14.05.2021, 06:49

Aşı yok diye çaresiz değiliz!

GÜNDEM aslında vaka sayılarının düşmesinden çok aşı da yoğunlaştı. Çünkü tedarik sorunu yaşanıyor. Ama aşı yok diye çaresiz değiliz. Dünyada onlarca ülke tek bir doz bile aşı yapmadan salgını kontrol altına almayı başardılar. Geleneksel yöntemleri kullanarak.

Nedir onlar? Yaygın test birincisi. İkincisi saptanan vakaların kurumda izolasyonu. Hasta insanların, ev halkına da virüs bulaştırsınlar diye eve gönderilmesi hem kendileri, hem ev halkı için tehlikeli. İkincisi, bakanın kendisi de söyledi; bu vakaların önemli bir kısmının ortalıkta dolaştığını, işe devam ettiğini vb. biliyoruz. Kurumda izole edilmeleri şart. Üçüncüsü, saptanan vakaların temaslılarının ve onların temaslılarının saptanıp, hepsine test yapılıp karantinaya alınması. Yine bu saptanan vakaların enfeksiyonu nereden aldıklarının araştırılması. Yani virüsü hem ileriye doğru, hem geriye doğru takip etmek. Kuralına uygun filyasyon budur. Hedef, virüsü almış olma olasılığı olan her kişiyi bulmak ve bu kişileri toplumun geri kalanından ayırmaktır. Virüsü hapsetmektir. Filyasyonun mantığı budur. Bakanlığın yaptığı Türk usulü filyasyon eksiklerle doludur ve etkili olmamaktadır. Vaka sayılarının düşmesi fırsat bilinerek filyasyon rehberi gözden geçirilmeli, diğer ülkelerin deneyimlerinden ve DSÖ’nün tavsiyelerinden faydalanılarak usulüne uygun hale getirilmeli, filyasyonda çalışanlar eğitilmelidir. Diş hekimleri, ortopedistler, gerçek alanlarına iade edilip, yeni insanlar eğitilmeli ve işe alınmalıdır.
 

Test sayısı en az

yüzde 10 azaltıldı


29 Nisan'da başlayan süreçle vakalarda azalma olduğu ifade edildi. Ancak uzmanlar vakaların bu kadar süre içinde düşmesinin imkansız olduğuna dikkat çekerek yapılan test sayısında düşüş olduğunu belirtti. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 'son günlerde azalan test sayısının vaka sayısının azalmasının sebebi değil sonucu' olduğunu söyledi. Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy "17 Mayıs'ta vakalar 5 bine düşecek" dedi.
 

Test sayıları düşüyor

çözüm bu olmamalı


Son 10 günde yapılan toplam test sayısı bir önceki 10 güne göre bir milyon daha az. Sağlık Bakanı bu durumu “hastaneye başvurular azaldı, test sayısı da doğal olarak azaldı” diye açıklıyor. Sağlık Bakanı’nın artık bir yılı geçmiş sürede, Covid salgınına ilişkin en temel ilkeyi yanlış anlamış olmasını görmek insanı hayrete düşürüyor. DSÖ Direktörü’nün sözleriyle, bu salgını kontrol etmek için en önemli şey “test, test, test”.
Koronavirüs ancak test yapılarak saptanabilen bir virüs. Virüsü yenmek için nerede olduğunu bilmeniz lazım. Yeterince test yapmazsanız, testleri yalnızca belirti veren ve “hastaneye başvuracak” kadar hasta olan insanlarla sınırlarsanız toplumda var olan bulaşmanın ancak çok ufak bir kısmını saptayabilirsiniz. Bir benzetmeyle düşman ordularının büyüklüğünü ve nerelerden saldırıya hazırlandığını bilemezsiniz. Biz bu durumdayız. Çünkü test pozitiflik oranlarımız, yani yapılan 100 testten kaçının pozitif çıktığı, çok yüksek. Bu oran nisan ayı içinde yüzde 20 civarındaydı. Bugünlerde de yüzde 10’un üzerinde. Oysa DSÖ “test pozitiflik oranı yüzde beşten yüksekse yaptığınız test sayısı yeterli değildir, toplumda var olan virüsün çok azını saptayabiliyorsunuz demektir” diyor. Test sayılarımızı, vakalar azalıyor diye azaltmak yerine, test yapma kriterlerimizi değiştirmemiz gerekiyor. Yalnızca, sokağa çıkma yasağı varken hastaneye gelecek kadar hasta olanlara değil, riski yüksek olan herkese test yapmamız gerek. Birincisi, saptanmış bir vaka ile temas etmiş olan belirtili belirtisiz herkese. İkincisi bu “kapanma”(!) döneminde bile çalışmaya devam eden kalabalık işyerlerindeki bütün çalışanları test ile taramamız gerekiyor. Güvenlik işlerinde çalışanlar, otobüs, taksi şoförleri, mağazalardaki satış elemanları, kuryeler taranması gereken diğer meslek grupları.

