Bu halk Erdoğan'ı bırakıp bunlara oy falan vermez

Siyasetin duayen isimleriden Rize eski milletvekili Nusret Bayraktar ile gündemi değerlendirdik. AK Parti'den ayrılarak siyaset sahnesine çıkan Gelecek ve DEVA Partileri hakkında konuşan Bayraktar, “Halkta büyük bir Recep Tayyip Erdoğan sevgisi...

03 Şubat 2021, 20:05 Röportaj: Mehmet Mert
Bu halk Erdoğan'ı bırakıp bunlara oy falan vermez

Siyasetin duayen isimleriden Rize eski milletvekili Nusret Bayraktar ile gündemi değerlendirdik. AK Parti'den ayrılarak siyaset sahnesine çıkan Gelecek ve DEVA Partileri hakkında konuşan Bayraktar, “Halkta büyük bir Recep Tayyip Erdoğan sevgisi var. Dolayısıyla kimse Erdoğan'ı bırakıp bunlara oy falan vermez. Bugün yaptıkları doğru olmasa da Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu'nun da yanında olanlar bile seçim zamanı oylarını Erdoğan'a verecektir” dedi.

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Geliştirme Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı ve 24. dönem Rize eski milletvekili Nusret Bayraktar ile gündemi değerlendirdik. 1994-1999 yılları arasında Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevini, 22 ve 23. Dönem İstanbul Milletvekili görevini de sürdüren Nusret Bayraktar, bu günlerde üniversitedeki görevi ile birlikte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a en yakın isimlerden birisi olarak siyasi gelişmeleri sıcağı sıcağına yaşamakta ve değerlendirmekte. Haliyle Bayraktar’ı bulmuşken ben sordum o yorumladı. Buyurun şimdi Nusret Bayraktar’ın yorumu ile; Deva Partisi Lideri Ali Babacan, Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, Memleket Hareketi ile parti kuracağını söyleyen Muharrem İnce ve 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili az bilinen, pek konuşulmayan özellikleri.

Nusret bey, Türkiye’de neler oluyor? Siyaset nereye doğru gidiyor? Yeni kurulan partiler ne yapar? İlk genel seçimlerde nasıl bir sonuç çıkar diye bir uzun soru ile başlayalım söyleşimize.
1994-1999 yılları arasında Refah Partisi İstanbul’da 18 ilçe ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandığında Rahmetli Erbakan bizlere tembihlemişti. Özetle öyle bir yönetim sergileyin ki Refah Partisi iktidara gelirse bu belediyeleri yönettiği gibi ülkeyi de öyle yönetecek desinler. Gerçekten de o zaman biz bütün belediye başkanları canla başla 24 saati ibadet aşkıyla çalıştık, bütün halka eşit hizmet götürdük, adil yönetim sergiledik. İnsanlar daha önce hiçbir belediye yönetimlerinde görmediği kadar kendilerine dokunan bir belediye yönetimi ile karşılaştılar. Ve o ekip şimdi 20 yıldır Türkiye’yi başarılı bir şekilde yönetmekte. Refah Yol hükümeti döneminde ( Refah Partisi – Doğru Yol Partisi) o dönem kurulsun kurulmasın tartışmaları yapılırken bir takım yorumcular “Evet Refah Partisi iktidar olsun. Onlar toplumun tüm kesimlerine hizmet etmeyi ibadet kabul ediyorlar. Örnek Beyoğlu Belediye Başkanı. Camiye, kiliseye, sinangoga bakaren herkese din, dil, ırk, mezhep gözetmeden hizmet götürüyor” diyorlardı. Rahmetli Erbakan hocaya gazeteciler sorardı. Refah iktidara gelince ne olacak? O da cevap verirdi. “Beyoğlu'nda neler olduysa Refah Partisi iktidarında o olacak.” Beni görünce de “Sen benim partimin sigortasısın” derdi. Topluluklardaki hitaplarda bilr özellikle Beyoğlu'nu örnek gösterirdi. İşte o dönemde Abdullah Gül Devlet Bakanı ve hükümet adına dış işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı. Birlikte yurtdışına gittiğimiz zaman salonlarda, toplantılarda yüzlerce, binlerce insan var. Türkiye'den gelen heyetin konuşmasını istiyorlar. Buralarda asıl konuşmacı kim olmalı?

