22.09.2020, 06:53

Bisiklet dostu şehir olmak

Pandemi sürecinde yazmak istediğim birçok konu birikti kaldı ama klavye başına geçince insanın yazmak için önce bir heveslenmesi gerek. Sürekli yükselen pozitif Covid-19 sayısı, sizin olduğu gibi benim de moralimi bozmakta, sürekli erteleme hastalığına yakalanmama sebep olmakta. Neyse ki bugün kırdım onu.

Bu ayın başında, Hürriyet gazetesi Yeşilköy’deki bisiklet yollarının bozuk olmasını haber yaptı. Haber, o bölgedeki bisiklet sürücüsü T.K. diye bir şahsın şikayeti üzerine oluşmuş ve İBB’ye muhalif basın da anında bir şey bulmuş gibi koşmuşlar. Ben, bu yolda hergün ama hergün ya yürüyorum, ya da bisiklete biniyorum, şikayet eden şahıs yeni galiba Yeşilköy’de, çünkü o yol 3 senedir öyle, yani bozukluk yeni bir şey değil. Yolun şu anda tamir edilmekte olduğunu da bildirmek isterim. Tamirat sonuna kadar devam edecek ama ben başka konuları yazacağım. Onların derdi bağcıyı dövmek, benimkisi ise üzüm yemek.

Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı eski milli sporcumuz sayın Erol Küçükbakırcı Konya’lıdır. Türkiye’nin de en uzun bisiklet yolu, hem engebesiz bir şehir olmasından, hem de geniş bir alana yayılmasından mütevellit buradadır. Tam tamına 550 km bisiklet yolu var Konya’nın, İstanbul’un se ne yazık ki 190 km sadece. Federasyon Başkanı kendi şehrine epey önem vermiş ve de övünüyor haklı olarak ama diğer şehirlerde durum ne? Yakında federasyon’a ferdi lisans için başvuru yapacağımdan bu alana çok girmeyeyim şimdilik. Başkanımız çalışıyor, kendisine aşağıdaki sözleri için de teşekkür ederiz. "Bisiklet sporu, yaşın olmadığı bir spor. İster 7 yaşında ol, ister 77 yaşında ol. Ayakta durabildiğin sürece, yürümekte zorlansan bile bisiklete binebilirsin. Hem aç hem de tok karna yapılabilen ve de mutluluk veren bir spor."

Sağlık çok çok önemli olsa da bisiklet’e sadece spor amaçlı bakılması yanlış, yine de sağlık açısından müthiş faydalı ve tam bir kalori avcısı bir spor; bir saat yürümekle, bir saat bisiklete binmek arasında iki katı kalori yakma farkı var. Anlayacağınız, kardiyocuların da çok sevdiği bir spor bisiklet.

Gelgelelim bisikleti bir ulaşım aracı olarak ele almaya; Avrupa’nın önemli şehirlerinden, başta Amsterdam ve Kopenhag bisikleti bilinçli bir şekilde şehir içi ulaşımda kullanmakta. Dünya’da bir çok şehir bu konuda çok başarılı ama Amsterdam efsane’dir. Geçtiğim yaz, ben de Amsterdam’da bisiklet kiralayıp şehri 2 gün gezmiş, aşağı yukarı gezilmedik yer bırakmamıştım. Tabii, İstanbul kadar büyük olmadığını da hatırlatayım, İstanbul’da tarihi yerlerin hepsini görmek isteseniz 15 gün bile az gelebilir.

Amsterdam’da bisiklet yolu deyince aklınıza sahilde gezinti yapmak için öyle göstermelik deniz kenarı yolu gelmesin. Amsterdam’da bisikletliler için her taşıt yoluna paralel olarak ayrı ayrı gidiş ve geliş yönünde minik şeritler olarak ayrıca yapılmış bir yoldur. Bisiklet için trafik lambalarının yine her kavşak’ta bulunduğu bir ortam hayal edin. İşte orası Amsterdam. Amsterdam’da bisiklete binmek inanılmaz keyifliyli ve rahat. Her yerde bisikleti kilitleyeceğiniz demir parmaklıklar’da var ve ayrıca işinize bisikletle gidiyorsanız belediye’den de teşvik alıyorsunuz. Hem sağlığınıza faydası var hem de fosil yakıt tüketerek doğa’ya zarar vermiyorsunuz. Üstelik bisikletinizin bakım parasına yetecek parayı da belediye size ödüyor.

Peki, İstanbul bir Amsterdam olamaz mı?

Efendim çok engebeli İstanbul, falan filan… Bahane bulmak yok, herşeyin çözümü var. Buraya yazmayacağım çünkü kopyalayıp kendi projesiymiş gibi sunuyorlar. Soran olursa bilgi veririm.

Biz de İBB’nin akıllı bisiklet uygulaması çok güzel ama her yere parkedemiyorsunuz, illa ki bir başka İBB bisiklet istasyonu olmalı. Sokağınıza kadar gidemezsiniz mesela burda ama orada bizdeki MARTI ve PALM şirketlerinin elektrikli scooter kiralama işi gibi bisiklet kiralama yapıyor belediye. Bisikleti her yere de bırakabiliyorsunuz.