 

Sorunu tam olarak

algılayamıyoruz


Sağlık Bakanı, “Hastaneye başvurular azaldı, test sayısı da doğal olarak azaldı” diye açıklıyor. Bakanın artık bir yılı geçmiş sürede, Covid salgınına ilişkin en temel ilkeyi yanlış anlamış olmasını görmek insanı hayrete düşürüyor.
Uzun sokağa çıkma yasağının daha başındayız. Maalesef, korktuğumu söylediğim, “geçim sıkıntısı” intiharlarının haberleri daha bu hafta sonu düştü sosyal medyaya. Salgınla mücadelede başından beri gözlenen adaletsizlik, yani salgın kısıtlamalarının hep aynı ve güçsüz toplum kesimlerine (65 yaş üstüne, çocuklara ve gençlere, küçük esnafa, kayıtdışı sektörde çalışanlara) yüklenmesi sabırları daha da zorluyor. Kiminle konuşsam depresyon, üzüntü, öfke gibi olumsuz duyguları gözlüyorum.
Salgının yol açtığı ölümleri önlemenin, virüsün açtığı cehennem kuyusunda daha derinlere düşmenin önlenmesi için sıkı tedbirler gerekliydi. Ama buraya gelene salgının kötü yönetilmesi, bir türlü kontrol altına alınamaması, belli kesimlere yüklenen bu kısıtlamaların uzadıkça uzamasına ve tahammül sınırlarını aşmasına yol açtı.
Bunca fedakarlık ve kayıpla gelen bu süreçte, salgın yönetimi artık bu uzun sokağa çıkma yasağından virüsü kontrol etmek açısından azami faydayı elde etmek zorunda. Bunu bize; sağlığı, maddi kayıpları, hatta canıyla bedeller ödeyen vatandaşlarına borçlu.

 

Kapanma süresini

nasıl kullanacağız?


Bizde 29 Nisan akşamı uygulanmaya başlanan tedbirlere kapanma, hele tam kapanma demek mümkün değil. Bütün fabrikaların çalıştığı, inşaatların devam ettiği, hatta otellerin bile çalıştığı ve maşallah parası olanlarca doldurulup parti yapıldığı bir yerde, kapanmadan/toplu karantinadan bahsetmek mümkün değil. Dolayısıyla  bulaşma zincirinin kırılacağını ve 17 Mayıs sabahı virüsten temizlenmiş bir ülkeye uyanacağımız hayal etmek bile mümkün değil. Hükümet önüne günlük vaka sayılarını 5000’e düşürme hedefini koymuş. (Bu sayı nereden alındı acaba?) Yani haftalık sayılarla 100 binde elli. Yani meşhur haritaya göre yüksek risk, kavuniçi renk. Yani Mart ayındaki sayılara geri dönüş. Yani söylendiği gibi bir “ferahlama” değil. Bu “kapanma” yalnızca mücadeleye devam edebilmek için güç toplama olanağı sağlayabilir. Bu dönemi iyi kullanamaz, 17 Mayıs sonrası yapacaklarımızı şimdiden planlamazsak çektiğimiz sıkıntılar nafile olacak. Birkaç hafta içinde yeni ve daha yüksek bir zirveye doğru yola çıkacağız.
 

