ABD Suriye’de belirleyici bir konum ve rol üstlenmek zorundaysa -ki bu artık bir zorunluluk- Esad rejimine vurmak zorunda. 2011 yılında bu yalan Esad rejimine karşı edilgen ve sadece seyirci konumunda kalan ABD, bunun kendisine neye mal olduğunu pratiğiyle gördü. 1945 yılında bu yana dünya siyasetinde belirleyici bir güç olan ABD de hiçbir dönemde bizzat içinde olduğu ama bu kadar edilgen davrandığı hiçbir zaman görülmemişti. Bunu kısmen Obama’nın bekle gör politikasına yorsak bile, esasen bu durum ABD’nin bir dış politika refleksi değildir. Arap Baharı'nın perspektif kaymasına neden olduğu dış siyaset, şimdilerde özüne dönüş sinyalleri veriyor.
Daha önceleri Obama’nın ‘’ Esad kimyasal silahlar kullanırsa, Suriye’yi vururuz ‘’ tehditleri poker oyunundaki restler gibi, sadece caydırıcı nitelik taşırken, bu kez Trump bu resti gerçeğe dönüştürmek zorunda. Kaldı ki bu durum Körfez ülkelerinden topladığı paraların da bir bedeli. Guta ya en çok yatırım yapan ülkeler bilindiği gibi Körfez ülkeleriydi. Trump deyim uygunsa hem haraç topladı hem de dünyanın silahlarını sattı. Şimdi bir bakıma diyet ödeme zamanı.
Elbette tek neden Körfez ülkelerine satılan silahlar ya da onlardan toplaman paralar değil. Bundan öte en ölümcül sebep, Rusya ve İran’ın geriletilmesidir. Suriye’ de finale doğru giderken, süreci ve sonuçları İran ve Rusya’nın inisiyatifine bırakmak artık, ABD de kabul görmüyor. Pentagon dahil, ABD ‘de bütün çevreler bu baskının şiddetle kurulması gerektiği konusunda hem fikir. Bu durum doğrudan ABD iç politikasını da etkiler vaziyete geldi.
Trump, "Suriye’deki korkunç saldırıyı kınıyorum. Rusya mı, Suriye mi, İran mı yoksa hepsi birden mi yaptı, bunu anlayacağız. Suriye için askeri, liderlerle görüşüyorum. 24-48 saat içinde büyük bir karar vereceğim" diye konuştu. Trump ayrıca askeri seçenek sorusuna, “Bütün seçenekler masada" cevabını verdi.
İngiltere Başbakanı Theresa May ise Duma’da düzenlenen kimyasal saldırıya ilişkin olarak, "Bunun rejimin gerçekleştirdiği bir kimyasal saldırı olması durumunda sorumluların hesap vermesini sağlayacağımız konusunda net bir tavır aldık" dedi.
Esad rejiminin katliamı, dünyanın bir numaralı gündemi haline geldi. AB, BM, İİT, Türkiye, İngiltere, ABD, Fransa ve Suudi Arabistan, önceki gün saldırıyı kınadı. Dün de Kanada, İsveç ve Almanya’dan benzer mesajlar geldi. Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert “Rejimin tiksindirici eylemleri insanlık onurunu hiçe sayıyor. Bu cezasız kalmamalı. Sorumluları cezalandırılmalı” dedi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de katliamı görüşmek üzere acil olarak toplandı. Rusya, rejimin daha önceki saldırılarına yönelik BMGK’dan karar çıkmasını engellemişti.
Batı dünyası ve ABD arasında oluşan bu büyük dayanışmanın bir tek hedefi var. O da Esad rejimi. Bu dayanışmanın ikincil ve daha örtülü hedefi ise İsrail’in güvenliğidir. Esad rejimin Guta’yı ele geçirmesiyle daha da güçlendiği açıktır.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.