13.07.2020, 00:18

24 temmuz değil 3 Kasım emperyalizmin oyunudur!

Bugün, İstanbul sözleşmesini çalışıp sizlere görüşlerimi aktaracaktım ama sanırım biraz daha konuya derinlemesine çalışmam gerekiyor, diğer ülkelerin de bakış ve uygulamalarını araştırmak için sizden zaman isteyerek bir başka güncel konuyla sizleri meşgul edeceğim.

Fetö’nün amacı ilk günden beri aynıydı!

Askerliğimi yabancı dillerim sebebiyle yurtdışında Uluslararası bir görevlendirme ile yaptığımı yakın dostlarım bilir. Romanya’nın Köstence şehrinde 10 ay boyunca ülkemi elimden geldiğince temsil etmeye çalışmışmıştım. 2004 Senesinden bahsediyorum; o zaman birlikte görev aldığım arkadaşımın Recep Tayyip Erdoğan ve Fetö’yü deliler gibi savunduğunu hatırlıyorum. Kendisini vizyon sahibi olarak görüyordu ve beni aşağılyordu. Çok hararetli bir şekilde Fetö’nün bir Amerikan operasyonu olduğunu ifade etmiştim ama dinleyen yoktu! Benim gördüğümü görenler yavaş yavaş yok edildiler ve alaşağı edildiler. AKP hükümetleri buna bu süre boyunca hep sessiz kalmadı mı?

Köstence’deki Türk okullarını ve Fetö’cülerin diğer operasyonlarını da hayal meyal hatırlıyorum. Bizim arkadaş hafta sonları hep onların yanına gidiyordu. Fetö’nün Romanya’daki okullarında hep üst düzey bürokratların çocukları vardı. O okullardan öğretmenlerle bile tanışmıştım bir iki bayramlaşmada. Romanya’daki komutanlığımıza o dönem Amerikan Genelkurmay Başkanı Schoomaker gelmişti. Beni toplantı salonuna davet etmemişlerdi ama o Fetö’yü savunan asker içerde fotoğraf işleriyle meşguldü. Ne diyeyim? Kimi aralarına alacaklarını biliyorlar… Meseleleri derinlemesine epey zamandır takip ettiğimi bilin diye konuyu anlatarak başladım yazıma.

Vizyon=Muhafazakar Laz Müteahhit

“Tam bağımsızlık” savunulması gereken bir olgu ama bir şekilde emperyal ülkelerle de ikili ilişki içinde olmanız gerekiyor. Tümüyle soyutlayamazsınız kendinizi. Özellikle ülkemiz şu anki ekonomik krizle baş etmenin yolunu ararken bazı ülkelerle işbirliği içinde olmadığını da söyleyemeyiz mesela; İngiltere’den gelen sıcak para için ne tür vaatler verdiğimizi bilmiyorum. Sorulması gereken çok soru var. Kimse ben sütten çıkmış ak kaşığım, ben tam bağımsızlıktan yanayım demesin. Hükümetin duruşuyla alakalı olarak referans noktaları da eleştirilmeli bence. Hükümetin referansları toplum ve halk çıkarı olmuyor çoğu zaman. Kıdem tazminatı fonu İMF’nin 12 Eylül’deki kararıydı. Şimdi bu fonu harekete geçirmek istiyorlarsa bu emperyalizme hizmet etmek değil midir?

Hükümet ekonomik krizle geldi, bir başka ekonomik krizle de gidecek gibi gözüküyor.

Oysa bütün bu süre içinde ekonomiyi rayına oturtmak için epeyce süreleri vardı. Betona yatırılan paralar bugün heba oldu. Fabrikaya, teknolojiye, eğitime yatırım yapılmış olsaydı; bu köprüler o kadar göze batmazdı. Vizyon diyoruz ya? Vizyon bu kadar işte. Muhafazakar Laz müteahhit kafasıyla anca bu kadar oluyor!

Kanal İstanbul emperyalizm projesi değil mi?

Ayasofya kararı tam bağımsızlığı anlatan bir örnek midir? Evet, ama tam bağımsızlığı savunuyorsan eğer Kanal İstanbuldan da vazgeçeceksin. Hem Çevre katliamı hem de ulusal güvenliğe, Boğazlar sözleşmesine darbe vuracak bir hareket. Bizdeki hak’lar Süveyş kanalını kontrol eden Mısır’da yok. Bu kirli oyuna alet olunmaması gerekir.

Fizan’da Atatürk’ün ne işi vardı?

Özetle; AKP hükümetleri bugüne kadar çok az sayıda tam bağımsız adımlar attı. Bunu kendileri de Fetö ilişkisi içinde itiraf ettiler ama Libya mesalesinde haklılar. Orada olmak doğru bir karardır. “Fizan’da ne işimiz var?” dedi Kemal Kılıçdaroğlu? “Gazprom’un orda ne işi var?” demesi gerekmez miydi? Kemal Bey aslında Mustafa Kemal’in Libya’da ne işi vardı? demiş oluyorsunuz o zaman! Bilmenizi isterim ki bana çok acı veren bir soru, söylem oldu bu!