Geleneksel yöntemleri

kullanmak zorundayız


Tedbirler sıkılaştırıldığında birlikte yaygın aşılama yapan iki ülke, İngiltere ve İsrail, salgını kontrol etmeyi başardılar. Her ikisi de hem yeni vaka, hem ölüm sayılarını ocak ayına göre yüzde birlere düşürdüler. Bizim bu yolu deneme şansımız yok. Çünkü elimizde aşı yok. Şimdiye kadar kullandığımız Sinovac ağır hastalık ve ölümleri azaltmada etkili olmuş gibi duruyor. Ama enfeksiyonu almayı ve başkalarına bulaştırmayı azaltmada çok etkili değil. Zaten nüfusumuzun da ancak yüzde 10’unu tam aşılayabildik. Yakın zamanda bir aşı geleceği de şüpheli. Gerçi ortalıkta çeşitli vaatler uçuşuyor ama gelecek aşının cinsi de miktarı da geliş tarihi de her gün değişiyor. Ben dünyadaki aşı üretimine ve dağıtımına bakarak temmuz ayından önce anlamlı miktarda aşıya ulaşabileceğimizi sanmıyorum.
 

17 Mayıs sonrası


17 Mayıs sonrasına hazırlanmak için, haziranın acı deneyiminden de yararlanarak kademeli bir açılım planı gerekiyor. Sağlık Bakanı’ndan bu planı açıklamasını bekliyoruz. Özellikle büyük şehirlerde toplu taşımayı rahatlatmak için kamu sektörünün yanı sıra özel sektörle de görüşerek, mesai kademelendirmesi artık gerçekleştirilir diye umuyoruz. Önümüzde iki hafta kamuda ve özel sektörde yöneticilerin ve çalışanların, işyerinin Covid açısından nasıl güvenli hale getirilebileceği konusunda eğitimi için kullanılmasını bekliyoruz.
Her ne kadar Cumhurbaşkanı “kapanma”(!)nın hedefini turizm ve ticareti canlandırmak olarak ilan ettiyse de tedbirlerin gevşetilmesinde ilk adımın, DSÖ’nün tavsiyesine göre okulların, ilkokullardan başlayarak kademeli ve “güvenli” bir şekilde açılması olacağını umuyoruz. Bu dönemin gerekli planların ve hazırlıkların yapılması için kullanıldığını düşünüyoruz.
Bunları bekliyor ve umuyoruz. Yoksa toplumun yalnızca Covidden sakınması değil, ruh sağlığını koruması da mümkün olmayacak.

 

Gelen 26 milyon doz aşı


Çin’in Ankara Büyükelçiliği 7 Mayıs tarihi itibarıyla Türkiye’ye 26 milyon doz Sinovac aşısı teslim ettiklerini açıkladı. YetkinReport’un sorularına isimlerinin saklı kalması kaydıyla yanıt veren Çin büyükelçilik kaynakları aşı teslimatında “yavaşlama” olduğunu kabul ederken, yavaşlamanın kasıtlı olmadığını, “siyasi bir nedene de dayanmadığını” söylediler.
Çin Büyükelçiliğinin verdiği bilgi, Mart sonu, Nisan başından bu yana Çin aşısı teslimatı yapılmadığını gösteriyor. Sağlık Bakanı Koca, bu sorun ortaya çıkmadan önce Mayıs sonuna dek Çin’den 100 milyon doz aşı alınacağını söylemişti ancak bu durumda o hedefe de ulaşılması kolay görünmüyor.

 

Çin aşısı neden durdu?


Çin Büyükelçilik kaynaklarına aşı teslimatının siyasi nedenlerle, örneğin TBMM’de onay bekleyen ve Türkiye’deki Çin vatandaşı Uygur Türkleriyle bağı kurulan “Suçluların Karşılıklı İadesi” anlaşması nedeniyle mi durduğunu da sorduk. Uygur Türklerine yönelik insan hakları ihlallerine dair kampanyalar özellikle Batı kamuoyunda etkili oluyor. Hatta bu yüzden ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Çin Dışişleri Bakanı Weng Yi, Mart ayında Alaska’daki buluşmaları sert söz düellosuna sahne olmuştu. Türkiye’de bu konunun en yakın takipçisi İYİ Parti lideri Meral Akşener. Ama çoğu muhalefet partisinin yanı sıra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın AK Parti hükümetinin müttefiki MHP lideri devlet Bahçeli’nin de bu konuda fren koyduğu biliniyor.
Çinli kaynaklar ise “Hayır” diyorlar; “Aşı teslimatının yavaşlamasıyla bu konunun, hiçbir siyasi konunun herhangi bir ilgisi yok. Türkiye ile ilişkilerimizde siyasi bir sorun yok.”
Aşı teslimatının Mart sonundan bu yana durmasının nedenini Çin içinde yoğun bir aşılama kampanyası için bir süre ihracatı durdurmalarına bağlıyorlar. Dün, yani 7 Mayıs’ta tamamlanan bir kampanyada tam 300 milyon doz aşı kullanılmış. Çin’in nüfusunun 1 milyar 400 milyona yakın olduğu düşünülürse kampanyanın boyutları da anlaşılabilir.

