Beylikdüzü örnek olacak

CHP Beylikdüzü Belediye Başkan Adayı Mehmet Murat Çalık Damga'ya konuştu. "Ben hiç sırtımı arkadaşlarıma dönmedim ve takım oyununa her zaman inandım" diyen Çalık, mesleki çalışmalarını ve Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilk tanışimasını anlattı. Beylikdüzü’nde yaşıyor olmaktan çok büyük bir mutluluk duyduğunu belirten Çalık, "Beylikdüzü'nün her köşesini bilirim. Bir sürü dostluğum var ve bu kentte yaşamaktan müthiş hoşnutum. Bu kentin son 5 yılında yaşamak bambaşka bir kavram. Son 5 yılında Beylikdüzü bir marka haline geldi. İster siyaseten desteklemiş olsun veya olmasın bütün vatandaşlarımız Beylikdüzü’nde yaşıyor olmanın ayrıcalığını kullanıyor. Bu kentin Yaşam Vadisi ile denize kadar inen bir yeşil alanı var, olacak. Son etabını da biz tamamlayacağız" dedi.

Sporla ilgilenir misiniz?
İlk ve ortaokulda kaleciydim. İlkokul takımının da kaleciliğini yaptım. Sunay Akın’ın da, "Kaleci sırtını arkadaşlarına dönmez" diye bir ifadesi vardır. Ben hiç sırtımı arkadaşlarıma dönmedim ve takım oyununa her zaman inandım. Bugüne kadar hep takım oyununa ve insanların ortak çabayla güzel şeyler yapacağına inandım. Bütün hayatımda boyunca da hep bu duygu benim için örnek olmuştur ve hep birlikte bir şeyler yapmayı ve birlikte başarmayı istemişimdir. Bu eğitim hayatım da olsun, iş hayatım da olsun hepsinde birlikte ortak çabayla bir şey yapmanın önemini bilen bir kişiyim. Sonraki yıllarımdaysa amatör basketbol oynadım. Maçka sporda amatör liglerde de basketbol oynadık. Üniversite yıllarımızdan sonra sporla aramıza bir mesafe girdi ve sonrasında iş hayatı ve yaşam mücadelesi bizi başka bir noktaya götürdü. Benim hayatıma giren çok önemli insanlar oldu. Bizim bir büyüğümüz, aynı zamanda akrabamız olan İngiltere’de şehircilik eğitimi almış ve uzun yıllar İngiltere kalmış Ersan Burhanoğlu isminde bir şehir plancısı ağabeyimiz vardı. Kendisiyle devamlı konuşuyorduk ve ben kendisini, mesleğini uzaktan takip ediyordum. Tabii ki bir araştırma yapmıştım öncesinde ama bizim dönemimizde üniversite sınavlarında puanınızı alıp tercih yapmıyordunuz, tercih yapıp sonra yerleştiriliyordunuz. Biraz tesadüf ve kaderle son gün tercihlerde yaptığım ufak bir oynamayla İstanbul Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama bölümünü kazandım. Şehir planlama mesleğini yapıyor olmak bana müthiş keyif veriyor ve mesleğimi çok severek yaptım. Mesleğime aşık bir insanım ve umarım bundan sonra da başka bir kulvarda yine mesleğime hizmet edeceğim.

