10.01.2021, 08:42

Aşının adı var ölümün adı yok

AŞININ ADI VAR

ÖLÜMÜN ADI YOK

Corona virüs ile mücadelede dün itibarıyla TTB sitesindeki verilere göre 339 hekim, hemşire sağlık çalışanı bu mücadelede yaşamını kaybetti. Aynı sürede ülkemizde Sağlık Bakanlığı verileri ise 8.Ocak.2021 itibarıyla Covid-19 tanısıyla ölen kişi sayısını 22.450 olarak açıkladı. Öncelikle ölüm-vaka sayıları ile ilgili bilgilerin ne kadar gerçekçi olduğu sadece ben değil toplumun önemli bir kesimi tarafından da dillendirilmeye devam ediyor. Örneğin bize oranla yarı nüfusa sahip İspanya'da (46 940 000) ölüm sayısı 51.874'tür. Birde bizimle neredeyse örtüşen Almanya ile küçük bir karşılaştırma yapalım. Almanya'da nüfus 83 milyon 694 bin 929. Corona virüs nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı 40.022. Yani nereden bakarsak bakalım bizim ölüm sayılarımızın iki katı rakamlar ortada dolaşıyor. Kısaca bizde Corona'dan ölümün de adı yok. Çeşitli kategorilere sokularak Corona'dan ölenlerin ölüm nedenleri ile ilgili değişik sonuçlar hepimİzin bildiği gerçekler. Acı ama gerçek. Aşıda son duruma bakarsak dünyada milyonlarca insan Covid-19 ile ilgili aşılara ulaşırken biz hala beklemedeyiz. Umarım önümüzdeki hafta aşı takvimine göre aşılama başlar. Aşı ile ilgili olarak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 10 binin üzerinde gönüllüye 17 bin 700 doz aşı uygulandığını söyledi.

Canımıza sahip olmalıyız

Geçen hafta içinde Corona virüs yine can yakmaya devam etti. Canımıza sahip olsak bile canlarına sahip olamayanlar canlarımızı yakmaya yüreklerimizi ateşe atmaya devam ediyorlar. Çocukluk arkadaşımı da bu illete kurban verdim. En son görüştüğümde oksijen alıyor güçlükle konuşuyordu. İki gün sonra tam tedaviye yanıt veriyor derken aninden kapandı entübe edildi. ve yaşam mücadelesini kaybetti. Geçen hafta sadece resmi rakamlara göre 1457 İnsan ! rakam değil can yaşama veda etti. Bu hergün bir uçak dolusu insanı "Önledik,önlüyoruz, tedbirler işe yaradı" avazeleri arasında kaybettiğimiz anlamına geliyor. Birde bu lanet olası virüsü toplumun önemli bir kesiminin hem de ciddiye hala almadığını gösteriyor. Geçende İzmir'den Ankara'ya geçtim. Yetkililerin de kulaklarını çınlattım. Dinlenme tesislerinde karşılıklı masalarda yemek servisi yapıldığını, çaylar hatta kapalı mekanda sigaralar içildiğine tanıklık ettim. İşin en absürd yanı ise o ortamlarda servis yapanların maskeli oluşu idi. Son derece traji komik bir durum. Belki çok küçük bir tespit benimki ama genelinde bundan farklı olduğunu sanmıyorum. Birde şöyle bir durum var. Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Güner Sönmez, sosyal medya hesabından vatandaşlara önemli bir uyarıda bulundu. Sönmez, hastaneye giden vatandaşların asansör düğmelerine dezenfektan sıkmalarının yanlış olduğunu belirtti. Gördünüz mü? Duyarsızlıktan dem vururuken ne geldi önümüze. Korona virüs salgını ile birlikte dezenfektan kullanımı da arttı. Birçok vatandaş, dezenfektanı hayatının parçası haline getirdi. Ancak uzmanlar, dezenfektanların yanlış şekilde kullanıldığını belirtiyor. Son olarak Üsküdar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Güner Sönmez, "Ellerine sıkacaklarına düğmelere sıkıyorlar "diyerek sosyal medya hesabından Türkiye’de hastanelerde yaşanan durum ile ilgili açıklamada bulundu..