Türkiye’de sayısı 10 bin’i geçen dakikalık kiralama yapılan Elektrikli scooter’ların işe gidiş gelişlerde kullanılması taksicilerin pek hoşuna gitmemiş diye bir duyum aldım. Haksız değiller ama yapacak bir şey yok. Daha az ve temiz enerji harcadıkları kesin ama bisiklete asla tercih etmem, önermem de. İBB’nin bu ranttan kendine ne kadar pay aldığını bilmiyorum ama Yeşilköy ile Florya arası en fazla 1 TL’lik elektrik masrafına karşılık tam 10 TL alıyorlar. Organizasyon, şarj etme, toplama, bakım giderlerini bilmem ama bu işi İBB yapsa hem daha ucuza mal olur, hem de para İBB’de kalırdı diye bir geri bildirimde bulunayım. Bana epeyce pahalı geldi. Bu elektrikli scooter’ların en iyisini 4 bin veya 5 bin TL’ye alabiliyorsunuz ama toplu alım yapan firmaların 300 dolardan fazla bir para verdiğini sanmıyorum. Çin’den geliyor hepsi ve Alibaba’da fiyatlar belli. Yani bu firmalar en fazla bir haftada amortismanını çıkarırlar. Özel şirketler kar etsin ama çok büyük bir rant var bu işte haberiniz olsun.

Ayrıca Yeşilköy-Florya arasında hergün en az 2,3 kaza oluyor. Ambulans’lık kazalar da var. Bisikletliler, acemi scooter kiralayanlar ve yayalar sürekli çarpışıyorlar; genelde de yayaların bisiklet yolunu kendi yollarından saymalarından ötürü oluyor bu kazalar. Eğitim şart!.. O yüzden ben sabah çok erken veya gece çok geç saatte sürebiliyorum, yoksa antrenman falan olmuyor çünkü yola dalıp giren yayalar yüzünden sürekli zil çalmak, dur-kalk yapmak zorunda kalıyorum. Çok az kişi de maske takıyor. Tam bir tehlike yuvası anlayacağınız.

Özellikle bisiklet ve elektrikli scooter veya bisikletli araçlar konusunda mecliste bir trafik kanunu değişikliğine ihtiyaç duyulduğu kesin. Bu konuda geleceğe yönelik vizyonu olan bir trafik kanunu güncellemesi gerekli. Bazı konular trafik kuralları açısından muğlak olmamalı ve yerel yönetimlere de bu yönde bisiklet yolları ve işaretlemesi ile alakalı zorlayıcı hükümler içermelidir. Elektrikli scooter ve bisiklet kullananların da kask takması’nın zorunlu hale getirilmesi kanuni bir ihtiyaç gibi duruyor.

Bisiklet yolları’nın gezinti yollarından farklı olarak düşünülmesi ve şehir içine doğru evrilmesi gerek. Bakırköy’de sahilden itibaren Veli Efendi hipodromu yönünde tek yönlü bisiklet yolu var mesela ama diğer tarafta yok. Dönerken ters o yol. Girişi yok, çıkışı yok. Plansız… Yollara bisiklet yolunu eklemeyi lüks olarak görüyoruz çünkü gezinti için kullanıyoruz oysa ulaşım için kullanmamız gerek. Bugünün dünyasında lüks olan şey fosil yakıt tüketmektir. Bu bakışla bisiklet yollarını şehir planlamalarına, imar planlamalarına eklememiz şart. “Bisiklet yolu nereden geçecek, nasıl ilerleyecek?” diye bir derdimiz olmalı her sokak için. Ülkedeki yeni yapılacak bütün projelerde, bisiklet yolunun bir zorunlu koşul olarak eklenmesi gerek.

Vizyon diyoruz ya… Bisiklet bir şehir için çok önemli bir vizyon’dur. Ödüllü bisiklet yarışmalarımız’da o minvalde arttırılmalı. Geçtiğmiz hafta gerçekleşen ünlü “Tour de France” bisiklet yarışması’nı bütün dünya canlı yayında verdi. Bizim ülkemizin de bu tarz bir ilgiye mazhar olması çok zor değil. Özetle bisikleti hayatımıza daha çok sokmamız gerek. Şu anda ülkemizde 14 bin lisanslı bisiklet sporcusu var. 2,5 milyon’da düzenli bisiklet kullanıcısı. Hergün sayı daha da fazlalaşıyor ama 80 milyon’u geçmiş bir nüfüs’da bu rakamlar oldukça az. 190 km’lik bisiklet yolu’da İstanbul için çıtır çerez bir rakam. Yıllardır bu şehri yönetenler bize sadece 190 km bisiklet yolu bırakmış, o da konutlardan uzakta, gezinti turu için ama yeni yönetimin bu bakışı değiştirmesi gerek. Faydasını yazmaya gerek yok sanırım. Herkes şimdi ne gerek var diyebilir ama bisiklet sayesinde 1,5 ayda 8 kilo verdiğimi, kendimi virüse karşı daha güçlü hissettiğimi ifade ederek bitireyim. Hedefim bir o kadar kilo daha vermek ve önümüzdeki yıl yarışlara katılmak. Ölmez de sağ kalırsak Kapadokya Bisiklet turunu yapmayı düşünüyorum.

Şimdilik hoşça kalın.

Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Yorumlar (0)