20.09.2020, 13:04

Açgözlülük, savaş ve barışın nimetleri

Açgözlü olmayı niteleyen olgu paylaşmamaktır; paylaşmayı bilmiyorsan açgözlüsün, nokta. Paylaşmamak kıyametin işaretidir. Yoksulların açgözlülüğünü anlarım, çünkü yoktur; ama varsılların açgözlülüğü anlaşılır gibi durmuyor, üstelik her türlü fitne ve fesadın kaynağı da bu “hep bana”cılıktır. Açgözlülük her şeyden önce arsızlaştırır. Arsız insan, bütün insani değerlerle mesafesini kaybeden insandır. Arsız haddini bilmez, o nedenle de saygısızdır. Açgözlülük öteki anlamıyla insan olmayı unutmaktır. Oysa bütün değerlerin kökeninde insan olmayı hatırlamak vardır. 

Açgözlü, paylaşmayı bilmez; o nedenle de demokrat değildir. Açgözlü, arsızdır; o nedenle de çok kolay yalan söyler. Açgözlü, insan olmayı unutmuştur; o nedenle de hiçbir değere sahip değildir. 

Açgözlünün dili, barış dili değildir. Açgözlü, çatışma ve kutuplaşma olmadan elindekini koruyabileceğine inanmaz;  o nedenle saldırgandır. Tamah ettikçe, dili askerileşir. Kültüründe ganimetten daha büyülü sözcük yoktur. Ve yalan, çıkarlarına hizmet ettikçe, bize asla doğruları söylemez. Çünkü açgözlü ve tamahkar davrandıkça hakikatlerle arasındaki iyilik mesafesinin giderek açıldığını fark eder. Artık çalınan minareye kılıf aramak onun için adeta bir sanat olur. 

Gelişmemiş ya da az gelişmiş olan bütün ülkelerin boynundaki pranganın adı açgözlülüktür. Demokrasi yokluğunun ya da yoksunluğunun nedeni de budur. Demokrasi, her şeyden önce paylaşmayı bilenlerin rejimidir. Eğer paylaşmaya inanıyorsan, varlığını paylaşarak koruyacağına iman etmişsen, demokratikleşir ve demokratik bir düzen kurarsın. Sosyal devlet olmanın biricik koşulu, varsılların açgözlülükten vazgeçmesidir. Açgözlülükten vazgeçme iradesi göstermeyen bütün ülkeler, sancılı ve sıkıntılı süreçler yaşamaya mahkumdurlar. 

Savaş, sonuç olarak bir açgözlülük eylemidir; çünkü bütün insani ihtilaflar konuşarak çözülebilir nitelikler taşıyor. Son tahlilde her ihtilaf insanoğlunun eseridir ve insanoğlu esasında o ihtilafa hakimdir. Onu kontrol edebilir, onu uygun koşullarda çözebilir ama açgözlülüğün acelesi vardır ve hızla sonuç almak ister. Bu yanıyla savaşı besleyen şey açgözlülüktür. Aslında bütün savaşları biz besleriz. Savaş sadece tüketir. Ama barış öyle değildir; barış besler bizi. İnsanlık bütün büyük ilerleme adımlarını barış zamanında atmıştır. Savaşın ilerleme kaydettiği görülmemiştir. Çünkü savaş tenceremizi tüketir. Barış, tencerenin kaynadığı zamanın adıdır. Kısaca savaş külfet, barış nimettir. 

Açgözlü, oyun kurduğunu sanır; oysa açgözlü pastayı büyütmediği için ve varolan pastadan daha büyük dilimi talep ettiği için oyun filan kurmaz. O sadece rakiplerinin pozisyonuna göre pozisyon alır. Eğer rakibin senin pozisyonunu belirliyorsa burada oyun kuruculuktan söz edilemez. Nesnel olarak durumun ötekinin hareketine bağlıdır. Bağlı ve bağımlı olanlar oyun kurup yönetemezler. Açgözlü, oyun kuramadığı gibi, kurulmuş oyunlara öncülük filan de edemez. 

Çünkü öncülük ya da liderlik her şeyden önce paylaşımcı bir karakter talep eder. Öncülük, uzun erimli bir düşünce hassasiyetinin ürünüdür. Varlığını yarına, yarın olacaklara indirgeyenler liderlik ya da öncülük edemezler. Hayat kadar paylaşımcı bir kapasite geliştirmeden öncülük ancak rüyada görülebilecek bir mucizedir. 

Açgözlü, sorun biriktirir. Açgözlü, çözümlerin değil, sorunların tarafı ve muhatabıdır. 

Yorumlar (0)