Elinize sıkın düğmeye değil...

Hastanedeki asansör tuşlarının dezenfektanlar nedeniyle 2-3 günde bir arızalandığını belirten Sönmez, “Hastane asansör tuşları ayda 2-3 defa arızalanıyor. Sebebi hastalarımızın asansör tuşuna dezenfektan sıkmaları. Lütfen bu dezenfektan çılgınlığını bırakalım. En azından elektronik cihazlara değil, elimize sıkalım” dedi.Diğer yandan, hastane asansörlerindeki bir başka tehlikeye dikkat çeken uzmanlar, Sönmez'in açıklamalarında da da belirttiği detay ile ilgili vatandaşların dikkatli olması gerektiğini kaydediyor. Asansörlere dezenfektan sıkılması, elektronik cihazlara sıvı girmesi nedeniyle elektrik çarpması olaylarını da doğurabiliyor.

Yasak delmenin binbir yolu

Hafta sonu yasaklarını hastaneden randevu alarak sokaklarda geçirmek "Akıllılığı" nı gösteren bir topluma ne kadar uyarı yaparsanız yapın, onun uygulaması anladığı kadar olmaktadır. Ölümün bile korkutmadığını siz nasıl korkutursunuz oda ayrı bir mesele. Cehalet dediğimiz şey böyle bir şey olmalı bence.Am ölüm bu cehalet yüzüden çoğaldığına göre bizde cehaletle mücadele etmeye de devam etmeliyiz. Yılmadan korkmadan çekinmeden.

Salgın üreme hızı artıyor

Yılbaşı yasağı,hafta sonu yasağı, gece herkes evde iken sokağa çıkma yasağı pekte etkili olmuyor. Neden derseniz boş laflar ile değil bu bilimle açıklanıyor. Prof Bengi Başer kon uyla ilgili olarak "Maalesef tüm kısıtlama ve önlemlere rağmen salgın üreme hızındaki ( Rt ) artış sürüyor" dedi. Ve rakamları

4 Ocak 0,85

5 Ocak 0,91

6 Ocak 0,96

7 Ocak 0,98

sıralayarak.. Dilerim yılbaşı kapanması işe yaramış olsun !" açıklamasında bulundu.

Prof. Dr. Fatih Tank ise “Sağlık Bakanlığı mutant virüsü taşıyanların sayısını açıklarsa salgın daha rahat kontrol edilir” şeklinde bir açıklamada buludu. Sahi Yılbaşı günü Bakan Koca akşam vakjti çıkıp "Mutant virüs Türkiye 'de 15 kişi karantinada" demişti. Sonrasına ne oldu ? Bilen duyan var mı? Aradan bir hafta geçti. Tıss yok.. Herhalde bu bir göründi bir yok oldu. Yoksa bu artış hızı önlemler rağmen bu İngiliz ithali virüs mutantından olmasın.. Ne dersiniz. Bakın blimle ilimle yol almayı bırakır.Vaka ssayısı ölüm sayısı memleket meselesi diye toplumu şişirip goygoy yaparsanız biz bu mücadeleyi asla kazanamayız. Ekonomik olarak dayanacak hal yok zaten Coronadan önce de öyle değilmiydi. Üç aşağı beş yukarı. Aklın yolu bilime uymaktır. Canımız zaten acıyor. Kurallara uyarak daha fazla acı çekmenin önüne geçelim. Katı bir kapanma ile bu işe bir son vermeye çabalayalım. Bunu da aşı ile destekleyelim. Başka yol yok. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Başhekimi ve Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Murat Gündüz, koronavirüs sürecine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Gündüz, genel kas, eklem ağrıları ve inatçı olmayan öksürük ile başlayan koronavirüs bulaşında kritik sürecin genellikle 10 günün sonunda yaşandığını belirtti. Herhangi bir belirti göstermeden test yaptırmanın doğru bir yaklaşım olmadığının altını çizen Prof. Dr. Gündüz, "Semptom göstermeyen kişi, test alanında yoğunluk varsa aşırı kalabalıkların içerisinde belki de merakı yüzünden orada enfekte bile olabilir. O nedenle test yaptırmaya belirti gösteren vatandaşlarımız gitsinler" dedi. Üst solunum yolları mukozalarına yerleşerek inatçı olmayan öksürük, genel kas ve eklem ağrıları ile başlayan hastalığın ilerleyen dönemde tedavisini almayan hastada akciğerlere inen enfeksiyon tablosunu oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Hasan Murat Gündüz, koronavirüs hastalık takvimini paylaştı.

