08.03.2021, 06:02

Adı var kendi yoktan adı insana evrilsin!

Her gün, geçmişe değer katmış bir kimliği anıyoruz; rahmetle minnetle... Hiç düşündünüz mü kim, sizi hangi sebeplerle anacak? Siz aslında kimsiniz? Kayırmacı, ispiyoncu, entrika sever, çelmeci, düzenbaz, dedikoducu, hain, asalak, şakşakcı, çapsız, istisnasız muhalif, Elifi görse mertek sanan cahil, güçlüye yaslanan aciz; haramzade; hangisi? Her gün kendinize bu soruyu sorabilir misiniz? Ben kimim?

Güçlünün haklı olduğu; haksızın arsız olduğu bir mecrada “Donkişotluk yapın.” demiyorum. Sadece kendiniz olma hevesiniz ve bu heveste olan insanlara dokunmamanız bile iyi bir adım olacaktır. Her gün iştahla andığınız kimliklerden feyz alabiliyor musunuz? Hayranlığınız, hiçbir zaman olamayacağınız övülmüş vasıflara mı? O övülmüş vasıfların size yol açtığını hiç düşündünüz mü? İnsan, rahmet, vefa, minnet besliyorsa; o yolu açtığı ve o yolda yürüdüğü için olmalı; değil mi? Ancak açık yollar ıssız... Siz kimsiniz; ne üretirsiniz? Zavallı bir şakşakçı ya da zalim bir lider; hangisi? Her ikiniz de birbirini var eden, besleyen, büyüten, garantörlük eden... Yazarsanız; över ya da söversiniz. Bilinç, bilinçaltını yönetemiyor; o bilince sahip değiliz. Bu başlı başına bir mevzu... Ne olacağınızdan önce kim olduğunuz önemli. Kim olduğunuzla ne yapacağınızı, beyninizin yirmibeşine kadar gelişen ‘Neo Korteks’ kısmı belirliyor. Sizi hayvandan ayıran kısım. Orta beyin de yetmez; ‘Sürüngen Beyin’ in size oldurduklarını silmeye.

Alkışlarla yaşıyoruz; alkışladıkça bir koltuğa sahip oluyoruz; ürettiğimiz şey coşku... Oysa her iş sanat; her insan sanatkar.. Sanatınızı alıyor; işinize talip oluyorlar; işçi olun; ruhunuzu satın ya da öldürün istiyorlar. İç enerjiniz, ruhunuzu besleyen kaynaktan; kaynağı da haklı, dozunda taktir besliyor. Peki özgün yetilerini yok ettiğiniz insanın alkışı size kendinizi yeterli hissettirir mi? Herkes kendi iç enerjisini de kaybedince olan oluyor. Eğitim şart! 

PROF. DR. OKTAY SİNANOĞLU DİYOR Kİ...

“Eğitimin ilk gayesi; insanı, hem kendisi hem de toplumu için değer yaratacak düzeye getirmek olmalı. Egitimin ikinci gayesi ise; bir ulusun, geçmişi ile geleceği arasında köprü kurmak olmalı. Yoksa onu kimliksiz, kişiliksiz, bilinçsiz ve darmadağın, ortak bir değerler manzumesinden yoksun; kuru bir kalabalığa dönüştürürsünüz."

Ben de diyorum ki...

