Eğitim yerlere serilmiş, tüm kanallar insanları uyuşturup yalan yanlış, bilimsellikten uzak dizilerle aptal, araştırmayan, haksızlığa itiraz edemeyen, hakkını arayamayan, her söylenene uyan, biat eden bir millet olduk.Arşivimde buldum. Cumhuriyet Gazetesinin 1258 Sayılı nüshasında Celal Şengör, Bilim ve Teknoloji konusunda bakın ne diyor. Türkiye halkı kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur veya şehirlerini şekilsiz gökdelenlerle doldurup oraları ederek yaşanmaz hale getirir, ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir. Kendi tarihinden habersizdir. Aslında ne dilini, ne dinini bilir, ne geleneklerini tanır, ne de toplumsal değerlerinin evriminden  haberdardır. 

Muhteşem Yüzyıl diye televizyonlarda alkışladığı dönemde, devletinde Amerika'dan gelen gümüşün ilk enflâsyonu başlattığını bilmez çünkü Avrupalı dünyayı keşfederken, muhteşem [!] padişahları hareminde gönül eğlendirmekte, dünyayı öğrenelim diyen Pirî Reis'in kafasını vurdurmaktadır. Muhteşem yüzyılda Anadolu'da medrese o kadar ayağa düşmüştür ki, öğrenci haydutluğa başlamıştır (buna softa şekâveti denir).Avrupa'da ilk yenilgimizi Muhteşem Süleyman devrinde aldığımız gibi (I.Viyana bozgunu: 1529), Hint Okyanusuna her çıkışımızda mini mini Portekiz'den sopayı yiyip Kızıldeniz'e veya Basra Körfezi'ne tıkılışımız da bu büyük (!) padişah efendimizin devrindedir. Gene onun zamanında dünya keşfedilirken, Hint Okyanusu'na kadırga denen sandallarla açılan ve 1554'te Hindistan'da karaya vuran büyük bir amiralimiz, yürüyerek üç senede Hindistan'dan Edirne'ye gelmiş ve meşhur bir kitap (Mirât-ül Memâlik) yazmıştı. 

El alemin dünyayı öğrendiği bu dönemde Seydî Ali Reis gazel söyleyip, eğlence partilerini anlatmaktan başka tek bir detaylı coğrafya bilgisi toplamayı gerekli bulmamıştı. Büyük Sultanımız Süleyman'ın Fransa kralı I. François'yı hapisten bir mektupla kurtardığını okurduk mektepte. O François'nın kurduğu Collège de France bugün dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biridir. Bizimkinin hangi kurumu ayakta kaldı? Hangi kurumunun insanlığa beş paralık bir faydası oldu? Artık yeter! Bu ve benzeri rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten, buna karşılık bize bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp onurlu insanlar olmamızı sağlayan Atatürk'ü aşağılayan âlim pozlu, ukala tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi. Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz? Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Biz de o anayı besleyip duruyor, onun tosuncuklarına oylar veriyoruz. Artık yeter! Memleketimde her elimizi attığımız yerde cehalet çirkefine bulaşmaktan bıktık. 
Bu feryat çok haklı biz MMO (Makine Mühendisleri Odası) Kentleşme, Yerel Yönetimler, UlaşımKomisyonunda geçen yıl bilimsel uğraşılar verip gerçek bilgiye ulaşıyoruz. 3. Köprüye neden hayır dedik? Çünkü çözüm değil. 1973-1994 yılları arasında köprülerle sağlanan ulaştırmada, "araç geçişindeki" artış yüzde1180, "insan geçişindeki" artış ise yüxde 173'tür. Araçların yüzde 80'i otomobil. 1997 verilerine göre, 1. Köprüden geçen araçların yüzde 60'ı özel otomobillerdir. Buna rağmen otomobiller köprüden geçenlerin sadece yüzde 25'ini taşıyor. Boğazı geçen özelotomobillerde, araç başına 1.7 kişi (2 kişi bile değil) düşüyor. İstanbul trafiğinin yalnızca yüzde 11'i Boğaz Köprülerini kullanıyor. Ulaşımın yüzde 84'ü kentin iki yakasında kendi içinde gerçekleşiyor. 3. Köprünün kamulaştırma bedeli hariç, ihale bedeli yaklaşık 720 Milyar Dolar. Oysa bir şehir hatları vapurunun maliyeti, 4-8 Milyon Dolar. Mevcut köprülerin birinde yapılacak düzenleme ile 5 köprünün taşıyacağı yolcuyu taşımak mümkün. İstanbul'da günde 10 milyon kişi yolculuk yapıyor. Bunun sadece 1 milyonu boğazdan geçiyor. Bir insanın 24 saatte kullanacağı miktardaki havayı, bir otomobil 15 dakikalık çalışma sonunda kullanılamayacak hale getiriyor. 

5. Ulaşım Kongresinde, Kentin ulaşım sorunu Büyükşehir Belediyesinin 116 DEV PROJESİYLE köklü olarak çözülüyordu. 9 Ağustos 2004'te benim de katıldığım Uzmanlar, Meslek Odaları, STK'lar "3. Köprüyü gündeme getirmek İstanbul'a ihanettir" diyordu. 1. Kongrede neler hedeflenmiş, nerelere gelinmiş. Aradan 18-20 yıl geçmiş, Devlet idaresinden üst düzeyde sorumluluk taşıyan bir politikacı "Demiryolu komünistler tarafından ortaya atılan tehlikeli bir fikirdir." Demiş. Hay aklınla bin yaşasın. Bizden ve yabancı birçok şehirci mimar mühendisin aylarca çalışıp verdiği rapor15 Haziran 2009'da Büyükşehirce onaylanarak İl Meclisinden geçirilen planda olmayan 3. Köprü 18 Haziranda yani 3 gün sonra gündeme geldi. Her krizden sonra bir köprü. 1980 krizi 2. Köprüyü doğurdu. O da ağaçları yok edip Çavuşbaşı, Sultanbeyli'yi doğurdu. 2009 krizi 3. Köprüyü gündeme getirdi bu gün ormanlarımız tarumar edildi. Şimdi 3. Köprünün yerini bile bilmeyen milletimiz verilen geçiş garantisi yüzünden para ödüyor. Kanal İstanbul ve vereceği büyük zararlar da cabası. Bize akıl lazım demekle hata mı yaptım? Sağlıklı kalmanız dileklerimle. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.