Akciğerlere inen bir enfeksiyon tablosu olduğunda inatçı kuru öksürük, düşmeyen ateş gibi birtakım belirtilerin bu hastalığa eşlik edebildiğini ifade eden Prof. Dr. Hasan Murat Gündüz, "Bu hastalık eğer kritik sürece doğru gidiyor ise bu genellikle 10 günden sonra oluyor. Akciğer tutulumu veya hastalığın farklı yüzlerinin ortaya çıktığı bu dönemde, son zamanlarda konuşulan stokin fırtınası gibi birtakım sonuçların ortaya çıktığı, organ yetersizliklerinin geliştiği, sepsis hastalığının ortaya çıktığı daha zor bir süreç görülüyor. Genellikle böyle bir durumda hastanın tanı, tedavisi ve sonuçlanması 3 haftayı buluyor. Ancak kritik sürece ilerlemiyorsa genellikle ilk 10 gün içerisinde belirtileri yavaş yavaş azalarak geçiyor" diye konuştu.

Unutkanlık yapıyor

Koronavirüsün nörotrofik denilen sinir hücrelerine karşı da etkin olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Gündüz, "Tat- koku kaybının nedeni de bu sinir hücrelerine olan etkinliği. Yine unutkanlık ve benzeri bulgular bu virüsün sinir sistemi üzerine olan etkileri ile açıklanabilir. Koronavirüsün tabi diğer gribal enfeksiyon oluşturan virüsler gibi kas- iskelet sistemine de etkisi olduğunu biliyoruz. Kas ağrıları, eklem ağrıları bunun bir sonucu. Dolayısıyla bu tür bel ağrısı, sırt ağrısı gibi genel vücut ağrısı bu viral enfeksiyonlarda beklenen, olasılığı yüksek semptomlardan bazıları" dedi. Herhangi bir belirti göstermeden test yaptırmanın doğru bir yaklaşım olmadığının altını çizen Prof. Dr. Gündüz, şöyle konuştu: "Aşırı yoğunluk test sonuçlarının da daha geç çıkmasına neden oluyor. Daha geç sonuçlanan testler özellikle pozitif vakaların karantinasında, izole edilmesinde ya da filyasyon uygulanmasında gecikmeye neden olabilir. Ayrıca gereksiz bir yoğunluğa yol açacaktır. Semptom göstermeyen kişi, test alanında yoğunluk varsa aşırı kalabalıkların içerisinde belki de merakı yüzünden orada enfekte bile olabilir. O nedenle test yaptırmaya belirti gösteren vatandaşlarımız gitsinler."

