Ağır bir kaza sonucu 3 ay gibi bir zaman ayrı kaldığım ve yeniden     sahasına döndüğüm İstanbul'da ki 3.günümde kiralıkta olsa yeniden sürmeye başladığım araca ve başta radyosu olmak üzere gerekli cihazlarına alışmaya çalışırken, havuz medyasının baş aktörü A Haber isimli mevcut hükumetin baş propaganda kanalı olan radyo kanalına takıldığımı bilmeden Başkan Erdoğan'ın Ezan sesi gelene kadar devam eden ve Ezan'ın okunması dolaysıyla sözlerini kesmek zorunda kalana kadar     dinlediğim Sivas Mitingini takılıyorum.
Gerçi 16 yıldan bugüne kadar yarım saat, bilemediniz bir saat aralıklarla ya Başkanın yada seçim öncesi bir hayli gerildiğini gördüğümüz Başkanın başında olduğu partinin     ilgilileri veya emrinde-kilerinin basın toplantılarını, miting konuşmalarını anında yayınlarını kesip veren onca kanalın yani mevcut tv ve radyo kanalarının hemen hepsinin A     Haber'den aşağı kalmadığını da biliyorum     ya neyse..
Biz konuyu bölmeden yerel seçimler öncesi düzenlediği Miting alanından gelen sesler üzerine 'Biz KİT’lere falan kadrolarını verdik, bizden bir şey beklemeyin. Her şeyi verdik. Şu toplantıyı da provoke etmeyin.' diyerek istekte bulunanlara fırça atan Başkan Erdoğan'ın Sivas Mitingine ve orada söylediği, 'Bizler Cudi'de, Tendürek'te mücadeleyi verirken, sizin söylediklerinize bakın. Ne diyorlar     domates, ne diyorlar patlıcan. Ne diyorlar sivri biber. Yahu düşünün be bir merminin     fiyatı nedir düşünün..' diye tartışılmaya     başlanan sözlerine devam ediyor.
Yani Başkan Erdoğan açıkça olmasa da üstü kapalı olarak adına, 'Barış Süreci' denen olumlu gelişmenin dondurulup, buzdolabına kaldırılana kadar o süreçte şahlanan ekonominin kaynaklarının kurşuna ve silaha     gittiğini ima ediyordu..
Ve; 'Bitti, bitiriyoruz' denilmesine karşın o yakada ve kurşun harcama yöntemi ile bir türlü bitmeyen soruna dikkat çekip, diğer bir adı 'Kürt Sorunu' olan sorunun yarattığı sıkıntıyı unutanlara domates, patlıcan derdine     düşenlere kızıyordu..
Haklı ama haksız da olan Başkanın bu iması ve sitemine baktığımız anda komşu     Yunanistan'ın sorunlu olduğu bir halkla, bir ülkeyle iyi ilişkiler içine girip, komşu Makedonya'nın Nato'ya girmesine karşı koyduğu vetoyu kaldırdığı ve meclisinde yapılan oylama ile Makedonya'yı ve komşuyla, hemen hemen aynı halk olan milletle yaşanan     sorunun barışçıl yollarla ancak çözülebileceğini anlatan adımı attığını öğreniyorduk.
Çünkü Yunanistan'ın Makedonya'ın ismi yüzünden tanımadığı ve önüne bir çok         engeller çıkardığını da hatırlıyorduk..
İlk bakışta basit ve sembolik bir isim meselesinden ibaret gibi görünen bu tanımama kararı, çok daha köklü ve tarihi bir anlaşmazlıktan kaynaklanıyor. Bir başka ifadeyle Makedonya ile Yunanistan arasındaki isim sorunu, aslında, buz dağının su üstünde kalan küçük bir bölümü. İki ülke arasındaki asıl mesele; Makedonya’nın ismi, anayasası,     bayrağı veya parasındaki simgelerden ziyade, Makedon ulusunun varlığıdır. Buz dağının su altında kalan büyük kısmını oluşturan bu     meselenin kökeni ise, milattan önce dördüncü yüzyıla kadar uzanıyor.
