26.05.2022, 05:49

Atatürk Havalimanı (1)

Mustafa Kemal Atatürk: “İstikbal göklerdedir.”

Çok değil dört yıl önce 2018’de TAV Havalimanları tarafından işletilen İstanbul Atatürk Havalimanı, “dünyanın en iyi 3. havalimanı” seçildi. Aynı yıl 29 Ekim 2018’de İstanbul’un kuzeyinde 2014’te yapımına başlanan ve dünyanın en büyük havalimanlarından biri olan İstanbul Havalimanı’nın açılışı yapıldı.

Akıl ve mantık,  Asya ve Avrupa kıtalarını birleştirdiği için turistik ve transit seyahat hacmi oldukça yüksek olan on altı milyonluk dev bir şehre üç havalimanı -Asya yakasında da Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı var- kurulmasının çok doğru bir karar olduğunu söyler değil mi? Ama öyle olmadı. İstanbul Hava Limanı açıldıktan yaklaşık beş ay sonra Atatürk Havalimanı, bütün itirazlara rağmen 7 Nisan 2019’dan itibaren sivil uçuşlara, 5 Şubat 2022’den itibaren de kargo uçuşlarına kapatıldı ve bu uçuşlar İstanbul Havalimanı’na aktarıldı.

Düşünün ki uluslar arası hizmet veren bir millî servetinizin, sırf birilerinin cebine para girsin diye, dünya sıralamasında en iyi 3. havalimanı seçildikten yaklaşık altı ay sonra kapısına kilit vuruluyor. Bunun hiçbir mantıklı açıklaması olamaz. Elbette AKP iktidarının Atatürk adından duyduğu rahatsızlığı da unutmayalım. Aksi olsaydı, yeni havalimanının adı İstanbul değil, Atatürk Uluslararası Havalimanı olarak aynı şekilde devam ederdi. Hiç fırsat kaçırmıyorlar…

Burada Türkiye’nin havacılık tarihinden kısaca bahsetmek gerekiyor.

Türkiye’de havacılık denilince akla üç isim gelir; Türkiye’nin ilk yerli uçağının tasarımcısı ve üreticisi Vecihi Hürkuş, Cumhuriyet’imizin ilk uçak mühendisi Selahattin Raşit Alan ve ilk uçak fabrikasını kuran Nuri Demirağ.

Burada konumuz gereği Nuri Demirağ’dan bahsedeceğim.

Devrin en zengin iş adamı olan Nuri Demirağ, Türkiye’de ilk uçak fabrikasını kuran, ilk yerli paraşüt üretimi ve “Türk Zaferi” adını verdiği ilk sigara kâğıdı üretimini gerçekleştiren kişidir. Daha çok Türk havacılık sanayisinin gelişimi için verdiği mücadeleler ve uçaklarıyla bilinen Demirağ’a soyadını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk vermiştir;  Türkiye’nin ilk 10 bin kilometrelik demiryolu ağının 1.250 kilometrelik bölümünü inşa ettiği için…

Nuri Demirağ, Türkiye’nin ilk uçak fabrikasını kurmak için bir Çekoslovak firmasıyla anlaşır. İstanbul’da Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi’nin yanında atölye binası inşa edilir. Deneme uçuşlarını yapabilmek için de Yeşilköy’deki Elmaspaşa Çiftliği’ni satın alır. Çiftlik arazisinde büyük bir uçuş sahası yapılır, hangarlar ve uçak tamir atölyesi kurulur. İlk olarak 1912’de askerî amaçlarla Yeşilköy’de hizmete girer. Cumhuriyet’in ilanından sonra sivil havacılığa kazandırılması için gereken adımlar atılır.

1933’te İstanbul-Ankara uçuşu ile “Yeşilköy Hava Meydanı” adıyla sivil uçuşlara açılır. Tüm bunlar olurken Mustafa Kemal Atatürk’ün emirleriyle 1925’te “Türk Tayyare Cemiyeti”, 1926’da da “Tayyare Makinist Mektebi” açılır. 1935’te Türkkuşu kurulur. Önce planör okulu, ardından paraşüt okulu faaliyete geçer. Bu yıl ayrıca Tayyare Okulu adı ile motorlu uçak okulu açılır ve Türk Silahlı Kuvvetleri için pilot yetiştirmeye başlanır. Dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen, Tayyare Okulu’nun ilk öğrencilerinden olur… Türkkuşu, varlığını günümüzde Türk Hava Kurumu (THK) olarak sürdürmektedir.

