24.12.2019, 06:18

“Çember”

İnsan evladı yaşadığı yeri güzelleştirmeye daha da yaşanır hale getirmeye çalıştı. Kışın soğuktan yazın kavurucu sıcaktan, aç kalmış yabanı hayvan ve diğer insani toplulukların düşmanca saldırılarından korunmak için korunak, barınak ve kaleler yaptı.   İhtiyacı kadar topladı ve ürettiğine sahip çıktı. Bununla da kalmadı bunları ihtiyacı olan topluluklarla takas yaptı yani ürün değişim değeri ticari meta olarak yaşama girdi. Toplumsal ilişkilerin önemli mihenk taşı insanın üretime başlamasıyla mülkiyet sahiplenme sosyal boyuttan insanlar arasındaki egemenlik ve hâkim olmaya yani sınıfsal ilişki görülmeye başladı. Mülkiyete sahip olma gücüyle birlikte ve bir o kadar bencillik, acımasızlık ve hoşgörüsüzlük başladı. 
Mülkiyet üzerinde egemenlik, hâkim olma ve bencillik toplum içinde ayrışmayı ve git gide uzlaşmaz görüntüyü göz önüne serdi. Her egemen sahip olduğu mülkü kadar kendini merkeze alırken egemenlik çemberini büyüttü. Egemenlik alanı genişledikçe iktidarını sürdürebilir kılmak için kendine hizmet edecek askeri ve sivil bürokrasiyi egemenlik kurmuş olduğu kesimlerin içinden seçerek aldı. Aldığı bu kesimi iktidarına ortak gibi göstererek kendisinin yapmak istediklerini yapacak kiralık (satılık) topluluklar yarattı. Egemen güçler kendi iç çemberini daraltırken hâkimiyet alanını daha da     geliştirdi.
Devleti elinde bulunduran egemen güçler yasaları kendi çıkarlarına göre biçimlendirdi. Günümüzdeki devlet yapısına gelene kadar egemenlik çemberinin biçimi değişerek geldi. Toplumun üretim ve tüketim sarmalı ve bunun hakkaniyetli dağılımı olmadığı gibi çelişkileri uzlaşmaz boyuta geldi. Mülk edinme, sahiplenme başkalarının kendisi için çalışması egemen olan güçlüyü daha da güçlü yaptı. Çelişki “emek ve sermaye” olarak kesin hatlarıyla artık ortada. 
Sermaye yani egemen güçler ürettiklerini satmak ve bunun pazarı için birilerinin ister inanç ister ırk bağlamında isterse ne adla olursa olsun insan evladına yakışmayan kavga, işkence, savaş ve katliamları körükledi. Son iki yüzyıl teknolojik gelişmeler insanlığın yaşamını yaşanır hale getirmek için değil savaşları ve katliamları körüklemek için yapıldı. İnsanları bir birine düşman edip savaşlar çıkarıp katliamlar yapılırken doğada bundan ağır olarak nasibini aldı. Birileri egemenlik alanını genişletirken birileri yani geniş topluluklar açlık ve yoksullukla terbiye edilmekte.
Geçen yüzyılın başında ve ortasında egemen güçlere ağır bir darbe indirerek onların pazarından çıkar ülkeler inşa sürecindeki toplumsal anlayışı devam ettiremediler. 70 yıllık bir deney kapitalist/emperyalistlerin kafalarında ağır hasar bırakırken geride önemli dersler bıraktı. 
“Emek sermaye çelişkisi” geçen yüzyılın olduğu gibi bu yüzyılında uzlaşmaz çelişkisidir. İnsan evladı toplumsal bir varlık olarak yaşamı kendisine zehir eden, toplumu hurafe, derimizin rengi, gözlerimizin çekikliği, konuştuğumuz dilin farklılığı ve benzerlerini nedeniyle bölmeye çalışanlar bunu mutlak kendi çıkarları için yapmakta. Onların egemenlik sömürü ve baskı alanının daraltılması ve akabinde yeryüzünden silinmesi gerekir. Bu nedenle insan evladı olarak biz sermayenin sömürü çemberine karşılık emek güçleri bir arada olmalıyız. Asgari müşterekleri azami seviyeye çıkararak, yaşam alanımızı herkesin ortak kullanacağı, çalışıp paylaşacağı bir ortam yaratarak bireyin yaşam hakkını gözeterek toplumsal çıkar ve değerler bireyler tarafından da kabul görüp uygulanmalı. Toplumun asgari müşterek ana çelişkisinin sermaye olduğu bu nedenle emek güçleri olarak birlikte hareket etmeli, bunun ortak istek olması çemberin alanının güçlenerek genişlemesi demektir. Kapitalist/emperyalizme karşı birliktelik birbirimizi anlamamız ve bağ kurmamıza bağlıdır. 
Hedefimiz iyi tanımlanmış ve iyi düzenlenmiş kurallar çerçevesinde çemberi genişletmek olmalı. Aynı doku duyarlılığında ortak dili konuşarak değerlerin çoğaltılması ve bu iletişimin yükseltilmesi elzemdir. Ortak amacımız emek ekseninde birleşme, yakınlaşma ve katılımcı bir tavır sergilenmeli.  Burada dikkat edilmesi gereken aynı çember içerisindeki insan evlatlarının birbirinin sözlerini kesmeden ne söylediklerini duyması gerekir. Ortak değerlere sahip olduğumuzun ne diyeceğini dinlemediğimiz zaman ne söylemek istediğimizi bilemeyiz. Karşımızdakini dinlemek kendimizi iyi ifade etmemize öğrenmemize ve böylece bir bütünün parçası olduğumuzu gösterir. Bu nedenle kendimizi açıkça ifade etmemiz, başkalarını dinlememizle içinde bulunduğumuz topluluğa katkıda bulunmamıza ve bütünün bir parçası olmamıza olanak verir.  Çünkü birbirimizi dinlemek ve soruna ortak mercekten bakmaya çalışmak önemli. 
“Emek ve özgürlük” alanında toplumsal çemberin bir önemli bağıda yaşamdaki tecrübelerin paylaşımıdır. Oysa yaşadığımız bu toplumsal ilişkilerde kimse bunları paylaşmaya hazır değil. Buna karşı çıkan ya bu kavgadan çıkar sağlayan ya da kurulu sistemin bürokratı bunu istemez. Toplumsal çemberi oluşturmak isteyen ve onun bir paydaşı olan içtenlikle tecrübelerini paylaşmalı ortak akıl yaratmalı. Toplumsal çemberi oluşturmak ve genişletmek her insan evladının sorumluluğunda olup “ben bilirim”, “ben eskiyim tecrübeliyim” çıkarcı ukalaca sözlerini bırakarak bunu temel ilkeler, ortak değerler ve geçmiş tecrübeler ışığında yaşama geçirmeli.

Yorumlar (0)