11.06.2021, 05:54

Anadolu doğasının korunması tükenmez sandığımız doğal kaynaklar ve biz

Konumuza geçen haftaki yazımıza bu hafta da devam ediyoruz. İnşallah sizi sıkmıyorum. Ama Anadoluda, Çanakkale'de, Rize'de ormanları, tarım alanlarını, Gölleri ve nehirleri kirletip, kurutup yok etmeye çaşılmasına tahammül edemiyorum. Bu yazıyla konumuza son vereceğiz. İnsanlar ve diğer canlılar için, hava, su, toprak, bitki örtüsü ve ormanlar doğal kaynaklardır ve onlar yaşamımızın sürdürülmesi için gereklidir. Bu kaynaklar aynı zamanda kendi kendilerini yenilerler. Tabi biz aşırı tüketmezsek.

Biz insanlar doğal kaynaklarımızın yaşamımızın sürdürülebilmesi için ne kadar önemli olduğunu unutuyoruz ya da kendi yaşamımızı, gelecek nesillerin yaşamını para karşılığı satıyoruz. Soluduğumuz hava, yaşamımızı destekleyen en önemli sistem. Hayatımızın her dakikasında ona muhtacız. Çevre açısından baktığımızda hava, atmosferik çevremiz içinde yer alır. Atmosfer, yeryüzündeki bütün canlılar için yaşamsal olan, karbon, azot, oksijen ve hidrojen gazlarının bir döngü içinde olduğu sistemdir. Biz insanlar, havanın ne kadar önemli olduğunu ve atmosferin görece olarak ne kadar ince bir tabaka olduğunu bildiğimiz halde, onu kirleticilerle doldurmaktayız. Hava kirliliği birkaç şekilde ortaya çıkar. Fakat bunlardan dördü özellikle tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır.

Bunlar sülfür bileşikleri, genellikle enerji santrallerinden, ısınmadan ve sanayiden kaynaklanır. Azot bileşikleri sanayi, enerji santralleri ve motorlu araçlardan kaynaklanır. Karbon monoksit, motorlu araçlardan kaynaklanır. Bir de toz havayı kirletir. Hava kirliliğinin her türü, doğrudan insan ve diğer canlıların sağlığını bozduğu gibi, küresel düzeyde de, asit yağmurlarına, iklim değişikliklerine ve ozon tabakasının incelmesine neden olarak yeryüzünün doğal dengesini bozar. Ozon tabakası milyonlarca yıl değişmeden 20. Asrın ikinci yarısına kadar gelmiştir. Son 50 yıl içinde insanoğlu ozon tabakasını tehlikeye sokmuştur. Yerden itibaren 15 ila 35 kilometre mesafede, stratosferde bulunan ozonun mevcudiyeti, yeryüzünü güneşin zararlı ışınlarından koruyucu bir kalkan işlevi görür. Asit yağmurları ise fosil yakıtların yanması ve maden cevherinin eritilmesi sonucunda ortaya çıkan sülfürdioksit ve azotoksitler havada asite dönüşür atmosferde, yüzlerce, hatta binlerce kilometre taşınır belirli bir yoğunluğa ulaşınca yağmur olur yağar.

Yatağan’ı, Afşin Elbistan’ı gören oraların halkı ile görüşen, ziraatın, ormanların nasıl bittiğine şahit olan, yöre halkının cilt kanseri ile uğraşısını gören ve bilen bir insan olarak bu konuya devam ettim. Gazeteleri okuyorum tv den haberleri dinliyorum, yurt içinde çeşitli bölgelerdeki çevreci dostların mesajlarını okuyorum gene beynim allak bullak oluyor. Ülkenin tarım alanlarına, meralarına, ormanlarına yani doğal güzelliği olan alanlara kalitesiz kömür yakacak santraller kurmayı. taş ocakları yapılmasını, maden ocaklarına izinveren hükümet, bu güneşi bol, rüzgarı bol ülkede termik santraller kurmayı düşünmesini bir türlü kabul edemiyorum.

Bu santraller soğutma suyu gerektiriyor bu da yer altı ver yer üstü suları da bitiriyor. Bu kirletmeleri doğa kabul edemiyor. Bakın denizlerimizde bir de deniz salyası çıktı karşımıza sonra plajlar masal olacak. Evet sevgili okuyucular daha çok çalışıp, daha çok kişiyi bilgilendirmemiz lazım. Hepinizin yardım ve desteğini bekliyorum. Sağlıklı kalmanız dileklerimle.

Yorumlar (0)