1936’da Nuri Demirağ, memleketi olan Divriği’de “Büyük Gök Okulu” adını verdiği ortaokulun temelini atar. İstanbul’da da yeni bir “Gök Okulu” açar. Bu okulda öğrencilerin bütün masrafları karşılanmakta; onları havacılığa özendirmek amacıyla İstanbul’a getirtip uçuş dersleri almaları sağlanmaktadır. Atölyede beş Alman mühendis çalışmaktadır. Türkiye’nin ilk uçak ve planörlerinin planını, ülkenin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Raşit Alan çizer. Tüm bu çalışmaların sonucunda Türkiye’nin ilk tek motorlu uçağı üretilir ve uçağa “Nu. D-36” adı verilir. Fabrikaya ilk sipariş 65 adet planör ile 10 adet başlangıç eğitim uçağı talebiyle THK’dan gelir. Planörler kısa sürede teslim edilir.

Selahattin Raşit Alan, THK’nın siparişi olan “Nu. D-36” uçağıyla Eskişehir’de son deneme uçuşunu gerçekleştirmek üzere havalanır. İniş esnasında, çevredeki hayvanların hava alanına girmesini önlemek için açılan hendeğe düşer ve hayatını kaybeder. İşte bu kaza bahanesiyle yerli uçak macerasının da sonu gelir. Bu olay üzerine 1 Mart 1939’da Türk Hava Kurumu eğitim uçaklarının siparişini iptal eder.

Türklerin kendi uçaklarını kendilerinin yapması yurtdışında büyük bir yankı uyandırmıştır. Bu durum ABD ve Avrupa (İngiliz ve Alman)’nın büyük uçak firmalarını endişelendirmektedir. Ancak endişeleri yersizdir. ABD’den hibe uçak almayı daha ekonomik gören siyasî zihniyet, Türkiye’de uçak sanayinin gelişmesine engel olacaktır.

Thornburg Raporu’nda; Türkiye’nin ağır sanayi kurmasının gerekli olmadığı; uçak, makine, motor projelerini iptal etmesi ve bu tür yatırımlara yönelmemesi, yerli endüstrinin gerekli olmadığı, ihtiyaç duyulan makine, uçak, dizel motor gibi araçların Avrupa ve Amerika’dan satın alınabileceği, Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın tasfiye edilmesi konusunun yer aldığı bilinmektedir. Raporda ayrıca, Türkiye’nin sanayileşmeyi bırakarak tarımla kalkınmaya yönelmesi, basit tarım araçları imali ile yetinmesi, bunların bile bir kısmının montajdan öteye gitmemesi tavsiye edilmektedir. Raporda, demiryollarının yerine karayolları yapılması, tüm bunlar için gerekli sermayenin ABD tarafından verileceği de yer almaktadır.

Batı’ya göre Türkiye sadece bir pazardır; küresel sermayenin ürettiklerini satın alan, teknolojisi dışarıya bağımlı, gelişimini tamamlayamamış bir ülke… Günümüze kadar bu durum değişmeyecektir… Uluslar arası havalimanlarında bir tek Türk uçağı uçamayacaktır. Tıpkı, dünyanın karayollarında Türk otomobillerinin gezemeyeceği gibi… Uçak yapımında “kaza”, ilk yerli otomobil Devrim’de de “benzin” bahanesi ile bu ülkenin sanayileşmesi engellenecektir.

Nuri Demirağ bu karara itiraz eder ve mahkemeye başvurur.

1938’de “Nu. D-38” adlı ilk yerli yolcu uçağı üretilir. 1944’te tamamen Türk yapımı uçak İstanbul’dan Divriği’ye uçar. Pilot, Demirağ’ın oğlu, Gök okullarında yetişen Galip Demirağ’dır.

Yıllar süren mahkeme sürecinde karar Nuri Demirağ’ın aleyhine çıkar. İspanya, Irak ve İran’dan alınan siparişler iptal edilir. Uçakların yurtdışına satılmasını engelleyen bir de yasa çıkartılır. Sipariş alamayan fabrika 1950’li yıllarda kapanır. Alan üzerindeki bütün pistler, hangarlar ve binalar istimlâk edilir. İktidarda, Adnan Menderes’in Demokrat Parti (DP)’ si bulunmaktadır.

Uçak fabrikası kapatılır, yerine havalimanı inşa edilmesine karar verilir. Türkiye’ye Atatürk’ten sonra Batı tarafından biçilen rol, belli ki sadece  “hizmet etmek” tir.

Devam edecek…

Yararlanılan Kaynalar:

Doç. Dr. Sait Yılmaz http://www.ulusal.com.tr/abd-turkiye-ekonomisini-nasil-donusturdu-makale,1597.html Tülay Hergünlü; İngiliz Sicimi’nden Amerikan Bezi’ne-Türkiye’nin Hafızası (1914-1980)- Klaros Yayınları, 2022

Yorumlar (0)