Paniğe gerek yok

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz, Yurdumuzda görülen mutasyonlu virüs ile ilgili “Bu mutasyonlar kliniğe ne şekilde yansıyacak görmek ve beklemek durumundayız. Şu an için paniğe kapılmamıza gerek yok. Ama boş da veremeyiz bu durumu" dedi Bilim Kurulu Üyesi Kayıpmaz, şu an için elde edilen verilerin aşıların bu mutasyondan etkilenmediği yönünde olduğunu ancak insanların yine de tedbirlere daha sıkı sarılması gerektiğini söyledi. Kayıpmaz, İngiltere kaynaklı olduğu düşünülen bu virüsün, yapılan incelemelere göre daha bulaşıcı olduğunu ve Güney Afrika resmi kaynaklarından yapılan açıklamaya göre de mutasyonun gençlerde daha sık görüldüğünü dile getirdi. İngiltere'de, virüsün bu mutasyon geçirmiş hali hakkında incelemelerin hâlâ devam ettiğini belirten Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz, şunları söyledi: "Aslında İngiltere'de bu genom çalışmalarını yürüten konsorsiyumun raporunda bu açıkça yazmakta. Burada özellikle Kasım ayının ikinci yarısından itibaren, daha önce bu kadar sık rastlanmayan mutasyonların sıklıkla rastlanır olduğu bilgisi paylaşıldı. Bu bilgi paylaşılırken de şu noktaya dikkat çekildi; şu anda elimizdeki kanıtlar, aşı çalışmalarının bu mutasyonlardan etkilenip etkilenmeyeceğine dair bize bir veri sağlamıyor. Nitekim önceden yapılmış bazı hayvan çalışmalarına bakıyorsunuz, bu deneysel hayvan çalışmalarında bu mutasyonun olduğu deney hayvanlarında aşı uygulanan; özellikle bu rekombinant tipi aşılarda, yani mRNA aşılarında herhangi bir etkilenme söz konusu olmadığı ortaya konmuş durumda.

Bulaşıcılığı artıyor

İngiltere'den yapılan açıklamalara göre mutasyon sonrasında Covid-19 virüsünün daha bulaşıcı hale geldiğini belirten Doç. Dr. Kayıpmaz sözlerini şöyle sürdürdü: "Burada aynı zamanda bu mutasyonların klinikte hastalığın ağırlığı, şiddeti veya öldürücülüğü ile ilgili etkisinin olup olmadığı da bilinmiyor. Yalnızca şu anda elde olan önemli bir bilgi var bu rapor doğrultusunda. Özellikle bu bilgi, Birleşik Krallık'ta kasım ayı içerisinde artan Covid-19 vakalarından sorumlu tutulmuş durumda. Bu nedir; virüsün diken proteini denilen spike proteininde, özellikle de bu almaca bağlama bölgesi diyerek Türkçeleştirebileceğimiz ‘receptor binding domain' alanında gerçekleşen bir mutasyon neticesinde insan vücuduna, bu ACE-2 resöpterleri aracılığıyla daha kolay tutunabildiği ve hücre içerisine daha kolay girebildiği teorisine dayanıyor. Bu da aslında virüsün bulaştırıcılığının arttığının bir emaresi olarak kabul ediliyor.

Tedbirler arttırılımalı

Evet bir mutasyon var ve virüste ortaya çıkan bu mutasyon, virüsün kişiler arasındaki, hastalığın kişiler arasındaki bulaştırıcılığını artırır yönde bir mutasyon.Ama şu an da klinikte bunun ne derece etkisi olduğunu elimizdeki veriler uyarınca bilmiyoruz. Ama biz tedbirleri artırmak durumundayız. Şu anda kliniğe yansıması ile ilgili yorum yapmamız için erken durumlar. Bu mutasyonlar kliniğe ne şekilde yansıyacak görmek ve beklemek durumundayız. Şu an için paniğe kapılmamıza gerek yok. Ama boş da veremeyiz bu durumu. Biz yine rehavetle panik arasında dengeli bir çizgide, elimizdeki en güçlü araçlar olan; maskemizle, fiziki mesafenin korunmasıyla, temizlikle, kalabalıktan kaçınmayla bu yeni mutasyonla da başa çıkabiliriz diye düşünüyorum.

