmadan önce Çatalca’ya geldi. Orada ki konuşmasında köylü ve çiftçilere seslenerek ‘’ Sizin sütünüzü alacağım, direkt üreticiden tüketiciye vereceğiz’’ dedi. Fakat Sayın Başkan gidip İzmir’in şehir kooperatifiyle beraber anlaşma yaptı. Ben oraları gezdiğimde çevrenin tepkisini görüyorum. İzmir’in köylüleri mi verdi yoksa biz mi size oy verdik diyorlar. Haklılar, onlara böyle bir konuşma yapıp yerine getirmemek doğru bir şey değil. Onlara bir söz verildi, ona güvenen Çatalcalılar bugün kızıyor. Güvenmiştik diyorlar. Ben merak ediyorum Sayın Başkan hangi mantıkla böyle bir şey yaptı, kendisinden yaklaşık 1.5 aydır randevu talep ediyorum ancak talebime hiçbir dönüş alamıyorum. Bu işin basına yansıyor olması bile doğru değil. İnsanlara verilen bir söz var, bunun ne zaman olacağını bilmeye hakları var. En azından köylünün merakını ve sorularını gidermesi gerekiyor. Sayın Ekrem İmamoğlu’nun açıklama yapması bekleniyor. Bizim derdimiz köylünün sıkıntısını gidermek, yarasına merhem olmak. Benden bu konuda çözüm bekliyorlar.

İstanbul’a baktığımız zaman Silivri, Çatalca, Arnavutköy gibi yerlerde meraların çok olduğunu görebiliyoruz. Bu illerin tarıma katkı sunması düşünülebilir mi, arazilerin imara açılmasıyla buraların etkilendiğini düşünüyor musunuz?
İstanbul’da yaklaşık 140 bin dekar tarım arazisi var, 155 bin büyükbaş, 350-360 bin ufak baş var. 10 bin manda var. İstanbul’daki tarım arazilerinin yeni çıkan yönetmeliğine göre, gerçek kullanıcılarına devlet şuanda hem kiralıyor, hem tahsis ediyor hem de satıyor. Bu güzel bir şey. Eğer bu kullanıcı gerçek anlamda tarım yapar ve devlette tahsis ederse, inanıyorum ki bu meraların geri dönüşümü çok iyi olur. Ama tabi biz de bir de şöyle bir şey var; herşeyi yerel idareden istiyoruz. Bu yanlıştır, bunu hükümete veya Erdoğan’a bağlamak yanlıştır. Bunu Tarım Bakanlığı çözmelidir. Tarımda onlarca bürokrat var bunların çözmesi lazım. Bakın Hollanda’nın Konya kadar toprağı varken 2018 yılında 120 milyar Euro dünyaya gıda satmış. Bizim ülkemiz çok daha iyisini yapacakken ve bu kadar verimli iken tarıma ve çiftçiye sarılmak ve üretime geçmemiz gerekiyor.

İklim değişikliğinin tarıma etkisi nedir?
Her yeri beton doldurup, ağaçları kesip, tarımı ve ormanı yok edersek, Allah bize sevdiği kulları hürmetine büyük bir afet vermiyor, yoksa bu doğa katliamına bakarsak afet çoktan gelmişte zamanı geçiyor. Dengeyi bozduk, doğal sistemi bozduk maalesef. Oksijen alacak yer var mı ki etrafınıza bakın. Esenyurt’a bakın boş bir alan var mı, kalmış mı hiç. Her yer beton, her yer bina, ne bahçe ne de ağaç kalmış durumda. Bunları görüp bir sonuç çıkarmamak çok acı. Su bile azalıyor, tarım arazileri azaldı, üretim azaldı. Tüm bunların farkına varılmalı.

Peki AR-GE çalışmaları var mı, ayrılan bütçe ve yapılan çalışmalar yeterli mi sizce?
AR-GE çalışmaları var fakat uygulamaya geçilemiyor. Veriyi tam anlamıyla sahaya verememekten kaynaklanan problemler bunlar. Onu yapacağız, bunu yapacağız diyorlar ama sonrası yok. Tam o noktada ne yaşandığını inanın ben de anlayamıyorum. Köylerde çoban bile yok şuanda. Eskiden kutsal bir meslekti, Peygamberimiz’de çobandı. Şuan da parayla çoban bulamıyoruz. Benim babam bir çobandı ve biz bununla iftihar ederdik. Hepimiz köylünün, çiftçinin torunuyuz, çocuğuyuz. Değerlerimize sahip çıkalım ve olması gerekenleri bir an evvel yapalım.

İmamoğlu'na seslendi

İmamoğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a veryansın ediyor zaman zaman, derdini anlatmak istiyor diye. Siz İBB Başkanısınız, ben de İstanbul Ziraat Odaları Başkanıyım. Benim amacım köylünün bu konudan doğan sorunu ve halletmek isteyişimdir. Ekrem İmamoğlu’ndan randevu talebimize yanıt alamıyoruz, en kısa zamanda talebimizin yerine getirilmesini arzu ediyoruz. Köylüye bir söz verdi ve köylü bunu soruyor, İmamoğlu’na ulaşamadıkları için bana ulaşıyorlar. İmamoğlu ile şahsımla ilgili bir sorunum yok, sütlerini almaya söz verdiği köylü kendisinden yanıt bekliyor. Neden Çatalcalıdan alacağı sütü İzmir’den aldı bunu açıklamalı. İnsanların kafasına soru işareti koydu.”

Sistem sadece tüketmekten ibaret
Trakya’ya bir köye gittim geçen gün. Devletten aldığı destekle 2 liraya sütü veriyor, 5 liraya yoğurt alıyor. Akıl almaz bir sistem var, akla ziyan bir şey bu. Kansorojen var, mikrop var, koruyucu var, var da var. Bir yoğurdun markette 1 haftadan fazla dayandığını kimse anlatamaz bana. 1 ay boyunca raflarda tutuluyor. Eskiden üretim vardı, şimdi ise son tüketim var. Allah vatandaşımıza yardım etsin gerçekten. Sistem sadece tüket olmuş durumda.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.