05.08.2019, 05:09

“Biad” kültürünün maddi temelleri (1)

Son günlerde hep “biad”dan -bireyin kendi iradesini tek bir kişiye teslim etmesi olayından- ve “biad kültüründen” bahsediyoruz, nedir bu olayın aslı  hiç düşündünüz mü? Neden Batı ülkelerinde böyle bir şeye rastlanmaz da bizde olur böyle şeyler?..
İşin özü, ilkel komünal toplumdan çıkma aşiret toplumu kültürüne ve yapısına dayanıyor! Aşiret yöneticisi-aşiret üyeleri ilişkisine (geleneğine, anlayışına) dayanıyor... Buradaki, eşitlikçilik temelinden kaynaklanan demokratik saygı ve bağlılık duygusunun, daha sonra sınıflı toplum haline gelince “biad” şeklini almasından kaynaklanıyor...İlkel komünal toplumdan çıkma konar göçer aşiret toplumunda henüz daha bugün bizim anladığımız şekilde bir bireyin bile bulunmadığını unutmayalım. O zamanki yapının “bireyi” ancak aşireti -yani komünü- varsa var olan  basit bir “sistem elementi” konumundadır... Aşiret şefiyle aşiret üyeleri arasında sınıfsal anlamda bir çıkar çatışması olmadığı gibi, aşireti ilgilendiren önemli kararlar da zaten aşiret meclislerinde -bizde „Toy“- hep bir arada yapılan demokratik tartışmalar sonunda alınmaktadır... Toy’dan bir kere karar çıkınca da artık ondan sonra bu kararı uygulamakla yükümlü aşiret şefi ne derse o olurdu... (Dikkat ederseniz, burada söz konusu olan, daha sonra “biad” adını alan bireyin iradesini şefe -tek bir kişiye- teslim etmesi olayından farklı bir şeydir...)İlkel komünal toplum kalıntısı aşiret toplumu yavaş yavaş kendi içinde sınıflaşmaya başlayınca o zaman farklı çıkar grupları olarak “aşiret şefi ve etrafındakilerle”- "diğerleri" olmak üzere iki sosyal sınıf da şekillenmeye başlar...Öte yandan, bu toplum -bizde olduğu gibi- fetih yoluyla Devletleşmeye başlayarak sınıflı bir toplum haline geldikçe, içi boşalmış, muhtevası değişmiş toplumsal yapının sanki donup kalıp taşlaştığını, bir yandan eski aşiret şefi „Sultan“ haline gelirken, diğer yandan da, Devletin1 bürokrasisini oluşturan kadroların hep devşirmelerden oluştuğunu görürüz. Neden mi?  Çünkü, fetihleri yapan ve Devleti kuran kadrolar hep EŞİT aşiret üyeleri idiler. Bu insanlardan bir kısmını diğerleri üzerinde bir otorite olan Devletin bürokratları haline getirmek mümkün değildi!..Evet, büyük bir devrimdi2 bu! Sınıfsız toplumdan sınıflı topluma geçilmiş oluyordu... Gerçi bu geçiş Batı’dakinden farklı biçimlerde oluyordu ama olsun, gene de sınıflılaşma anlamında işin özü aynı idi!.. Batı’daki “feodal sınıf” ve “serflerin” yerini  bizde “Devlet sınıfı” ve “Reaya” alıyordu o kadar!..Devşirme Devlet kadroları -„Kul“ yaratma geleneği de işte bizdeki  bu maddi bölünmeyi ayakta tutacak bir formül olarak ortaya çıktı!..
Bu aşiret -ve aşiretten Devlet haline gelen  fetihçi  yapı- Batı’daki feodal sistem gibi kendini üreterek varolmaya dayanmadığı için-  eski aşiretin  gelenekleri ve kültürü  kolay kolay değişmiyor, o eski kültür sanki taşlaşmış gibi kalarak şimdi artık sınıflı toplum haline gelen yeni topluma uyarlanmaya çalışılıyordu...
İşte, bizde eski aşiret şefinin Sultan haline gelmesinin özü-öyküsü budur. Eskiden, aşiret üyeleri, aralarında çıkar çelişkisi olmadığı için aşiret beyiyle çatışma -sınıf mücadelesi- içine girmezler, bütün bir aşireti temsil ettiği için ona saygı duyarlardı, bu anlamda  bir uyum vardı aralarında. Şimdi ise, toplum sınıflılaşınca bu uyum kaybolur. Onun yerini arkasında Devlet gücü olan  BİAD ; ve de tabi isyan alır!.. Başta devşirmeler olmak üzere biad eden Devlet sınıfı katmanları, ve bütün bu olup bitenleri bir türlü hazmedemedikleri için bunlara karşı sürekli mücadele halinde olan geniş halk kitleleri… Alın  Osmanlı tarihini, Devlete karşı isyan ve ayaklanma olayına raslamadığınız tek bir sayfa bile bulamazsınız... 
1-Dikkat ederseniz buradaki devlet kavramını hep büyük harflerle yazıyorum. Çünkü bu Devlet Batı’daki devletten başka bir Devlettir!! 
2- “Devrim” deyince bundan sadece idealize edilmiş soyut şeyleri anlayanlar buna itiraz edeceklerdir; ama ilkel sınıfsız toplumun içinden Devletle birlikte sınıflı bir toplumun çıkışı da o dönemin diyalektiği gereğince gene bir devrimdir…
“Alevi isyanları” şeklinde ortaya çıkan isyanlardan “Türkmen boylarının isyanlarına”, “Celali İsyanlarından” “zındıklar ve mülhidlerin” -yani sufi grupların- isyanlarına kadar bunların hepsi sistemin yapısındaki çelişkiden kaynaklanmaktadır. Ve gene dikkat edin, her seferinde mutlaka bir mehdi yaratılır ve onun önderliğinde yürütülür bu isyanlar!.. Neden? Çünkü, “Tanrının yer yüzündeki gölgesi” olan bir Devlete karşı gene ancak Tanrı tarafından gönderilen bir mehdinin önderliğinde  mücadele edilebilirdi de ondan!..
İşte, ölü kuşaklardan bize kalan “geleneklerimiz-kültürümüz” dediğimiz o habis ruhun,  mirasın özü budur!.. 

Yorumlar (0)