Mesleğinizi geliştirmek için neler yaptınız?
Biz bu mesleğe ve bu mesleğin bilinirliğine çok çaba sarf ettik. Şehir Plancıları Odası gerçekten bu mesleğin tanınırlığı, bilinirliği ve hak ettiği değeri alması için çok çaba sarf etmiştir. Ben de 3 dönem Şehir Plancıları Odası’nda yöneticilik yaptım ve bunun iki döneminde İstanbul şubede başkan yardımcısıydım. İnanın üniversiteyi kazandığımda anacığım bana, “Oğlum üzülme bir daha girersin sınava” demişti. Aslında Faruk Bey bana demişti ki, “Şu an senin mesleğinin insanlar tarafından bilinmiyor olması seni hiç endişelendirmesin. İnan şu an İngiltere’de olup bu mesleği okuyacak olsaydın müthiş keyif alarak ve insanların sana gıptayla bakacağı bir şekilde okuyacaktın” demişti. Gerçekten bizim bölümümüzle alakalı insanların “4 yıllık mı?” sorularına muhatap olduk. Bilinmeyen bir meslekti ve bu kentlerin planlamasını bizden önce farklı meslek grupları yapıyordu. 80 öncesi bu kentlere çok fayda sağlayan meslek insanları olduğu gibi bu kentleri farklı noktaya da getiren meslek insanları oldu. Onun için mesleğimizi bilerek, isteyerek ve kendinizi geliştirerek yapmak zorundasınız. Bizim bu memlekete karşı sorumluluğumuz var. Ben en azından sorumlu olduğumu düşünüyorum. Bu vatana benim borcum var ve o borcu kentlerimizi, şehirlerimizi daha iyi bir noktaya getirerek ödeyeceğim. 22 yıllık tecrübemin içerisinde her anında bu borcu ödemeye gayret ettim. Her anında bir meslek erbabı gibi davrandım ve bu işin kesinlikle ticaretini yapmadım. Çünkü ben meslek erbabıyım, şehir plancısıyım ve bütün hakkımı, hukukumu kamudan yana kullanmalıyım. Dolayısıyla ben evlatlarımıza nasıl daha güzel yaşam alanları oluştururuz, insanların hayatlarını yerelde nasıl rahatlatırız ve kolaylaştırırız diye düşünerek hareket ediyorum. İnanın bütün mevzu bu ve şehir planlama mesleğinin temasında da bu var. Şehirde mutluluk planlama ister. Gerçekten hayatı planlamanız ve hayatı iyi organize ediyor olmanız lazım. Bugün kentlerimizin yaşadığı en büyük problemlerden bir tanesi bu. Bu kenti maalesef hak ettiği gibi planlayamadık ve bu kent farklı bir noktaya doğru gidiyor.  İstanbul’un bugün içinde bulunduğu durum sürdürülebilir olmaktan çıktı. İstanbul’un doğal kaynakları sınırlı ve sadece bizim dönemimizde harcanacak diye bir şey söz konusu değil. Dolayısıyla bizden sonra da bu topraklarda yaşayacakları düşünmek zorundayız. Nasıl bizden önce yaşayan atalarımız bize bu toprakları emanet ettiyse bizde aynı şekilde bu kentleri en azından birkaç tane problemini çözerek, bazı problemlerini masaya yatırıp çözerek gelecek nesillere daha hasarsız bir İstanbul ve Beylikdüzü teslim etmeliyiz.

Bir şehir plancısı ne yapar?
Bir şehir plancısı kavramsal olarak mekanı tasarlar, fiziki mekan tasarımlarını yapar. Kamusal alanları belirler, yeşil alanları belirler, idari alanlar nerede toplanacak, idari merkezler nereler olacak, sağlık tesisleri nasıl dağılmalı diye düşünür. Bunlar teknik süreçlerdir ve kağıt ortamında, rapor halinde yapılır, plan raporları hazırlanır. Bir şehir plancısı İnsanların aslında kentteki yaşamını organize eder. Ticari alanlar, yol üstü ticaret, spor alanları, ibadethanelerin nerde olacağına insanların erişim mesafelerine bakarak bir projeksiyon yapar ve 2030’u 2050’yi düşünür. Belki 2050 yılında yönetim kadrolarında yer almayacağız ama biz 2050’yi düşünmek zorundayız. Bir şehir plancısı projeksiyon yapar geleceği tahmin eder ve ona göre önlemlerini alır, tasarımını yapar. Bunun altyapısını oluştururken aynı zamanda tabii ki sosyal belediyeciliğin gereklerini yapması gerekir. Bu ise insanın yaşamını kolaylaştıran işlerin içerisinde olmaktır. Bugün Beylikdüzü’nde son 5 yıllık dönemde Ekrem İmamoğlu başkanımızla birlikte yaptığımız birçok faaliyet var. İnsanın kalbine ve yaşamına birebir dokunan birçok faaliyetin içerisinde yer aldık. Bunlar ne siyaseti ne de çok reklamı yapılacak konular. İnsanlar sadece bunları bilsin, ihtiyaç sahipleri belediyeyle iletişime geçsin diye tanıtımlarını yapıyoruz. Bunun haricinde bir beklenti içerisinde değiliz. İnsanların yaşamına dokunuyorsunuz ve şehrin ruhunu, atmosferini şekillendiriyorsunuz. Bir şehir plancısı şehrin yaşam dilini oluşturuyor ve aslında yaptığımız dokunuşlarla insanların birbirine bakışını değiştiriyoruz. Şehrin dili değişirken dolayısıyla siyasetin de dili ister istemez değişiyor.

