Tüm kanallar insanları uyuşturup yalan yanlış, bilimsellikten uzak dizilerle aptal, araştırmayan, itiraz edemeyen, hakkını arayamayan, her söylenene uyan, biat eden bir millet yaratıyor. Ben de onlardan biriyim. Yıllar önce eve hırsız girdikten sonra çelik kapı yaptırdım. Apartman çökünce birilerine ders olmuş evlerini boşaltmışlar yeniliyorlar. Kendine yeten bir millet iken patatesi, soğanı, pırasayı dışardan alan bir millet olduk. Tarımı yok ettik. Arşivimde buldum. Cumhuriyet Gazetesinin 1258 Sayılı nüshasında bakın ne diyor. 
Türkiye halkı kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur veya şehirlerini şekilsiz gökdelenlerle doldurup doğasını rezil ederek yaşanmaz hale getirir, ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir karşı çıkmaz. Kendi tarihinden habersizdir. Aslında ne dilini, ne dinini bilir, ne geleneklerini tanır, ne de toplumsal değerlerinin evriminden haberdardır. Muhteşem Yüzyıl diye diziyi televizyonlarda alkışladılar ben ilk okuldayken süt tozu göndererek milleti uyuttular, Amerika aracılığıyla İsrail'den gelen ürün vermez tohumları kullandırıp ülkesinde tarımı bitireceğini anlamadık. Büyük (!) Sultanımız Süleyman Fransa kralı I. François'yı hapisten bir mektupla kurtardığını okurduk mektepte. O François'in kurduğu Collège de France bugün dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biridir. Bizimkilerin hangi kurumu ayakta kaldı? Hangi kurumunun insanlığa beş paralık bir faydası oldu? Padişahımızın tek becerdiği kalıcı şey, aklı başında öz oğlu Şehzade Mustafa'yı Hürrem uğruna katlettirip, devleti bir ayyaşa teslim ederek halkının geleceğini karartmak oldu. 
Artık yeter! Bu ve benzeri rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten, buna karşılık bize bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp onurlu insanlar olmamızı sağlayan Atatürk'ü aşağılayan âlim pozlu, ukala tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi. Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz? Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Biz de o anayı besleyip duruyor, onun tosuncuklarına oylar veriyoruz. Artık yeter! Memleketimde her elimi attığım yerde cehalet çirkefine bulaşmaktan bıktık. 
Bu feryat çok haklıyız biz geçen yıl MMO (Makine Mühendisleri Odası) Kentleşme, Yerel Yönetimler, Ulaşım Komisyonunda bilimsel uğraşılar verip gerçek bilgiye ulaşırdık. 3. Köprüye neden hayır dedik? Çünkü çözüm değil. 1973-1994 yılları arasında köprülerle sağlanan ulaştırmada, "araç geçişindeki" artış yüzde1180, "insan geçişindeki" artış ise yüzde 173'tür. Araçların yüzde 80'i otomobil, otomobiller köprüden geçenlerin sadece yüzde 25'ini taşıyor. Boğazı geçen özel otomobillerde, araç başına 1.7 kişi (2 kişi bile değil) düşüyor. İstanbul trafiğinin yalnızca yüzde 11'i Boğaz Köprülerini kullanıyor. Ulaşımın yüzde 84'ü kentin iki yakasında kendi içinde gerçekleşiyor. 3. Köprünün kamulaştırma bedeli hariç, ihale bedeli yaklaşık 720 Milyar Dolardı. Oysa bir şehir hatları vapurunun maliyeti, 4-8 Milyon Dolar. İstanbul'da günde 10 milyon kişi yolculuk yapıyor. Bunun sadece 1 milyonu boğazdan geçiyor. Bir insanın 24 saatte kullanacağı miktardaki havayı, bir otomobil 15 dakikalık çalışma sonunda kullanılamayacak hale getiriyor. Ağustos 2004'te benim de katıldığım Uzmanlar, Meslek Odaları, STK'lar "3. Köprüyü gündeme getirmek İstanbul'a ihanettir" dendi. Aradan 15 yıl geçmiş, Yeni köprüler yapılıyor masrafını köprüden geçmeyenlere ödetiliyor. Her köprü yeni yerleşim alanları oluşturdu, ormanlarımız tarumar edildi. Şimdi esas felaket Kanal İstanbul. Getireceği felaketleri hepimiz göreceğiz. Sağlıklı kalmanız dileklerimle.
 

DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.