Çukurova’nın bereketli topraklarında özlemişim turunç kokularını
Duvara yaslayıp sırtını, şubatın ortasında güneş ısıtır ya kemiklerini; 
Dalarsın uzaklara, elinde bir tas su, sessizlik sesin, uzaktan geçen trenin sesi umudun, bir başına, yalnız ve sen olursun.
Çok zaman oldu ben olmayalı!
Şimdi Adana da kış ortasında baharı yaşarken, çocukluk yıllarıma döndüm.
Köydeki evin ilerinde bağ içinde bir incir ağacı, gölgesinde minderi atıp uyumak, yaz günleri, ikindi vakti. Ne elektrik, ne telefon, ne televizyon, yalnızca evde çocuklar ulaşamasın diye duvara monte edilmiş bir transistörlü radyo, tüm dünyayla bağlarımızı kuran.
Aya gönderilen uyduyu ne heyecanla dinlemiştik radyodan, ne büyük bir değişiklikti bizim için. İşte o zaman rahmetli amcam, gün gelecek bütün bunları bir kutunun içinde görüntülü olarak izleyeceğiz dediğinde nasıl da gülmüştük çocuklar, ağız dolusu.
Şimdi gerçekten izliyoruz, hem de an be an, canlı maç yayını gibi savaşları……
Orta doğunun petrolleri için okyanuslar ötesinden gelen asker ve silahların nasıl çocukları vurduğunu! Nasıl şehirlerin tüm tarihi ve doğal değerleriyle birlikte yerle bir olduğunu! Ve nasıl gözümüzün içine baka baka yalanlar söyletip, bu dünyayı cehenneme çevirdiklerini.
Oysa ben Adana’nın bu gizemli ve sıcak ortamında kendime gelmek istiyordum. Yeniden ben olmak, geleceğe ilişkin umutlarımı yeşertmek, eski anılarımı tazelemek, sağlık sorunlarımı unutup, yeniden ve yeni bir heyecanla yaşama sarılmak.
Bir arkadaşım, mesaj atmış, hep iç karartıcı şeyler yazıyorsun, biraz sevgiyi anlat, sevmeyi, aşkı, mutluluğu anlat demiş.
Oturdum bilgisayarın başına; “ha gayret” dedim, en azından denemelisin.
Aksi ya, bugün Salı ve mecliste grup konuşmaları var.
Yine liderler birbirlerine en ağır hakaretleri sıralıyor, sanki bir daha hiç karşılaşmayacaklarmış gibi,  san ki, aynı ülkede yaşamayacak, mecliste aynı sıralarda oturmayacakmış gibi ağza alınmayacak sözlerle sözüm ona siyaset yapıyorlar.
Siyasetin böylesine kirlendiği, siyaset yapanların, böylesine düşmanca davrandığı bir ülkede ben sana sevmeyi nasıl anlatayım!
Onlar gibi ikiyüzlü olmadan, yalanlar söylemeden nasıl dayanılır bu kahrolasıca dünyanın sıkıntılarına?
Dünyanın bir ucundan gelip, sözüm ona demokrasi getireceğiz diye milyonlarca insanın yaşamını alt üst eden, binlerce masum insanı acımasızca katleden bu kan emiciler varken; söyle gülüm, ben sana nasıl sevmeyi anlatayım?
Hayat, ne dizilerdeki gibi romantik, ne şarkılardaki gibi sevecen!
Hayat çok acımasız gülüm, insanı öylesine derinden vuruyor ki, inan savaşlarda atılan roketlerden daha çok parçalıyor yüreğini!
Yardım kamyonundan dağıtılan yiyeceğe saldıran benzi soluk kadınlar gibi, çamurlar içerisinde yalın ayak anasının getireceği bir lokma yiyeceği bekleyen çocukların gözlerindeki çaresizlik gibi saplanıyor, insanın yüreğine!
Nasıl dayansın bu yürek, bu acılara ve nasıl anlatsın sana sevmeyi be gülüm!
Hani “sözün bitiği yer” derler ya!
Göz pınarlarında kuruyan yaşları, acıdan ve soğuktan ve de gıdasızlıktan kavrulmuş yanakları, ta! gözlerinin derinliklerindeki o hüznü gördüğünde, işte sözün ve de sevmenin bittiği yer diyorsun.
Yüreğinin ta! orta yerine koca bir taş gibi oturan acı, akıtamadığın gözyaşları, söyleyemediklerin, yapamadıkların, yetemediklerin, seni öylesine bir kıskaca alıyor ki; biriken öfkeni, içinden atamadığın nefreti nasıl sevgi sözcüklerine dönüştürebilirsin?
Sevmeyi anlatamadım belki çocuk, ben sana umudu anlatayım hiç değilse.
Bir gün gelip, ülkene yeniden döneceğin günlerin hayalini; kalmışsa eğer, ellerinden öpeceğin büyüklerini, onların seni nasıl hasretle ve merakla beklediklerini anlatayım.
Döndüğünde orada da yine evsiz, yine işsiz, yine zor günlerin seni beklediğini bile bile, barışın öyle bugünden yarına gelmeyeceğini göre göre, sana yalan değil ama güzel bir düş anlatabilirim çocuk.
Ama benden “sevmeyi anlatmamı”! isteme!
Sen bilmezsin çocuk, sen anlamazsın gülüm, sevmeyi biz öğrenemedik ki, sana nasıl anlatalım!
Bizi de hep kin ve nefret sözcükleriyle büyüttüler. Bizi de vurgun yemiş gibi ordan oraya savurdular.
O yüzden mahzun bakışlı çocuk, bizlerde bilmeyiz sevmeyi, sevgimizi gösterebilmeyi.
İşte bu yüzden benden sevmeyi anlatmamı isteme. Sevmeden, sevilmeden, anlatılmıyor sevmek.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.