 

Çin’den en çok aşı

alan ülke Türkiye


O kampanyanın tamamlanmasıyla” dedi üç kaynağımdan birisi, “En kısa zamanda, Mayıs ayı içinde yeniden ihracata başlayabiliriz”. Ancak ne teslimatın başlayacağı tarih ne de miktarı konusunda “henüz” bilgi verilmedi.
Çin kaynakları, şimdiye dek teslim edilen (ve iki dozu da bendenizin damarlarında dolaşan) 26 milyon doz aşının, Çin’in toplan aşı ihracatının ki 100 milyon doz olmuş) dörtte birinden fazlasını oluşturduğunu söylediler.
Türkiye, Çin’den aşı ithal eden ülkeler listesinde ilk sıradaymış. Bu bilgiyi veren kaynak, “Çin’in aşılama oranı Türkiye’nin yarısı kadar” dedi. Tabii Çin’in nüfusu 1,4 milyar, Türkiye’ninki 84 milyon olunca oranlar hayli yanıltıcı oluyor, sayılara bakmak lazım. Yine de Türkiye’deki aşılama oranı bazı Avrupa ülkelerinden daha iyi durumda, Resmî verilere göre, 6 Mayıs itibarıyla 83,6 milyon nüfustan 14,4 milyonu ilk doz aşıyı olmuş; yüzde 17,5 ediyor. İkinci doz aşıyı olanlarımızın sayısı da 10 milyondan biraz fazla, o da yüzde 12,3 ediyor.
Çin’den gelen aşının duraksaması, hükümetin diğer kaynaklara olan yönelişinin -geç de olsa- hızlanmasını da sağlamıştı. Alman BioNTech aşısı alımı için yeni bir anlaşma yapılması, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i aramasıyla Sputnik V aşısı alımı ve ortak üretimi konusunun gündeme gelmesi hep bu süreçte söz konusu oldu.
En azından 17 Mayıs’a kadar kapanmış durumdayız. Aşılamanın hızlanması kovit salgınıyla mücadele için gerekli. Bazı soruların yanıtlarıysa, böyle zaman içinde ortaya çıkıyor.

 

SORUN AŞILAMADA!