Şehirleri gezerken bir şehir plancısı olarak mı bakıyorsunuz? Sizin gözünüzde Türkiye’nin en iyi planlanmış şehri neresi?
Şu an yaklaşık 35-40 çalışanı olan bir firmanın kurucu ortaklarından bir tanesiyim. Firmamız planlama, kentsel dönüşüm, kentsel tasarım projeleri, ulaşım projeleri yaptı. Dolayısıyla ben hep projelerin içerisindeydim ve birçok projemiz İstanbul’un ve Türkiye’nin dört bir tarafında hayata geçti. Üniversitelere, valiliklere, belediyelere, özel sektöre çalıştık ve ömrüm üretmekle geçti. Hayatımın hiçbir evresi üretmeden geçmedi ve hep kente dair üretim yaptım. Bir şehir plancısı olarak yurtdışına gittiğinizde tabii ki başka bir gözle bakıyorsunuz. Yaşamın insanlar için nasıl kolaylaştırıldığını görüyorsunuz ve kıyas yapma imkanınız oluyor. Birçok siyasetçi arkadaşımız yurtdışına gidiyorlar, bakıyorlar ama görmüyorlar. Bakıp görmek başka bir kavramdır. Barcelona’ya defalarca gittim ve her gittiğimde farklı bir ders aldım. O kadar güzel tasarımlar ve dokunuşlar yapılmış ki… Çok basit ve maliyet gerektirmeyen dokunuşlarla yaşamın rengini değiştiriyorsunuz ve fırsata çeviriyorsunuz. Olimpiyatlar Barcelona kentinin yenilenmesini sağladı ve bugün belki de dünyanın en fazla turist çeken yerlerinin başında geliyor. İstanbul’a Dünya Mimarlar Derneği’nde misafirler geliyor. Bir gün dernek başkanına helikopter turuyla İstanbul’u dolaştırdılar. Kendisi gezdikten sonraysa, “Bu kenti Mimar Sinan’ın torunları inşa etmiş olamaz” demiş. Bu bizim için ders niteliğinde ve üzerine ciltlerce kitap yazılabilecek bir ifadedir. İstanbul adına şunu söylüyorum, İstanbul farklı bir noktaya doğru doludizgin gidiyor. Bir an önce İstanbul’un sakinleştirilmeye ve doğru bir vizyonla doğru bir yöne sevk edilmeye ihtiyacı var.

mehmet murat çalık ve ailesi

Ekrem İmamoğlu ile yol arkadaşlığınız nasıl başladı?
Ekrem başkanla bizim tanışıklığımız 13-14 yıla dayanıyor. Kendilerine bir planlama hizmetinde danışmanlık verdim ve hizmet ürettim. Ortakları vardı ve biz zaman zaman bir araya geliyorduk. Sonra dostluğumuz başladı ve başkanın tabii siyasete ilgisi her dönem vardı ve bende meslek insanı olarak elimden geldiğince mesleki olarak nasıl fayda sağlarız bunu başkanın her döneminde konuştuk. Süreçlerinde ben belediye başkanı olmadan öncede kendisiyle iyi ilişkiler içerisinde olan bir arkadaşı, dostuydum. Benim erkek kardeşim yok 2 tane ablam yok. Kendisinin de 1 tane kız kardeşi var. Biz birbirimize aynı zamanda da bu süreçte kardeşlik yaptık ve nefesimiz yettiği sürece de yapmaya devam edeceğiz. Ben siyasete girmeden öncede kendisi, “nasıl çalışalım? Sizlerle nasıl bir işbirliğimiz olsun? Dediğinde, ben kendisine bırakmıştım ve kendisi böyle takdir etti. Teknik koordinatörüm olmanı istiyorum dediğinde koşulsuz biz masanın hep bu tarafında oturduk biz masanın diğer tarafını hep şikayet ettik. Şunu şöyle yapsaydınız daha iyi olurdu dedik. Ekrem İmamoğlu’da, “Buyur kardeşim otur sen güzelini yap o zaman” dedi. Biz onun sayesinde masanın diğer tarafında hizmet verdik ama hizmetlerimiz ve duygumuz farklı bir noktaya taşıdı bizi. 2014’te geldiğimiz noktanın ötesinde bir yeri bugün konuşuyoruz. Belediyede hizmet etmiş olmak bana müthiş bir farklılık ve zenginlik kattı. 

