16.01.2022, 07:56

Beş top

Dünya genelindeki binlerce yazılmış kitaplarda başarı yolculuğunun iniş çıkışlarından zorlu virajlarına, dik yamaçlarından derin uçurumlarına, saliselerden sonsuz zamana değin birçok konu işlendi ve işlenmekte. Bununla birlikte hiç durmadan yürümek, olabildiğince yükselebilmek, tüm rüzgârları geride bırakırcasına koşabilmek ve fırtınaların arasından düzlüğe, alevlerin içinden serinliğe çıkabilmek bu konuların içlerini doldurmakta, kimi zaman da süsleyerek bizi hırslandıran, güç veren, yol gösteren olgulara dönüşmektedir. Doğruya ve iyiliğe hizmet eden tüm öğretileri kabul eder ve yakınlarıma bunları edinmeleri için sıkça tavsiyelerde bulunurum.

Alman filozof F. Nietzsche’nin “Uçmayı seviyorsan düşmeyi de bileceksin” sözünü merkeze alarak şunu gönül rahatlığıyla dile getirebilirim ki benim kalemim hareketten önce durmanın, söylemden önce susmanın, yükselmeden önce zeminin önemine işaret eder. Evet! Yükselebildiğimiz kadar havalanmalı, yücelebildiğimiz kadar büyümeli, uçabildiğimiz kadar uçmalıyız. Ancak bir ayağımızın da yere sağlam bastığından emin olmalıyız.

İşte! Bu yazımda yükseklikle zemin arasında kalan; başarı yolculuklarında aşağıdan yukarı doğru çıkarken gözden kaçırılan bir olguya değineceğim. Bu olgu, değer’dir.



“İnsan değer verdiği şeylere
gözüyle bakar, yüreğiyle taşır.”
Neşet Ertaş

Bir hedef belirleyip yola çıktığımızda adımlarımızı atarken, kanatlarımızı çırparken çoğu zaman nelerin yanından, nelerin üstünden geçtiğimizin farkında olmayız. Birçok manzarayı görmeden, çiçeklerin kokusunu almadan, güzelliklerin tadını çıkarmadan, iyiliklere dokunmadan sizce ne kadar yol alabiliriz?

Sevgili okur, geriye dönüp baktığınızda ilk hangisini görüyorsunuz, önemli anlarınızı mı yoksa değerli anılarınızı mı? Artık yaşı ilerlemiş veya bu dünyadan ayrılmış yakınlarımızı düşündüğümüzde onların önemli anlarını mı yoksa yaşamınıza değer katan yanlarını mı hatırlıyorsunuz?
Cep telefonumuz, bilgisayarımız, arabamız, cüzdanımız, banka kartlarımız, okulumuz, kariyerimiz, işlerimiz; birçok paylaşımda bulunduğumuz, binlerce takipçiye sahip olduğumuz sosyal medya sayfaları… Bunların hepsi yaşadığımız dünyada, içinde bulunduğumuz koşullarda, yadsıyamayacağımız oldukça önemli unsurlardır. Ve hemen her gün bunlardan birini veya birkaçını kaybeden arkadaşlarımıza rastlamaktayız. Kaç insan var ki önemli bir şeyini kaybettiğinde hayata dair anlayışı biraz daha genişlemekte, kalbi biraz daha yumuşamakta ve olgunlaşmaktadır? Neredeyse hiç… Neden mi? Çünkü tüm bunların telafisi mümkündür.
Peki, ailemiz, sevgilimiz, dostumuz, arkadaşımız; birebir komşuluk/akraba/iş ilişkilerimiz için aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Bunlar önemli midir sizce yoksa değerli mi? Bir yakınını kaybeden, bir dostluğu veya ilişkisi bitmek zorunda kalan kimse neden eskisi gibi olamıyor dersiniz? Neden daha bir olgunlaşıyor; anlayış ve ifade ediş kapasitesi gelişiyor, kalbi yumuşuyor, dünyayı daha sıcak, daha şefkatle algılıyor ve sarıyor? Çünkü değerli şeylerin telafisi yoktur da ondan. İnsanlar en çok değerli şeylerini yitirdiklerinde büyürler.

Bir iş toplantısı önemlidir. Hatta bazı toplantılar var ki orada bulunmak da bulunmamak da yaşamımızın akışını değiştirebilecek niteliktedir. Fakat değerli midir? Ruhumuzu derinden sarsacak bir ayrıcalığa sahip midir? Kaçırıldığında yerine başka bir şey konulamamakta mıdır?
Peki, ya bir aile, sağlık, dostluk?.. Bunlar elimizden gittiğinde yerine aynısı konulabilmekte midir? Büyüklerimin ne zaman hatıralarını dinlesem, kaybettiği bir telefondan, çalınan bir bilgisayarından, yetişemediği bir toplantıdan söz ettiğini duymadım. Fakat iyi ki yapmışım veya keşke yapsaymışım dedikleri arasında her zaman sağlığı, aileyi, dünya ile sade bir ilişki kurabilmeyi duydum, dinledim.