1 Mayıs 2021 itibari ile dünyada 1. dozunu olmuş ülkeler arasında Türkiye’nin 11. sırada olduğumuz görülmektedir. Ancak nüfusa oranlayarak bakıldığında Fransa, Almanya ve İtalya nüfusunun yüzde 23’ünden fazlasını aşılamış durumdadır. Avrupa’da COVID-19 ve varyantlarından en çok etkilenen ülke olan İngiltere’de ise %51 civarındadır. Dünyada COVID-19’a karşı yapılan aşılamada aşı oranlarında belli bir düzeyin üzerine çıkan ülkelerde, enfeksiyon gelişimi, hastaneye yatış, yoğun bakım ihtiyacı ve ölüm oranlarında bir azalma etkisinin olduğu görülmektedir. Ülkemizde yaşlara göre aşılamada enfeksiyon oranlarında azalma ko nusunda resmi bir veri olmamasına rağmen vaka artışları ve hastaneye yatanların oranları sahadan alınan bilgiler ışığında aşı olamayan riskli gruplar ve 55 yaş altına kaymıştır.
12 Nisan 2021’de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’ye bugüne kadar 26 milyon doz Sinovac, 4,5 milyon doz da BioNTech aşısı geldiğini, görüşmelere bağlı olarak 4-5 ay sonra Rusya’da üretilen Sputnik aşısının da gelebileceğini söyledi. Koca, Mayıs ayında az miktarda BioNTech aşısı gelebileceğini, Haziran’da ise 30 milyon doz BioNTech aşısı beklendiğini belirtti. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca,Şubat ayında Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısı sonrası düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'ye bugüne kadar 26 milyon doz Sinovac, 4,5 milyon doz da BioNTech aşısı geldiğini, görüşmelere bağlı olarak 4-5 ay sonra Rusya'da üretilen Sputnik aşısının da gelebileceğini söyledi.Ancak Sağlık Bakanı 12.02 .2021 tarihli açıklamasında “Önümüzdeki süreçte giderek aşılama tedariki ile birlikte takvimi de genişleteceğimizi zaten biliyorsunuz. Bu dönemde daha önce 50 milyon doz aşı için bir sözleşme yapılmıştı. 50+50 milyon talebimiz şeklindeydi. 100 milyon doz aşının sözleşmesinin imzaladığını söyleyebilirim “diye açıklamış ancak aşı te darikinde toplumunda bilemediği bir kaotik durum gelişmişti.Son olarak; Türkiye’de 3 Nisan’dan itibaren uygulanan Biontech aşıla rının 2 dozunun 28 günlük aralarla uygulanmayı planlamış olan Sağlık Bakanlığı, ani bir kararla ikinci doz için aşı aralığını 6-8 haftaya çıkar dığını ilan etti. Bu takvim değişikliğinin temel nedeni, Türkiye’nin aşı tedariki konusunda yaşadığı sorun diğer bir deyişle yeterli aşının olma masıdır. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı türden değişikliklerin, aşı ile ilgili tereddütleri ve kaygıyı artırdığı, nihayetinde aşılama çabalarını zora sokabilmektedir.Bununla birlikte turizm mevsimine yönelik tatil yerlerindeki otel ça lışanlarının öğretmenler ve sağlık çalışanlarının hane halkından ön celenmesi kabul edilemez bir durum olarak toplumda yerini almıştır. TTB’nin 30 Nisan 2021 tarihli “Aşı candır aşı yaşatır” basın toplantısında belirtildiği gibi, aşılama COVID-19 pandemisinin kontrolü için gereklidir, ancak yeterli değildir. Aşı sağlama sorunu yaşayan ülkemizde mutlaka virüsle temasın ve virüs yayılımının önlenmesine yönelik uygulamaların eşzamanlı olarak kararlılıkla sürdürülmesi gerekir. Pandemi sorunu yö netiminin COVID-19 salgınının sürdürülebilirliğini değil, durdurulmasını hedeflemesi, toplumsal dayanışma ile eşitsizliklerin daha da derinleşmesini önlemesi gereklidir.

 

TUTARSIZLIK

DİZ BOYU


Öte yandan hergün birbirnden entresan yasaklar alınan ülkemüzde bir uygulanır diğeir iptal edilirken birde İl Hıfzıssıhha Kurulları'nın birçoğunun pandemi nedeniyle toplanmadığı, Valiliklerin kararları aldıktan sonra üyelere imzalamaları için gönderdiği ortaya çıktı. 100 binde vaka sayıları üzerinden 24-30 nisan vaka sayıları hesaplandığında 253 bin 532 kişi ediyor. Oysa her gün açıklanan tablodaki ilgili tarihlerdeki vaka sayısı toplamı 269bin 711.Fark: 16bin 179. Nereden bakarsak tutarsızlık diz boyu. Bilim adamları rakamlar oynayarak sayılaın düşürlmesinin siyasetin elinde olduğunu iddia ettiler Sağlık Bakanı Koca'nın "Test sayısının azalması vakalardaki düşüşün sebebi değil sonucu" sözlerine uzmanlar tepki gösterdi. Prof. Dr. Mehmet Ceyhan "Tarama yöntemi tercih edilse vaka sayısındaki artışı görürüz. Kısıtlı test yapıldıkça, vaka sayısı az çıkar" dedi. Prof. Dr. Vedat Bulut da "240 bin testi 150 bine çekerler, vaka sayılarını 5 bine düşmesi ellerinde" ifadesini kullandı. Türkiye'de vakaların 65 bin sınırına dayanması sonrası yaşanan pik hastanelerde de bilançoyu ağırlaştırınca hükümet 17 günlük tam kapanma kararı almıştı.

Yorumlar (0)