İBB ile ilişkilerinizi nasıl yürüteceksiniz?
Büyükşehir Belediyesi ile omuz omuza, kol kola bu millete her dönem hizmet etmek isteriz. Dolayısıyla bu kentin İBB’den 10 yıllık alacağını da biz bu kente tekrardan kazandıracağız. Büyükşehir’in burada yapması gereken, bu kentin hak ettiği değerler var. Bunlardan bir tanesi metro ve bu kent metroyu 15 senedir bekliyor. Bu coğrafyada yaklaşık 2 buçuk milyona yakın insan yaşıyor ve bu insanlar metroyu hak ediyor. Biz bu insanlara hak ettiği hizmetleri getireceğiz. Sanatın ve kültürün daha da artarak bu kentin bir parçası haline geleceğinin garantisini verebilirim. Eğitime dair de yapacağımız şu, biz 13 tane kütüphane yaptık. Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi içerisinde 2500 metrekarelik bir kütüphaneden bahsediyoruz ve gençlerimiz kapısının önünde kuyruk oluşturuyor. Şu an İstanbul’da eşi benzeri olmadığını düşünüyorum. Biz kütüphanelere farklı kavramlar ekleyeceğiz. Rehberlik hizmeti vereceğiz. Çocukların hayatlarını kütüphanelerde şekillendirebileceksiniz ve biz evlatlarımıza destek olacağız. Evlatlarımızın dünyaya entegre olması lazım. Aziz Sancar Bilim ve Sanat Merkezimiz var. Aziz hoca, İTÜ, Beylikdüzü Belediyesi ve Aziz Sancar Vakfı ile işbirliği içerisinde projeleri bitirdik ve Aziz hocanın da onayını aldık. Mesele güzel binalar yapmanın ötesinde eğer binaların içini dolduramıyorsanız, oraya gerçekten bilimi ve sanatı getiremiyorsanız bir kıymeti yok. Kocaman binalar yapmak meseleyi çözmüyor. Kocaman adalet saraylarımız var ama içinde kayboluyoruz ve adaleti bulamıyoruz. Onun için biz küçük projelerle insanların hayatına dokunarak hayatlarını değiştireceğiz. Kimse  şüphe etmesin.

mehmet murat çalık ekrem imamoğlu

Ekrem İmamoğlu nasıl bir başkan?
Normal standart siyasetçilerden Ekrem İmamoğlu’nu ayıran bir özelliği var. O da bilim insanına ve meslek erbabına güvenmesi, sorumluluk vermesi ve inanın işlerine karışmaması. Eğer o koltuğu teslim teslim ediyorsanız ve sonrasında iradeyi koltuğun sahibine bırakmıyorsanız bu sefer farklı işler çıkıyor. Dolayısıyla bizim başkanımızla çok güzel bir çalışma dönemimiz oldu. Kendisinin siyasi bakışla projelerimize kattığı müthiş farklılıklar vardı ve cesaretiyle bizi de çok cesaretlendirdi. Biz çok özgür çalıştık ve 4 buçuk yıllık çok başarılı bir ilçe yönetimi gördük. Dolayısıyla bu kentin bütün problemlerine Ekrem İmamoğlu’da vakıf oldu ve gelir gelmez onları vizyoner bir şekilde önümüze koydu. Çözüm ürettik projelerini yaptık ama siyasi kararlılık çok önemliydi çünkü bir kenti yönetmek için bilgi, tecrübe, kararlılık ve cesaret lazım. Herkes aynı cesaretle yaklaşmıyor ve iradenin sizde olması gerekiyor. Başkan iradeyi kendisi kullandı ve teknik insanlar olarak bizler çok huzurla işlerimizi ürettik. Başkanın önüne biz özgürce istediğimizi gibi projeleri çıkarttık. Kendisinin ilaveleri oldu ve ortak çabayla bu kenti bir noktaya taşıdık. Beylikdüzü’nde yaşamın dili değişti ve değişmeye devam edecek. Bizim sloganımız da “Beylikdüzü hedef büyütüyor”. Aslında İstanbul’un en huzurlu ilçesi olmaya aday bir ilçemiz var ve biz bunu sağlayacağız. İnanın Avrupa’ya da örnek olacağız. Şu an ortaya koyduğumuz hedefler Avrupa standartlarının üstünde hedefler ve bu 5 yıllık periyotta bu kentin bir kıyı kasabası olduğunu, kıyıya sahip bir ilçe olduğunu bu kentte yaşayan insanlara hatırlatacağız. Sanatı da, sporu da, insanlarımızı da denizle buluşturacağız. Bu kenti artık denize sırtını dönen bir kent olmaktan çıkaracağız. Yaşam Vadisi’nin 3.etabında denizle temasımızı sağlayacağız. Ulaşım olanaklarını artıracağız ve Yaşam Vadisi’nin denizle buluştuğu noktadan itibaren hem sağa Gürpınar’a doğru, hem de sol tarafa Marina’ya doğru projeleri de ürettik. Bu kentin şu an arkeolojik olarak batık bir kenti var ve biz şu an bunun üzerinde çalışıyoruz. Kara tarafında da arkeolojik kazı çalışmalarımız var. Belki de birkaç sene içerisinde bu kentin çehresi bambaşka bir noktaya gelecek. Beylikdüzü antik bir limana sahip ve bu değeri işleyeceğiz. Bu kenti hak ettiği noktaya ulaştıracağız ve bu kentin problemi kalmayacak. Biz geldiğimizden bu yöne 2014-2019 arası nüfus artışı 106 bin. Bu denli nüfus artışının olduğu yerde ilave ulaşım olanaklarının da konuşuluyor olması lazım ama bizim talihsizliğimiz ne yazık ki siyasetin dili… 