 

Bir iyiliği hiçbir zaman çok
erken yapamazsın, çünkü hiçbir
zaman ne vakit erken ne vakit çok

geç olduğunu bilemezsin.”
Ralph W. Emerson

 

Beş Top
Dünya çapında ünlü iş adamı Brian Dyson’ın “Beş Top” hikâyesini bilir misiniz? Bana kalırsa önemle değerin muhteşem izah edildiği nadir metaforlardan biridir.

Hayatı; havaya fırlatıp yere düşürmeden tutmaya çalıştığınız 5 top gibi hayal edin. Bu toplar:

- İş
- Aile
- Sağlık
- Dostluk
- Değerleriniz

olsun. Ve bunları devamlı havada tutmak mecburiyetinde olduğunuzu farz edin. Çok geçmeden anlayacaksınız ki; iş, bir lastik toptur. Yere düşünce zıplayıp geri döner. Ama diğer dört top kristal camdır. Herhangi bir yere düştüğü vakit tamiri mümkün olmayacak şekilde hasar görür. Hiçbir zaman eskisi gibi olamaz. Dolayısıyla hayatta önem ve öncelikler iyi tespit edilmeli ve dengeler iyi kurulmalıdır.



“Biz hepimiz tek kanatlı
melekleriz. Ancak birbirimize
sarılırsak uçabiliriz.”
Luciano De Crescenzo



Şimdi Tam Sırası
Birçok kimse var ki ömrü iş ve ev arasında gidip gelirken bu iki olguyu birbirinden ayrı yaşadığını sanıyor. Oysa tatile çıktığında dahi diken üstünde dolaşıyor; bitmeyen yazışmalara, susmayan telefonlarına yanıtlar yetiştiriyor; ailesiyle birlikte bölünmeden sohbet edemiyor ve dahası bir öğününde yemeğini dahi neredeyse tek seferde yiyemiyor. Ayrı olan iş ve ev yaşamı değil sadece konunun başlılıkları. İkisinin birbirine karışması ise başkalarından değil, kendisinden kaynaklanıyor. Böyle bir hayatın içinde önemle değerler birbirine karışıyor ve değerler hep ertelenenler listesinin başını çekiyor.
Kedimizin, köpeğimizin okşanmak için bize doğru gelmesi, çocuğumuzun özlemle kendisine vakit ayıracağımızı beklemesi, büyüğümüzün hiç olmazsa ayda bir sesimizi duymak için sessizce iç geçirmesi aslında yaşamımızın belki bir daha sahip olamayacağımız değerleri değil mi? Şimdi sırası değil, dediğimiz ne varsa aslında şimdi tam sırası değil mi?

Şu an sizi kendinizi dinlemeye davet ediyorum ve sizin beş topunuz hangileri, gözlerinizi kapatıp düşünmenizi istiyorum. Bugüne kadar kaybettiğiniz neler geri geldi? Ve asla kaybedeceğinizi düşünmediğiniz hangi şeyler elinizden uçup gitti? Kendisiyle aynı havayı solumasak da hâlâ Hollywood’un parlayan yıldızlarından ve dünyanın moda ikonlarından biri olan Audrey Hepburn’ün şu sözlerine kulak vermenizi istiyorum: “Eğer güzel gözlerin olmasını istiyorsan, insanlara iyilikle bak. Eğer saçların güzel olsun istiyorsan, bırak çocuklar ellerini geçirsin saçlarından. İnce bir bedense isteğin, ekmeğini açlarla bölüş. Ve güzel dudaklara sahip olmak için, sadece güzel sözler söyle…”

Sizin kristal camlarınız nelerdir?
Kırıldığında birleştiremeyeceğiniz, kaybolduğunda bulamayacağınız, bıraktığınızda dönüp alamayacağınız, gittiğinde geri getiremeyeceğiniz her ne varsa onlar sizin değerlerinizdir.

Başarı, başarmak, başarılı olmak ve başarmayı sürekli kılmak! Bunlar oldukça önemlidir. Yaptığımız işler yakınlarımıza, çevremize, insanlara ve insanlığa birer katkı sağladığında, başarı da önemden değere terfi ediyor demektir. Bastığınız yerle, sıçrayacağınız yerin arasındaki boşluğu bir tek önemle değil, değerlerle de doldurun. Bu yazımı Şilili şair Paplo Neruda’nın harika dizeleriyle tamamlıyorum:

Yavaş yavaş ölürler

Seyahat etmeyenler.

Yavaş yavaş ölürler

Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,

Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler

Alışkanlıklarına esir olanlar,

Her gün aynı yolları yürüyenler,

Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,

Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,

Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler

Heyecanlardan kaçınanlar,

Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler

Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,

Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,

Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar…”

Pablo Neruda

Yorumlar (2)
Ayşegül B. 4 ay önce
Çok güzel düşüncelere sevke eden bir yazı. Emeğinize sağlık
Atilla Deniz Sarsılmaz 4 ay önce
Farkındalık yaratmak, hayata daha farklı bakabilmek. Bakıpta göremediklerimiz gibi.. Teşekkür ediyorum yüce gönüllü insan.