Bu yazı “Osmanlı Avrupası’nda İhtida Fetih” başlıklı dünkü yazımın bir devamı olarak okunabilir. 
1665 yılında kendini Mesih ilan eden Haham Sebatay Sevi olayı vardır ki, apayrı bir yazı konusu. Kitapta genişçe işlenen bu konu, ihtida ve Kadızadelililer hareketi bağlamında ele alınmış. Sevi’nin önüne iki seçenek konur: Ölüm ve ihtida (dininden dönerek Müslüman olma). Sevi bunca iddiasına rağmen, kimi dervişler gibi inancı uğruna ölümü değil, ihtidayı seçer. Sarayda süpürgeci görevi verilen Sevi, sonunda 1671 yılında Arnavutluk’un Uljin kentine sürülür ve 1676 yılında orada ölür. 
***
Bir kafiri Müslümanlığa çevirmenin     sevapların en büyüğü olduğu inancı, Osmanlı döneminin azalan, çoğalan ama, değişmeyen ihtida hareketinin temelini oluşturur. İslam hukuku ihtidanın gönüllü olması emreder. Kimi tarihçiler bu hukuki koşuldan hareketle ihtidaların gönüllü olduğunu iddia eder. Bunlardan “Minkov, arşiv belgelerini anlatısal kaynaklarla birlikte okumadığı, belgelerin tutulduğu güç ilişkileri bağlamını anlamadığı için bu sonuca varabilir” (300) diyen yazar Davıd Bear, bir tarihçilik yöntemi olarak belge okumanın ne anlama geldiğinin “güç ilişkileri bağlamı” diyerek altını çizer ve ihtidaların zorlama yoluyla olduğunu belirtir.  
***
Eminönü’nde Valide Sultan Cami olarak da anılan Yeni Caminin inşasına 1589 yılında Safiye Sultan tarafından başlatılmış, mali vb. sıkıntılar yüzenden devam etmemiştir. Ancak 1663 yılında Hatice Turhan Sultan tarafından caminin yapımı tamamlanmıştır. Buradaki inşaat cami yapımıyla kalmamış, Mısır Çarşısı, türbe, sebil, medrese, sıbyan mektebi ve hünkâr kasrıyla     birlikte bir yapılar bloğu oluşturulmuş. Bu kadar alan, arsa nasıl temin edilmiş?
***
Bölge bir Yahudi yerleşim yeri. Mülklerine el konulan Yahudiler, buradan Hasköy taraflarına sürülüyor.  “Sinagogların bulunduğu arsalar ve cemaatlerin sahip oldukları mallar hazineye aktarılıp devlet mülkiyeti oldu ve Müslüman vakıflar açık artırmalarda bunları satın aldı. Sinagog arsaları satın alındıktan sonra, Yahudiler… o alanlardan sürüldüler. (146) 
Bu arsalar hazineye aktarıldı derken, bu mülklerin karşılığı için Yahudi hak sahiplerine herhangi bir ödeme yapılmıyor. 
***
Fetih ve ihtida, birbirini tamamlayan ve devlet/saray tarafından İslam fıkhına dayanılarak meşruiyet kazandırılan bir harekettir. (Meşruiyet, öznel alana ait bir terimdir ve her meşruiyet, haklı ve doğru olduğu anlamına gelmez) “Camiyi yapanlar, hatırı sayılır bir tarih bilinci sergilediler. Yahudilerin Eminönü’nden Hasköy’e sürülmesini Muhammed’in Yahudi Beni Nadir kabilesini Medine’den sürmesiyle karşılaştırdılar; zira hünkâr köşküne çıkan koridoru süslemek için Kuran’ın Haşr suresini seçmişler. Haşr suresi, Allah’ın inanmayan Yahudileri müminler şehri Medine’den nasıl kovulduğunu anlatır.” (152)  
İlginç olaylar
Dönemin başarılı Sadrazamı Köprülü Mehmet Paşa Arnavut olup sarayda aşçıdır. Önce vezirliğe atanıyor, sonra da sadrazam oluyor.
***
Hatice Turhan’ın tarafını tutan Yeniçeriler, Kösem Sultan’ın dairesine vuruşa     vuruşa ulaşırlar. 70 yaşındaki Kösem     Sultan gizli bir bölmeye saklanır ama, bulup boğarak öldürürler. 
***
Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa “Dindarlığına rağmen, şarap içmeyi yasaklayan son fermanın çıkarılmasından birkaç yıl sonra, kırk yaşında alkol yüzünden öldü.” (267)
***
İkinci Viyana Kuşatması seferine çıkılırken “O yıl Osmanlı bütçesinin yaklaşık yüzde 10’u 2.500 kaftana harcandı.” (327)
***
Yazar, Osmanlı tarihçisi Silahdar’ın “Tarih-i Silahdar” adlı kitabından şu     alıntıyı yapıyor: “Kuşatma kutsal Recep, Şaban ve Ramazan aylarında gerçekleştiği halde zinayı ve oğlancılığı bırakmadılar,     içmeye o kadar çok alıştılar ve o kadar     sarhoş oldular ki, Allah’a şükretmeyi unuttular.” (338) 
***
IV. Mehmet Viyana bozgunu haberini getiren kişiyi kötü haber getirdiği için     öldürtür.
***
1684 tarihli anonim bir vakayinamede büyük bir savurganlık örneği olarak “IV. Mehmet’in sarayında yaklaşık iki bin cariyesi bulunduğunu ve Padişahın birkaç yüz cariyeyi kendisiyle birlikte ava götürdüğünü iddia eder” (363)
***
Bu kitap Perslerden, Romalılardan, Doğu Roma’dan Osmanlı’ya ana hatları itibariyle (işgal – garnizon – vergi) aktarılan ve İslam’la birlikte buna “Millet         Sistemi” denilen Müslüman -gayrimüslim ayırımının bize anlatıldığı gibi, kendi         içlerinde özgür yapılar oldukları iddiasının pek de öyle olmadığını belgeleriyle         anlatmaktadır.  

DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.