22.02.2018, 06:42

Bilimin değeri

Bilimden, bilimin toplumsal ve bireysel etkilerinden söz edelim.
Bilim ve bilgi insanın yaşamsal ve sosyal faaliyetlerini ortaya koymadan         anlaşılamaz.
İnsanın yaşamsal/sosyal varlığı bilgide yoğunlaşmış ve netleşmiştir.
Kişinin ve topluluğun yaşamsal birikimi ve tecrübesi sırasında gerçekliği doğrulanıp tekrarlanarak elde edilen sonuç bilim ve bilgidir.
Toplumun yaşamsal faaliyeti için yemek, barınmak, korunmak ve üremek için üretim faaliyeti içinde olması gerekir. Bu faaliyetlerin devam etmesi için üretimde bulunurken bir öncekilerin faaliyetlerinden daha fazla ve farklı biçimde üretimde bulunması gerek.
Yaşamsal ihtiyaçlar üretim faaliyetindeki etkiyi arttırırken toplumun gelişim seyrini de etkiler.
İçinde bulunduğumuz evrenin ve doğa koşullarının gerçekliği insanın yaşamsal eylemleriyle doğrulanmış kavramlar, bağıntılar ve kurallar bütünüdür bilim. 
Bilimin itici gücüde toplumun üretim ve tüketim gereksinmesidir.
“Yaşamak içim yemek, yemek için de emek harcamak ve bildiklerini başkasına doğru aktarmak gerek.”
İnsan varlaşmadan öncede doğa vardı, bu nedenle insanlı toplumların varlığı yaşamsal üretim faaliyetiyle varlaştı, işbölümü ve yetenekler yetkinleşti, toplumsal yaşam şekillenmeye başladı.
Binyıllar içinde doğadaki canlılardan insan diğer canlılardan farklılaşmaya başladı.
Doğanın çetin yaşam koşullarında ayakta kalırken yaşamını kolaylaştırmaya ve yaşam düzeyini yükseltmeye başladı.
Günümüzde basit gibi görünen olaylar aslında dünyamızın gizemlerle dolu bir yer olduğunu ve bunları çözümlemek gerçeğini         doğurdu.
Dün bilim sadece anlamayı ve çözmeyi gereksinim duyuyordu, üretim ve emek faaliyeti iş bölümü bilimi daha da ileri koşullara götürdü. Bilim çeşitliliği sadece çözümleri anlamayı değil çözümden de ileri aşamaları getiriyordu. 
Bilim tek başına hiçbir şeyi ifade etmiyor; yapılan çalışmalar ve çözümler topluma yansıdıkça etkileri kendini göstermeye başladı.
Birçok kişi bilimi ilk defa Rönesans ve Batı Avrupa da çıktığını belirtse de bu kafa karışıklığından ve batının “bilim şovenizmden” başka bir şey değildir. Bilimin kökleri insanın varlaşma dönemi ve sonrasındaki ilkel toplumsal yaşama kadar uzanır.
Binyıllar süren tecrübe ve birikim, bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve düzenli sistemini koymuş ve bu sürede günümüzdeki çağdaş bilimin karakteristik yapısını “çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma” olarak belirtmiştir.
Geçmişe bakıldığında bilim dalları insanın ihtiyaçları ile birlikte önem kazandı; bunlardan önemlileri matematik, geometri, tıp, doğa ve gök bilimidir.
Matematiksel çözümleme yeni formül, sistem ve kuramlar geliştirirken, tıp sağlığımızla ve hastalıklara çare bulurken, biyoloji canlıların genetik yapılarının türdeş olduğunu, geometri konut yapımından tutunda yaşamın her alanında kullanılmaya, doğa ve gök biliminin matematikle birlikte dünyanın yapısını ve diğer doğa olaylarını anlamaya ve çözmeye yardımcı olur, yeni formüller bulur ki bu da bilimin sürekliliğinin kanıtı olsa gerek.
Bilimciler dünyayı anlamaya ve tanımaya çalışıp çözümler üretmekte. Bunu yaparken insanı ve onun emeğini yok saydığında topluma insana hizmet etmedikçe hiç bir şey ifade etmez. 
Bilim emek harcanarak ve özgür ortamda üretilir. 
Biat ederek, aynı şeyi defalarca tekrar ederek farklı sonuçlar beklememeli. 
Kurulu sisteme sırtını dayayarak sırtına cübbe giyip minbere çıkarak terennüm etmek bilimcilik ise kanarya ve muhabbet kuşu bunu gayet iyi yapmakta hatta parlak tüyleri doğallıklarına değer katıyor ya onların ki? 
Ülkemiz topraklarının yetiştirdiği Mimar Sinan yaşamında birçok yapının inşaatının başında bulundu ve o yapılar hala kullanılmakta, günümüzde ise adının önüne çeşitli sıfatların yanında “yüksek” kelimesini de koyduranın yaptığı yapılar da ortada. Onun gibiler “yüksek” mimar oluyor da Mimar Sinan ne oluyor?
Kendisi gibi düşünmeyene cehennemi layık gören “akil adam”, “ana haber sunucusu”, “rektör” ya da “yazar” oluyor da, biz ne oluyoruz?    

Yorumlar (0)