İnsan, eğitimciyle bu iki misyonu üstleniyor; vizyonunu insan ile çiziyor. Özellikle özel kurumlar, bu işte taşın altına elini değil, kendini koymalı; özel okul yöneticilerinin, liderlerinin işi, kıl tüyle uğraşmak değil; hayata değer katmak üzerine olmalı. Değer katanlarla ‘ İD ‘ yüzünden uğraşmayı bırakın; süper egonuzu besleyin, eğitim alın ve öyle eğitimler verin; düşünün. Ne istediğinizden çok ne yapmanız gerektiği önemli; eğitimci topluma adanmış bir ruha sahip olmadıkça; sermayedar olmaktan öteye gidemeyecek. Bırakın böcek yerleştirmeyi, bırakın maşa ile iş görmeyi, bırakın insanları ayıplı hale getirecek stratejiler üretmeyi. Kimseniz, öyle kimliklerle yol alırsınız. Siz kendinize “...ben kimim dediniz mi? “ Kim ne dese, ne olur? Bilseniz ne olur? Sonuç sürece tabidir. Süreci değersizleştirme, sonuçtan olur. Dopamin seviyemizle oynayan bir sistemle; ancak kişilik bozukluğunu tetikleriz. İnsan değerli bir varlık; hizmet ehli olan ama... Onu değersizleştirmeyin; birbirine kırdırmayın; onun hizmete gönüllüsünü seçin; seçtiğinizi eğitin; ama önce kendinizi eğitin. İnsan olan eğitimin karşısında, eğitimlinin karşısında gönüllü eğilir; insan olan ama!.. Gözünüz görmeden hüküm giydirmeyin; gördüklerinizle yetinmeyin. Görünenin arkasındaki manzara gelişmiş bir beyin istiyor. İleri gelenler! Bu ülkenin öğretmenini, okullarını, öğrencilerini rahat bırakın. Onlar sokak lambaları; gelip geçenin aydınlandığı. Onlar sizi eğitsin; rahat bırakın. Popüler seçilmişlerin parmakları sihirli değnek muamelesi görmesin. Hukuk boşluğu kullanır gibi; insan psikolojini insana hizmet için değil; onu kullanmak İçin kullanıyoruz. Hoşgörüyü, anlayışlı olmayı, empatiyi yani tüm terimleri yanlış tanımlıyor; yanlış amaç için kullanıyoruz. Doğru tek ve her olana sağlık olsun diyemeyiz. Bazen "öylesi olmaz olsun" denir. Çok değerli anlayışları unuttuk; yanlış ellerle, yanlış kazançlar İçin kullanıldığını anlayamayacak kadar cahil olduk. İtibarsızlaştırılan şeyler için iç geçirmeyin; itibarsızlaştırıldığımız için böyle oluyor. Değerler sandığınızı açın bakalım. İçinde hangi değerleri bulamıyorsunuz? Yoksa öyle bir sandığınız damı yok? "Ben kimim?" deyin hergün; o sandık dolar... Dünyaya gelecek insanı taşıyan, onu şekillendirmek ile görevlendirilen, Allah’ın cinsiyet seçmeksizin herbirini yetiştirme hasletleri ile donattığı insana yetisizmiş gibi davranan insan, sizce inançlı mı? Allah’ın mucizesini taşırken deneyimlediği; taşıdığı duyguları ve düşünceleri, sezgileri aktardığı, yine onun yetiştirdiği insan çöp ediyor. Şu da var; kadında bir tanrıcılık ya da bir basiretsizlik olmasın. Eğer dünyada insan iki cinse ayrılıyor ve güç, para oluyor; güç, kuvvet oluyorsa kadın suçlu. Sorumluluk paylaşımını bu kadar kötüye kullanmayın. Altı üstü insan. Ya zorbasını yarattığı için; ya da gücü seçtiğine verdiği için; kadın sorumlu. Eğer dünyada insan olmaktan ötürü haklar eşit konuşulamıyor; güç belirleyici oluyor, eşitsizlik doğuyorsa sorumlu, kadın. Kim bilir tembel olduğu için; hakkaniyetli olmadığı için ya da tanrıcılık oynadığı için... Peki size bahşedilen güç, onu korumak için ise; peki teferruattan yoksun düşünüş, netlik ve kısa yol için ise siz neden baş rolsünüz? Siz Allah’ın iş bölümünü mü beğenmediniz? İnsan nedir? Hayatta arayışınız nedir? Yaşam amacınız nedir? Hayatta oluş nedeniniz nedir? Güç ve çıkar ilişkilerinde o kadar zavallı oluyoruz ki... Hepimiz öyle iyi biliyoruz ki... Ne kadarız; Olmasalar ne kadarız; olsalar ne kadarız; hak ne; hukuk ne? Kendiniz ve kendiniz dışındaki herkes için tek tek düşünün. Siz de düşünün. Hiç kimse olmak bir değer; kimse gibi olmamak; kalabalığa inat. Sizce?

Yorumlar (0)