Salgını önlemenin iki yolu

Salgının başından beri anlattığımız gibi, bu salgını durdurmanın da, her salgın gibi iki yolu var: baskılama veya sürü bağışıklığı. Baskılama, sosyal mesafelendirme ve karantina uygulamalarından gördüğümüz gibi, virüse temas etme ihtimalini düşürmeye dayalı bir dizi kısıtlamayı barındıran bir yaklaşım. Bu yaklaşımın uygulandığı ülkelerin istisnasız olarak her birinde salgının yavaşladığını görmekteyiz. Baskılama sırasında yaygın test ve hasta/temas takibi sayesinde virüsün bir adım önünde olmayı hedeflemekteyiz. Ana amaç ise, hasta olan kişilerin sağlık kapasitesinin sınırlarını aşmayacak biçimde daha geniş bir zaman aralığına yaymak. Bu süreçte zaten ya aşı/ilaç üretilecek ya da yeterince insan hastalanarak sürü bağışıklığı kazanılmış olacak. Diğer yöntem olan sürü bağışıklığı ise, hastalığın kontrollü (veya kontrolsüz) olarak yeterince fazla sayıda kişiye bulaşması demek. Eğer savunma sistemimiz hastalığa karşı direnç kazanabiliyorsa (ki bu konuda kısıtlı ve çok umut verici olmasa da olsa bazı bulgular var), toplumda yeterince fazla sayıda insan bu direnci kazanırsa, virüsün de yayılabileceği kişi sayısı fazlasıyla düşecek ve toplum, yavaş yavaş normale dönebilecektir. Zaten aşılama kampanyalarının amacı da toplumun yeterince fazla kesimini aşılamaktır. Böylece yüzde 100 aşılanmasa bile, aşılanmayan kişiler de aşılananlar sayesinde korunabilir.

BASKILAMA ÇOK

ETKİLİ AMA..

Her iki yöntemin de kendince avantaj ve dezavantajları var. Baskılama yöntemi çok etkili; ancak ekonomik etkileri yıkıcı olabiliyor. Sürü bağışıklığı kazanıldıktan sonra çok etkili; ancak eğer o noktaya aşılarla değil de, gerçekten hastalığa yakalanarak ve tüm şiddetiyle geçirerek ulaşacaksak can kayıpları milyonlarla ifade edilen düzeyde olacaktır. Bu nedenle ülkeler ekonomi ile can kayıpları arasındaki dengeyi tutturmak için bir satranç oynamaktalar. Bu satranç oyunundaki hamlelerin kalitesini belirleyen şey ise bilimsel veriler. Örneğin, SARS-CoV-2 virüsüne karşı kazanılan direnç ne kadar sürüyor? 3 ay mı, 3 yıl mı? Bu direnç ne kadar sürede ortaya çıkıyor? 3 günde mi, 3 haftada mı? "Yeterince fazla sayı" ne kadar fazla? Sürü bağışıklığından söz edebilmek için toplumun yüzde 50'si mi hastalığı geçirmeli, yüzde 90'ı mı? Bu ve bunun gibi çok sayıda soru, bilim insanları tarafından sorularak yanıtlanmaya çalışılıyor ve buna bağlı olarak da bir sonraki hamleler belirlenmeye çalışılıyor.


 

Popülasyonun ne kadarı

hastalığa yakalanmalı?

An itibariyle yapılan incelemeler, 2020'nin sonuna kadar popülasyonun yüzde 60'ının, 2021'in sonuna kadarsa tüm yetişkinlerin yüzde 40-70 civarının hastalığa yakalanacağını gösteriyor. Bu sayılar rastgele uydurulan sayılar değiller; epidemiyolojik (salgın bilimsel) verilere ve modellere dayanıyorlar. Bu modeller, daha önceki salgınlardan edindiğimiz bilgileri, matematiksel modelleme ve analiz ile birleştirerek, bu salgına yönelik tahminler üretebilmemizi sağlıyor. Bir virüs ne kadar bulaşıcı ise, o virüse direnç kazanması gereken insan sayısı da o kadar artıyor. Örneğin kızamığın temel bulaşıcılık (üreme) katsayısı, yani R0 değeri 12'den fazladır. Yani kızamığa yakalanan her bir kişi, hastalığı en az 12 diğer kişiye daha bulaştırır. Bu nedenle kızamığa karşı sürü bağışıklığı kazanmak için popülasyonun en az yüzde 90'ının direnç kazanmış olması gerekir. İşte bu nedenle hastalığın doğal seyrine bırakılması mümkün değildir ve aşılar hayatımızı kurtarır; aksi takdirde kızamık-kaynaklı sebeplerle milyonlarca kişi ölürdü.

Yorumlar (0)