Yunanistan yönetimine göre, “Slav kavimleri Balkan yarımadasına altıncı ve yedinci yüzyıllarda geldiklerine göre, bugünkü Makedonlar, eski Makedonlardan gelmiyorlar. Bu sebeple, “bugünkü Makedonların, Makedon ve Makedonya isimlendirmelerini kullanma hakları yok.” Yine Yunanlılara göre; “Üç     bin yıldan beri Yunanistan’ın bir parçası olan Makedonya’nın, Büyük İskender’e kadar     uzanan bir Helen geçmişi bulunuyor. Antik Çağdaki Makedonlar, Yunanca konuşan ve Yunan kültürüne sahip Kuzey Yunanistan     halkıdır.” Buna karşılık Makedonlar da,     “milattan önce 700 ve 800’lü yıllarda Ege Makedonya’sında ortaya çıkan Makedonlar, Yunanca konuşmadıkları gibi, Yunan kültürünün de bir parçası değildir.” Ayrıca Üsküp yönetimine göre, “Bugün, Vardar Makedonya’sında yaşayan ve tarihin etkileri sebebiyle Slav Makedoncası konuşan halkın önemli bir kısmı ile Ege Makedonyası’nda yaşayan ve aynı etkiler sebebiyle Yunanca konuşan halkın bir kısmı Antik Çağdaki Makedon Krallığı halkına mensup Makedonlardır.”
Yani kısacası ve anlaşılması gerekenin zaman zaman havada, Kardak gibi taştan adalarda ve kiliseler dolaysıyla karşı karşıya kaldığımız hatta gerildiğimiz de ve 'Savaş     çıkabilir' diyerek ekonomiyi dolara kurban edip, yeni silahlar almak zorunda bırakılmaya mecbur kaldığımız Yunanistan parlamentosu uzun yıllar sonra ve yukarıda ki sorun yüzünden yıllardır sıkınrı yaşadığı ve tanımadığı Makedonya'nın NATO üyeliğiyle ilgili protokole onay veriyor, 300 sandalyelik parlamentoda bugün yapılan oylamada, Makedonya'nın NATO üyeliğiyle ilgili protokol, 153 vekilin ‘evet' oyunu kabul görüyordu.
Buraya kadar anlatmak istediğimizi,     'anlayan anlar' diyerek barışçıl adımların şart ve anlaşılmasını umarken diğer bir haber daha alıyoruz..
O da; Bloomberg, Sardes adlı bir Türk     şirketinin Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 900 milyon doları altın olarak kaçırmasına yardım ettiğini öne sürdü.
Diken'in aktardığı haber özetle şöyle:
"Maduro'nun, mevkidaşı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı ziyaretinden sadece iki ay sonra Sardes adında gizemli bir şirket çıktı meydana. Ocak 2018'de Venezüella'dan 41 milyon dolar değerinde altın ithal ederek faaliyetlerine başlayan Sardes'in bu ilk ticareti, iki ülke arasında 50 yıllık kayıtlarda benzerine rastlanmamış bir işlem. Sonrasındaki ayda hacim ikiye katlanmış ve Sardes Türkiye'ye 100 milyon dolar değerinde altın ithal etmiş.
Trump, Türkiye'yi bu ticaretten vazgeçirmek için bir heyet gönderdikten sonra         Kayında Venezüella altınına yaptırım uygulamaya başladığında şirket 900 milyon dolar değerinde altını zaten ülkeden çıkarmıştı.     İstanbul ticari siciline kayıtlı 1 milyon dolar sermayeli bir şirket için hiç de fena bir     hacim değil.
İki ülke arasındaki ekonomik bağlar çok kuvvetli değil. Venezüella Türkiye'nin en büyük 20 ticaret ortağı arasında yok. Ama bu, Erdoğan'ın 850 milyar dolarlık Türkiye ekonomisini ihtiyacı olan dostları için         kullanamayacağı anlamına gelmiyor.         Sardes'in altın koridoru belli ki kasımda     kapanmış fakat başka yöntemler de var."
Yani daha çok uzatmadan bir merminin     fiyatını dert etmektense çözüm yollarına başvurmak ve bu yolların kurşunlara gelmemesi için atılacak olan adımın barışçıl adımlar     olduğunu anlamak ama bunu anlarken Arap Baharı adı altında Afrika ve Ortadoğu'da ki onca ülkenin karışıklığına, komşu ülke Irak ve Suriye'nin  iç savaşa sokulmasına ve     ülkenin içindeki sorunları terörize etmeye,     ettirmeye gerek olmazken, dün İranlı Rezza Saraf''ın ve bugün 1 Milyonluk sermayeli Sardesi'in kanalıyla komşudan yada Okyanus ötesinde ki bir ülkenin altınları başta olmak üzere yer altı ve yer üstü kaynaklarına muhtaç kalmamak için önceliğin iç barış olduğunu, 'Yahu düşünün be bir         merminin fiyatı nedir düşünün..' demeden önce bilmek gerek..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.