Mehmet Murat Çalık kimdir?
19 Kasım 1972 yılında Trabzon’un Maçka ilçesinde doğdum. İlk, orta ve lise ikinci sınıfa kadar Maçka’da eğitim gördüm. 5 yıl Maçka Cumhuriyet İlkokulu’nda okudum. Maçka Cumhuriyet Ortaokulu’nda sonra Maçka Lisesi’nde ikinci sınıfa kadar okudum. Trabzon’a taşınmamız sonucu son sınıfı Trabzon Lisesi’nde bitirdim. Maçka küçük ama duygusu çok büyük bir yer. Doğduğumuz topraklar bizi farklı yetiştirdi. Özgüvenimizi ve bu duygumuzu tamamen doğduğumuz topraklardan alıyoruz. Ben yüzmeyi ilk Maçka Deresi’nde öğrendim ve biz hep akıntıya karşı yüzerdik. Maçka’nın farklı bir duygusu vardır. Gökyüzünü görmek için başınızı yukarıya kaldırmanız gerekir, dört bir tarafı dağlarla çevrilidir. Maçka insanı özgürlükçüdür, düşündüğünü söyler, doğrudan yana tavır koyar. Biz öğretmenlerimizden de hep bu duyguyu aldık. Maçka çok zengin topraklar değildi. Onun için bizim okumaktan ve kendi işimizi kendi çabamızla ortaya koymaktan başka şansımız yoktu ve bizim de o şansı çok iyi değerlendirdiğimizi düşünüyorum. Küçük bir yerleşim yerinde doğdum ve büyüdüm. Onun avantajlarını hep hissettim çünkü bizde mahalle kavramı vardı. Dostluk, komşuluk, arkadaşlık gibi kavramları biz yaşamımızın her anında hissettik. Komşularımızla aile gibiydik. Sabah saatlerinde okula giderdik ve okul dönüşü arkadaşlarımızla hep sokaktaydık. Komşularımızın gözü bizim üzerimizdeydi ve anne, baba, abi şefkatiyle kol kanat gererlerdi. Dolayısıyla farklı bir duyguyu biz küçücük bir şehirde öğrendik. Küçücük ilçemizde bize o duygular verildi. Maçka’dan çıkan çok değerli sanatçılar var. Maçka’mızı Trabzon’umuzu çok güzel bir şekilde temsil eden edebiyat, müzik, resim, sanat alanında çok kıymetli isimler çıktı. Bu topraklar her dönem vatana millete faydalı insanları yetiştirmiştir ve doğduğum büyüdüğüm topraklar benim için çok kıymetlidir. Türkiye 7 iklim, 7 bölge her noktasını çok seviyor ve her noktasıyla, insanıyla gurur duyuyorum. Dolayısıyla bizim o geçmişte yaşadığımız duygulara tekrardan dönmemiz lazım, bize onları kaybettirdiler. Umarım çocukluğumuzun günlerine hep birlikte döneriz. Dönebileceğimiz günleri hep birlikte oluştururuz. Benim arzum ve isteğim bu ve bunun için çaba göstereceğim.

Röportaj: Anıl Boduç

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.