Empati başkasının acısını hissedebilme yeteneğidir. Arno Gruen kendi acısını hissetmeyip ondan kaçan bir kişinin empati yapma yeteneği olmadığını söyler. Kişi acı çektiği bir durumu, güçlü olmak pahasına reddederse bu acıyı başkalarında arar der Arno Gruen. Böylelikle kişi kendi çektiği acıda kurban rolünden sıyrılır ve zalim rolüne girmeye başlar. Yani, bu acıyı başkalarında aramakla kalmaz, aynı acıyı başkalarına da yaşatmaya çalışır. Annesi tarafından azarlanıp bu konudaki üzüntüsünü inkar eden bir çocuk, başka bir arkadaşını ya da küçüğünü azarlar ve kendi içindeki acıyı böylece hafifletir. Yani yaşadığımız hiçbir duygu yok sayılacak, inkar edilecek kadar önemsiz değildir. Aksine en küçük duygu bile oldukça önemlidir. Eğer bir duygu direkt yollarla boşalım bulmazsa dolaylı olarak boşalım bulur. Öfke, saldırganlık, kaygı ya da depresyon şeklinde olabilir.
Kişi kendisinden yani kendi duygularından ne kadar habersiz yaşarsa o kadar yabancı olur. Bu yabancılıkta da bir şekilde günlük hayatını sürdürebilir, sorunsuz bir hayat yaşayabilir; fakat bir problem çıkıp artık kullandığı yöntemlerin işlevsiz hale geldiğini görmesiyle kendisiyle yüzleşmek zorunda kalır. Kendisiyle yüzleşen insan kendi kurban rolünü fark eder, bununla yüzleşmektense nefretini dışarıya yansıtır ve kendisine bir düşman edinerek rahatlar. Yani yine bir başkasını kurban rolüne sokar ve yine negatif duyguyu dışarıda bir başkasına yöneltir. Temel mekanizma aynıdır, negatif duygudan kaçınmak.
Düşmanların benliğe olan en büyük işlevi budur. Negatifi yani olumsuz olanı ona atarak rahatlama. Böylelikle kendimizi iyi tarafta tutup, iyi hissetme halinde kalırız. Bu durumda akıllara şu soru geliyor? İnsanın düşmana ihtiyacı var mıdır? Cevap evet vardır; ama hangi durumlarda şimdi buna bakacağız.
Çocuk ilk doğduğunda dünyayı iyi ve kötü olarak ikiye böler; anne onun ihtiyaçlarını karşıladığında iyi bir annedir, karşılamadığında ise kötü bir annedir ve o zaman anneyi sevmez. 2 yaşlarına kadar devam eden ‘bölme’ dediğimiz bu durum sağlıklıdır ve her çocukta görülür. İyi anne ve kötü anne sanki farklı kişiliklermiş gibi algılar. 2 yaşların sonundan itibaren iyi ve kötünün biraz daha birleşmesi; yani çocuğun anneyi iyi ve kötü tarafları ile kabul edebilecek psikolojik olgunlukta olması beklenir. Çocuğun bu olgunluğa gelebilmesi annenin çocuğa ne kadar empatik ve sağlıklı yaklaştığıyla birebir ilgilidir.
Eğer annenin çocuğa empatik yaklaşabilecek psikolojik olgunluğu yoksa çocuktaki bu bölme durumu değişmez. Yetişkin olduğunda dahi hayatı iyi ve kötü olarak ikiye ayırmaya başlar. Çok sevdiği arkadaşları ya da nefret ettiği arkadaşları olur, çok sevdiği dersler ya da hiç sevmediği dersler gibi. Hayatı siyah ve beyaz olarak adeta ikiye bölerek yaşar. Sevdiği bir arkadaşı onun rahatsız olacağı bir davranış yaparsa, o arkadaşını birden sevmediği arkadaşlar kümesine koyabilir. Daha önce ona olan duygularını inkar eder, sorulduğunda ise ben onu yanlış tanımışım, hakkında yanlış hissetmişim gibi şeyler söyler. Yine aynı şekilde nefret ettiği bir kişi ona iyi bir şey yapınca birden ona karşı bütün duyguları bir anda değişir ve o kişiyi sevmeye başlayabilir. Özet olarak bu kişi iyi ve kötüyü aynı yerde görme becerisine ve olgunluğuna sahip olamadan, hayatı ikiye bölerek yaşamını devam ettirir.
Aynı şekilde kendisiyle ilgili de bu bölmeyi yapmak durumundadır, eğer dışarıda nefret ettiği, kınadığı, yargıladığı, sevmediği insan ne kadar çoksa kendisini o kadar pozitif tarafta hisseder. Onlar kötü ben iyiyim duygusuna kapılır ve rahatlar, dışarıda bir kötü bulmadan kendisini iyi tarafa koyamaz.
Kişiye narsisistik olarak rahatlama sağlatan bu durum kişinin düşmanlar edinmesine yol açar. Bölme ne kadar aktif ve kişi ne kadar somut narsisistik başarılardan uzaksa, kendisine o kadar fazla düşman bulur. Kendisini başarılı, onaylanmış, beğenilmiş hisseden kişilerde bu durum biraz daha az görülebilir. Düşmanlar daha çok savunlarımızın çöktüğü noktalarda işimize yarar.
Bu bir çözüm sağlar mı, geçici olarak evet sağlar. Kişi anlık olarak rahatlar ve kötü duygusunu boşaltır; fakat uzun vadede kişi kendisini daha fazla öfke, kaygı, nefret ve mutsuzluk içinde bulur, bu noktada psikolojik semptomlar göstermeye başlar.
Psikoloji bu noktadaki kişilere oldukça büyük fayda sağlar, çünkü önce kişi kendisinden uzaklaştığı acılar ile bir psikolog eşliğinde yolculuğa çıkar. Kendisinin reddettiği taraflarını görmeye ve o taraflarla barışmaya başlar. Kendisine yaklaşarak, psikolojik olarak iyi hissetme haline ulaşır. Psikolog kişi ile görüşürken ona farkında olmadığı bir takım bilinç dışı gerçekleri gösterir, bu durum kişide rahatlık ve huzur sağlar.
Eğer düşmanlık, nefret, öfke patlamaları vb sorunlarla başedemiyorsanız mutlaka bir profesyonel psikolog yardımı alınız.
Hoşçakalın. Dostçakalın. Kendiniz ve Sevdiklerinizle

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.