Cumhuriyetimizin adeta kurucu antlaşması niteliğinde olan Lozan Antlaşması’nı gündelik siyasetin bir tartışma konusu yapmak artık bir alışkanlık haline geldi. Konu hakkında her siyasi grup tarihsel gerçekliği kendisine göre yorumladı ve bu yoruma göre konuyla ilgili yorum yaptı. Fakat bazı tarihsel gerçekler vardır ki üzerine çok fazla yorum yapılamaz; işte yazılı antlaşmalar da bu gerçeklerden bazılarıdır. Zira adından da anlaşılacağı üzere antlaşma yazılıdır yani her maddesi kâğıt üzerinde kelime kelime beyan edilmiştir. Bu açıklığa rağmen antlaşmanın Türk toplumu üzerinde bu denli infial yaratmasının en temel sebebi, gözlemlerime göre, antlaşmanın maddelerinin okunmadan, yalnızca kulaktan dolma bilgilerle konu hakkında yorum yapılmasıdır. Sevr Antlaşması ile Lozan Antlaşmasının maddelerinin karşılaştırmasını yapmak bile bize Lozan’ın nasıl bir zafer olduğunu gösterir.
Lozan Antlaşması ile ilgili en temel iddia süresinin 100 yıllık olduğu ve 2023’te antlaşmanın hükümsüz olacağıdır veya bazı gizli maddeleri olduğu ve bu maddelerin 2023’te açıklanacağı iddiası. Antlaşma maddeleri arasında antlaşmanın süresini belirleyen herhangi bir madde olmayışı, süresiz oluşunun en büyük ve gözle görünür kanıtıdır. Zira geçerlilikleri herhangi bir süreye tabi olan maddelerin süreleri ek maddelerde açıkça belirtilmiştir fakat antlaşmanın bütünüyle ilgili herhangi bir süre belirtilmemiştir. 
İkinci olarak, antlaşmaya Türkiye Cumhuriyeti lehine koyulacak herhangi bir maddenin gizli olarak ve 100 yıl sonra açıklanacak şekilde koyulması da akla yatar bir iddia değildir. Zira Lozan’a giden yolda aziz Türk milleti büyük bedeller ödemiş ve tüm benliğini ortaya koyarak kendine ait olan vatanı korumuştur. Bu mücadeleyi veren Türk milletinin temsilcileri de Devletimizin lehine koyulacak bir maddeyi gizli olarak ve 100 yıl sonra açıklanacak şekilde koyacak değildir. Ayrıca bir takım grupların oldukça sevdiği Rıza Nur, (Lozan heyetinde de görevliydi) her türlü konuda Cumhuriyetimizin kurucularına çeşitli iftiralarda bulunmuştur; yani herhangi bir konuda çekincesi bulunmayan bir şahsın Lozan ile ilgili bu iddialarda bulunmaması bile asılsızlığının kanıtıdır. Şayet Lozan Antlaşması’nın Devletimize dezavantaj yarattığı düşünülüyorsa, Devletimiz resmi olarak antlaşma maddelerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini uluslararası kamuoyuna beyan eder ve eğer tüm imzacı devletler bunu kabul eder ise Lozan yeniden düzenlenebilir.
Bir diğer eleştiri konusu olan On İki Ada’nın Lozan’da verildiği iddiasına gelirsek. On İki Ada’nın, (Bu isim Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ege Adaları’nın idare biçiminden dolayı verilmiştir, gerçekte bölgedeki ada sayısı 20’yi geçmektedir.)  elimizden çıkma hikâyesi 1912’ye dayanır. O tarihlerde sömürge edinme arzusu taşıyan İtalya, topraklarımızla fiziksel bağı kopmuş olan Libya’ya (Trablusgarp’a) gözünü dikmiş ve 1911 tarihinde işgale girişmiştir. Bölgede beklenmedik bir dirençle karşılaşan İtalya, Osmanlı Devleti’ni teslim olmaya zorlamak adına On İki Ada’yı işgal etmiştir. Bu süreçte çıkan Balkan Savaşı, Osmanlı Devleti’nin elini kolunu bağlamış ve İtalya ile masaya oturmak zorunda kalmıştır. (Zira Balkanlar Anadolu’nun büyük bir kısmından önce Osmanlı toprağı olduğundan önceliklidir.) Savaş sonunda yapılan Uşi Antlaşması ile Trablusgarp’a özerklik verilmiş ve asker bölgeden çekilmiştir buna karşılık İtalya da On İki Ada’dan çekilecektir fakat Balkan Savaşları dolayısıyla dikkatini Balkanlara odaklayan Osmanlı Devleti İtalya’nın çekilmesi konusunun üstüne çok düşmeyecektir çünkü Adaların Yunanistan tarafından işgal edilmesinden korkulur. 1915 yılında İtalya Osmanlı’ya savaş ilan eder ve bu ilanla beraber Uşi Antlaşması’nın gerekliliklerini yerine getirmeyeceğini ilan eder ve Adalara yerleşir. Lozan görüşmelerinde Türkiye’ye yakın adaların aidiyeti konusunda şiddetli müzakereler yaşanmıştır fakat herhangi bir deniz gücüne sahip olmayan bir devlet olarak takdir edersiniz ki uzak adalar için çok ısrar edilememiştir. Çünkü On İki Ada’nın kaybedilmesi zaten I.Dünya Savaşı’nın bir sonucu değildir.
Lozan konusunun günlük siyasete alet edilmesi, çok üzücü olsa da, devam edecektir. Fakat konuyla ilgili yorum yaparken bizlerin kulaktan dolma bilgilere göre değil de işin aslını öğrenerek yorum yapmamız gerekir. Umudum, Cumhuriyetimizin kurucu değerlerinin, Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin gündelik siyasete meze olmayacağı bir Türkiye’dir.
“Bu memleket tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve ebediyen de Türk olarak yaşayacaktır.”
                    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.