Devlet bakanı ve Dış İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı...
Evet, Abdullah Gül olması lazım. O varken nezaket göstererek bizim susmamız lazım. Ama Beyoğlu Belediye Başkanı olduğum günlerde birçok toplantıda Abdullah Gül son konuşmayı bana yaptırmıştı. Bana karşı böyle bir nezaketi vardı. Milletvekili olduk. İstanbul Milletvekili. O başbakan oldu. O dönem 3 Rize milletvekili var. Recep Tayyip Erdoğan o dönem milletvekili olamıyor. O dönem Abdullah Gül başbakan. Bana birkaç dönerek şöyle söylerdi; “O Beyoğlunun başkanı şimdi çok çok başka yerlerde olmalı. Ama durum böyle...”

nusret bayraktar recep tayyip erdoğan
 


3, 4 ay mı geçiyordu.
3 ay sonra 1 Mart Tezkeresi oylamasından önce Abdullah Gül geldi bir gün yanıma oturdu grup toplantı salonunda. O gün 1 Mart tezkeresinin müzakeresi var. ABD ile aramızdaki kırılmaların en yoğun olduğu günler. Parti grup kararı alamıyor. Abdullah Gül arada derede kaldı.

Pek sözü de geçmiyor tabi?
Pek sözü geçmiyor. Evet de dese karar alınmıyor. O günkü hassasiyetlere bakılınca milletvekillerimizin çoğu Irak tezkeresinin reddedilmesini düşünüyor. Ben de dahil bu işin tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Öyle bir ortamda Abdullah Gül dedi ki; “Ya saçlarıma aklar düştü bir an önce Erdoğan gelse de rahatlasam. Bu işler bana göre değil” dedi. Böyle endişeli birinden genel başkan olur mu? Hiç riskte elini taşın altına koyabilecek cesaret de değil. Her risk onu yıprattı. Erdoğan'ı ise tam tersi her risk yüceltti. Erdoğan her riski aldı gitti, neticeye vardı.
Bu 1. İkincisi ODTÜ'den birincilikle mezun olmuş Ali Babacan. Tayyip Bey bunu aldı. Siyasetin s'sini bile bilmeyen bir adam. Buna rağmen Erdoğan imkan verdi. Kardeşim dediği Gül'ü cumhurbaşkanı yaptı. Sonra dış işleri için Ahmet Davutoğlu'nu görevlendirdi. Sonra genel başkan, başbakan yaptı.
Babacan'a dönelim. Anlatımı, nezaketi, iyi biri, Anadolu süt kuzusu çocuğu. Düzgün bir adam. Yaz aylarında çok yorulduğunda, Ayder Yaylası'nda dinlenirdi. 2007 yıllarında ailecek Ali Babacan'la sabah kahvaltısı yapar, göle doğru yürüyüş yapardık. Öyle günler geçirirdik. Stres atardık. Babacan o zamanlar anlatırdı. Daha sonradan da seçilmek istemediğinde; “Siyaset benim işim değil. Tayyip Bey aldı beni görev verdi. Elimden geleni yaptım ama bu işler benim işim değil. Ben ayrılıp işime gücüme döneceğim” demişti. Bunu hem Rize'de söyledi kaç kere hem de son seçimlerde ben işime gücüme döneceğim derdi. Şimdi düşünüyorum bu iki kişi. Abdullah Gül, Ali Babacan nereye vardı. Neden siyaseti bu çerçevede yaparlar anlamak zor.

nusret bayraktar mehmet mert
 


Muharrem İnce gibi karşı cephede yeni parti kurmak isteyenlere ne diyorsunuz?
Muharrem İnce de farklı şeyler diyordu. “Ben eninde sonunda CHP'nin başına geçeceğim” diyordu. Muharrem İnce köküm Rizeli diyordu. İmam Hatip'te öğretmenlik yaptım, inançsız değilim derdi. Birbirimize olan nezaket ve samimiyetle her şeyi konuşurduk. Şimdi kürsüye çıktığı zaman bu adam esiyor, gürlüyor. Yan yana gelince değişiyor. Tesadüf bir gün. Meclis kürsüsünde kulisten bir konuşmasını gördüm. Muharrem İnce esti gürledi. Mecliste dışarı çıktı, dışarıda karşılaştık. “Ya Nusret abi kusura bakma, ekmek parası” dedi. Nedir dedim ya; ikili konuşmamızda ne kadar kibar, güzelsin. Oraya çıkınca esip gürlüyorsun. “Kusura bakma abi ekmek parası. Öyle konuşmasam beni CHP'de tutmazlar” dedi. Hatta bunu 3 kere söylemiştir bana. “Ben böyle konuşmazsam CHP'de tutmazlar beni” diyordu. CHP'nin misyonu bu. Sertlik politikaları. Şimdi dönüp bakıyorum samimiyet nerede? Bunu Davutoğlu için de söylüyorum.