AKP 15 Temmuz sonrası bir uyanma yaşadı ama mesela 24 temmuz’da Ayasofya üzerinden Lozan’la hesaplaşma’yı da gündeme sokarak oy devşirme peşindeler. Kendileri bile inanmıyor Lozan meselesine ama seçim için malzeme lazım. Ayasofya Mustafa Kemal Atatürk döneminde müze oldu. Niye oldu? Neden oldu? Sen değiştirdin, itiraz eden de yok. Ayasofya’nın Lozan’la ne alakası var Allah aşkına? Lozan’la hesaplaşma demek Emperyalizme hizmet etmek demektir. Lozan bu ülke’nin tapusudur ve Mustafa Kemal son 200 hatta 300 yılın en bağımsız lideridir.

Suriye’ye ilk kim “girin” dedi?

Emperyalizm bizi ilk olarak Suriye bataklığına itmedi mi? Bugün Suriye’de engel olmaya çalıştığımız sorunları aslında Davutoğlu döneminde biz yaratmadık mı? Aynı emperyalist ekonomik sisteme bağlı AKP’nin Babacan’ı T.C.’yi Ziraat Bankasının ünvanından kaldırmadı mı? Şimdi emperyalizm bu iki isme muhalif olunması için bir rol vermedi mi? Birbirimizi kandırmayalım! AKP ile mücadele edilmesi gerekiyor ama yetmiyor; bu kesimlerle de mücadele edilmesi gerekir. Emperyalizm bu ülkede AKP çizgisinden asl vazgeçmemiştir. Samimi ise eğer AKP; bir aynaya bakıp acaba bu adamlar beni ilk başta neden istediler diye çizgisini sorgulaması gerekmiyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı Ali BABACAN mıdır?

Abdullah Gül parti lideri olmadığına göre hala aday olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun aklında olabilir ki Muharrem İnce’den önce onun ismi’nin İyi Parti’ye önerildiği konuşuldu. Meral Hanım’ın reddetmesi sebebiyle bu adaylık gerçekleşememiş deniyor. Kemal Bey çok akıllı siyasetçidir; bu tarz söylentilerin, tekliflerin aslında AKP’den oy kopartma; “Bakın biz, AKP kökenli bir adayı bile destekleyebiliriz manasında sağ, muhafazakar seçmene yönelik manüpilatif bir hareket” olarak da okuyabiliriz. Ama böyle de olsa CHP’nin genel karakterine aykırı, iddiasını zayıflatan bir yöntem’dir. Bunun içindir ki Umut Oran çıkıp “İttifaklar olmadan, kendi iddialarımızla da iktidara gelebiliriz” demiştir ama CHP Genel Merkezi bu bakışla yakında uzaktan ilgili değil.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun taktiği tutacak ama strateji kime ait?

“Kemal Kılıçdaroğlu’nun taktiği tutacak” diyorum ama iktidar’da kim olacak? Burada bir strateji eksikliği görüyorum. Daha doğrusu strateji’nin sahibi Kemal Kılıçdaroğlu değil bence. Tam bağımsız Türkiye’den yana bir Cumhurbaşkanı mı yoksa Tayyip Erdoğan’ın partisinde Emperyalizmle bağlarını koparmamış, bir aday mı muhalefetin başında aday olacak? Bu al birini, vur ötekine sarmalından bizi kurtaracak bir hareketin olmayışı beni epeyce üzmektedir.

Kurultay’da boş zarf kampayası PM’den pay kapma kavgası’dır.

Cumhuriyet Halk Partisi tam bağımsız Türkiye sloganı yerine aksine yerel yönetimlerin ve uzantılarının hakim olduğu bir kurultaya doğru gidiyor. İdeolojisi olmayan sol görünümlü liberal grupların Kurultay’a damga vuracağını da hep birlikte göreceğiz. Hiçbir beklentim yok demeyeceğim; Anadolu delegesinde homurdanmalar var belki bir yere varılabilir ama PM’de Anti Emperaylist duruşuyla ön plana çıkan direnen güçlü bir grup yaratılmalıdır. Ne yazık ki görüyorum ki Kemal Kılıçdaroğlu ile hesaplaşma içinde olan güçlü grupların genel derdi kendi koltukları. O yüzden ilk turda sadece PM’de bize de yer ver demek için birinci gün Genel Başkan’a boş oy kullanma kampanyasına başlamışlar. Bu eylem, nitelikli muhalefetin de söz hakkını ortadan kaldırtan bir operasyon’dur. Deniz Gezmiş park’ını açmakla Tam Bağımsız olunmuyor. Onun “Tam Bağımsız Türkiye” sloganı’nı harekete geçirmek önemli. Lafla peynir gemisi yürümez. CHP’deki tek mesele de budur.

Yorumlar (0)