08.03.2021, 06:05

8 Mart'ı anlamak...

Birleşmiş Milletler tarafından 1977 yılında kabul edilen 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün geçmişine baktığımız zaman dünya kadınlarının zulme, haksızlıklara, baskılara karşı nasıl mücadele ettiğini çok iyi anlıyoruz.

Cinsiyet eşitsizliğinden doğan haksızlıklara karşı verdikleri savaşın başlangıcı; 8 Mart 1857 yılında Amerika’nın Newyork kentinde, tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının , düşük ücret ve ağır çalışma koşullarını protesto etmek için greve gitmesi ve grev esnasında çıkan yangında, kurulu barikatla sebebiyle kaçamadıkları için 129 kadın işçinin hayatını kaybetmesine dayanmaktadır.

Yaşanan olaydan 52 yıl sonra 1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag şehrinde düzenlenen II. Sosyalist Enternasyonal toplantıda Clara Zetkin de önerisiyle kadın hakları mücadelesi için 8 Mart kadınların mücadele günü ilan edilmiştir.

Ülkemizde de 8 Mart kutlamaları 1921 de başlamıştır. Ancak 1980 darbesinden sonra 4 yıl ara verilmiştir. 1984 yılından sonra 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak tekrar kutlanmaya başlanmıştır.

8 Mart’ı konuşurken birinci sırada ele alacağımız en önemli konu; “kadına şiddet ve kadın cinayetleri” dir. Ülkemizde kadın hakları mücadelesinde beklenen iyileşmenin aksine daha da ağırlaşan bir salgın gibi kadına şiddetin 2021 yılında ivmesi gittikçe yükselmiştir. 2020 yılında, ülkemizde, 300 kadın erkekler tarafından öldürülmüş ve yine son 5 günde de 5 kadınımız kadına şiddet kurbanı olmuştur.

Bu konuda toplum olarak topyekün mücadele etmeliyiz. Birinci planda da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 121. Toplantısında kabul edilen ve 11 Mayıs 2011 de İstanbul’da da imzaya açılan “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ” adını alan 1 Ağustos 2014 de yürürlüğe giren; kadını ve çocuğu şiddete karşı koruyan bu sözleşmenin ve akabinde çıkarılan 6284 Sayılı Kanunun ihmaller olmadan acil uygulanması şarttır.

8 Martı konuşurken kadının dünyadaki, ülkemizdeki, toplumdaki yerini kavrayamazsak çözüm adımlarımızı da doğru atamayız. Sizlere özetle Türkiye’deki kadınların ekonomide, siyaset alanındaki kadınların oranlarını örnek göstermek isterim;

Sizler de cinsiyet eşitsizliğinden doğan bu vahim sonuçları okuduğunuzda, umuyorum ki 8 Mart’ı daha iyi anlayacaksınız…

Türkiye’de nüfusunun 41 milyon 698’ i, kadınlardan 41 milyon 915’ i ise erkeklerden oluşmaktadır. Yani nüfusun cinsiyetlere göre dağılımı nerdeyse yarı yarıyadır.

Kadınların Türkiye’de ekonomideki yerini örnek vermek gerekirse; TÜİK oranlarına göre %28.7’si kadın, yüzde 63.7’si ise erkektir. (Tarım işçileri dahil )

Kadının siyasetteki rolüne gelirsek; 1935 yılında nüfusumuz 16 milyon olduğunda meclisteki kadın sayımız ise 17 idi. 1934 yılında seçme ve seçilme hakkımız Mustafa Kemal Atatürk tarafından verildiğinde Dünyada 2. sıradaydık! 1789 yılında devrim yaşamış Fransa dahi kadınlar seçme ve seçilme hakkını 1946 yılında kazanmışlardır.

Bugün 82 milyona dayanan nüfusumuzla, kadınların siyaset içerisindeki oranı maalesef yüzde 17 dir. Bu oranla birlikte de dünyada şuan 126. Sırada yer alıyoruz. TBMM deki 600 milletvekilinin ancak 103’ü kadındır. Parti bazında dağılımları ise şöyledir;

AKP 52

HDP 25

CHP 18

MHP 5

İYİ PARTİ 3

Geri kalmış bir ülke sayılan Bangladeş’ de dahi kadınların siyasete katılım oranı yüzde 20 olup bizden çok daha ilerdelerdir. Tüm bunları değerlendirdiğimizde; 2021 yılı Türkiye’sinin kadın hakları ve kadının etkin rolü konusunda ileriye değil geriye gittiğini görüyoruz.

İnsan Hakları temelinde, kadınların ekonomik, siyasi ve sosyal bilincini geliştirmek için her alanda cinsiyet eşitsizliğinden doğan haksızlıklara karşı mücadelelerinde yanlarında olursak ancak 8 MART’ı gerçek anlamda yaşatma ve kutlama hakkına sahip oluruz.

Yorumlar (0)