Davutoğlu için bir şey demediniz...
Davutoğlu ilim insanı. Yörük Türk'ü. Konya-Karaman tarafı insanları çok inançlı gözükür değil mi? Ama ticarette onlara dikkat edin derler. Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu derler. Bu sözü çok kişiden duyunca şaşırmıştım.
Tayyip Bey cumhurbaşkanı olduğunda Rize'ye geldi. Toplantı yapıyoruz. Kamuoyunda en çok tartışılan şey Erdoğan, Süleyman Soylu teşkilatına partiyi nasıl teslim etti. Davutoğlu'na niye bıraktı diyorlar. Erdoğan da o dönem Davutoğlu'nu tercih etmemizi işaret ettiği dönem ben geçiş dönemi için Binali Yıldırım'ı istedim. Bu geçiş döneminde Binali Yıldırım'a görevi verelim dedik. Akıllı başarılı bir siyasetçiydi. O dönem cumhurbaşkanıma bunun sebebini sordum. Herkes nasıl sorup, söyledin diyor. Sordum. “Canım ciğerim evladım dediğin kişiler varken niye Davutoğlu?” diye sordum. Ailesi, siyasi geçmişi, neler yapar bilmiyoruz. Erdoğan da dedi ki; “Doğru söylüyorsun ama biz bir alternatif bir komisyon oluşturmaya çalıştık. Geniş yelpazede. Akademik geçmişten gelenlere de görevler verelim. Gelişmelere göre değişiklik yaparız” diyor. İnsanlar da Erdoğan hep arkadaşlarına görev veriyor demiyor muydu? Oysa Erdoğan farklı olarak herkese görev vermeyi tercih ediyordu. Davutoğlu'nu da onun için tercih etti.


Ama Davutoğlu en yüksek oyu aldı.
O almadı. Parti aldı. 7 Haziran ve 1 Kasım'da alınan oyların ikisi de onun oyu değildi. O oylar Erdoğan'a olan sevginin ve güvenin yansımasıydı. 1 Kasım da bunu gösterdi.

Nasıl koptular peki?
Dış politikada olağanüstü yanlışlar yaptı. Kendi başına Avrupa Birliği ile temasa girdi. ABD ile farklı bir dayanışma içine girdi. Türkiye'deki danışmanları acayip yanlışlar yaptı. Bizi hiç dinlemediler. Ha kişisel olarak düşünmeyin. Davutoğlu ve ekibi partinin ana yapısını tanımaz hale geldi. Güçlü başbakan olmaya çalıştı. Oysa Erdoğan'ın kafasındaki sistemde güçlü başbakan yok. Başkanlık sistemi vardı. Burada bile ayrıştıkları ortaya çıkıyor. Erdoğan da gördü ki Davutoğlu ile beraber başkanlık sistemine geçme şansı yok. Bunu görünce geçiş döneminde, görev verdiği Davutoğlu'na çekil dedi. Hemen olağanüstü kongre ile Binali Yıldırım göreve geldi. Bir anda 1 Kasım'da yüzde 49 oy alan Davutoğlu gitti. Ama o dönem Davutoğlu ne dedi; “Ben ihanet etmeyeceğim. Partime sahip çıkacağım. Vefasızlık yapmayacağım. Böyle bir şey yaparsam yüzüme tükürün” dedi. Peki sonra Karaman'ın oyunu sonradan çıkmadı mı? Çıktı.

Davutoğlu ile Babacan'ın ortak parti kurma hevesleri vardı ama Abdullah Gül bunu onaylamadı...
Sadece Gül'den kaynaklı değil. Siyasette ne kadar dürüst olursanız olun liderlik konusundaki tartışmalar ister istemez insanları ayırıyor. Hak-hukuk diyoruz. Hizmet diyoruz ama iş tam belli noktaya gelince. İpler kopuyor. Nefisler öne çıkıyor.


Yani belki bu ülkede kısa bir süre başbakan, bakan olabilirsiniz. Ama renginiz belli olunca size kimse itimat etmez...
Aynen öyle. Millet bunları çok iyi biliyor. Beni onlardan ziyade üzen olay biz bir İslami hassasiyeti olan, milli ve yerli olduğuna inanmak istediğim aile yapısının düzgün olduğunu bildiğimiz Ali Babacan'ın şimdi İngiltere altyapısından ibaret olduğuna inanmaya başladım. Dış kaynaklı güçler kaynaklı hareketlerine üzülüyorum. Öyle de üsluplu ki. Hep göreve hazır ve AK Parti'nin yıpranmasından kaynaklı var olmuş bir imaj yaratıyor.

Sizin geçmişte Davutoğlu ile ilgili şüpheleriniz varmış. Süleyman Soylu için ne diyorsunuz?
Ben Teşkilatı Soylu'ya nasıl teslim ettiniz dedim. Çünkü alışveriş yapmadığın, uzun yolculuk yapmadığın, yönetimde beraber yer almadığınız kişileri iyi tanıyamazsınız dedim. Erdoğan “Karar ve uygulamada ortak akıl” dedi. Ben “ne ortak aklı?” dedim. Erdoğan tüm iyi niyetiyle hareket ediyor. Kendisinden sonra gelecek, milletin seveceği bir isim olsa emin olun ona da bırakır. Bana söyledi. “Millet sever sayar ve destek olursa, isterse, Allah'ın takdiri derim. Ben köşeye çekilirim. O arkadaşlara yardımcı olurum” dedi. İşte bu Erdoğan'ın takdire inanan teslimiyetini gösteriyor. Ben bunu hayranlıkla izliyorum.


Şimdi bugünlerde gizli kulislerde şöyle söylemler var; Tayyip Bey yumuşak gidişe hazırlanıyor. 2023'de iktidar değişecek. İYİ Parti ve CHP iktidara gelecek. Akşener başbakan, Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı. Parlamenter sisteme geçiş. Ne diyorsunuz buna...

Nasıl bir hayal bu? Hayali bile mümkün değil. Şimdi siz böyle deyince ben eskiye gittim. Sene 1989 ben Refah Partisi'nden İstanbul İl Genel Meclisi üyesi seçildim. Erbakan hocamız önderliğinde bir toplantı yapılıyordu. Bölgelerdeki seçim kritiğini konuşmak için. O dönemde biz Beyoğlu'nda uyguladığımız seçim sistemini gündeme alarak bir örnek gösterdim. O hocanın pek hoşuna gitmedi çünkü Recep Tayyip Erdoğan ismi öne çıkıyordu. “Bizler ne kadar çalışırsak çalışalım ama siz televizyona çıkıp 1 cümle söyleyip 5 puan kazandırabilir, kaybettirebilirsiniz. Artı siz bir taraftan Refah Partisi diğer taraftan tüm partiler diyorsunuz. Böyle deyince iktidara gelmek için ihtiyacımız olan oyları yitiyorsunuz. Oysa Islahatçı Demorkasi Partisi'nin, Milliyetçi Çalışma Partisi'nin tabanı oysa onlar sizden mesaj bekliyorlar. Hele Milliyetçi Çalışma Partisi, Türkeş'in siyasi yasağı devam ederken Abdulkerim Doğru'nun genel başkanılığında bir görüşme yaptık. Dedik ki biz bu partilerle birleşelim. Seçime öyle girelim. Yoksa yüzde 7'de kalıyoruz.” dedim. Bana bir köpürdü. Çıkıştı. Ama 1 hafta sürmedi ittifak kararı çıktı. Biz 91 seçimlerinde 63 milletvekili aldık. Sonra 40'a düştük. Diğerleri hemen ayrıldı. Ama ne oldu o gün bizi anlayan MHP tabanı bize omuz verdi. Şimdi aynısını Erdoğan yaptı. AK Parti'nin oylarının yüzde 70'lere kadar çıkabileceğini olmadı yüzde 50 artı 1'leri yakalayabileceğini düşündü. Şimdi Erdoğan ne yapıyor? BBP ile Saadet Partisi ile görüşüyor. Yarın başkasıyla da görüşecek. Muhtemeldir ki. Yaptıkları doğru olmasa da Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu'nun da yanında olanlar oylarını Erdoğan'a verecektir. Ben şu anki pozisyonda Erdoğan'ın bu tutumu devam etsin oyu yüzde 51'in altına düşmez diyorum. Şu anda partinin oyu da her halükarda yüzde 40-42 arasında. Oylar artmıyor ama düşmüyor da. Gelişen olayların seyri bu oyu iki üç puan arttırabilir. Özellikle cumhur ittifakının oyu yüzde 55'lere çıkar diyorum.

Abdullah Gül cumhurbaşkanı olmak istiyor mu?
Herkes cumhurbaşkanı olmayı tabii ki ister. Abdullah Gül de ister ama hanımı çok daha fazla istiyor. First Ladyler çok fena. Ben Abdullah Gül'ü biliyorum. Ne kendinin böyle bir isteği var ne arzusu. Ha bir uzlaşma sonucu cumhurbaşkanı olmayı belki ister. O da Ali Babacan'a 2029'da sen cumhurbaşkanı olursun demek gibi. Hani Erdoğan rızasıyla çekilir, bırakırsa.

Yorumlar (0)