CHP tabanı da Erdoğan'a güveniyor

AK Parti eski Milletvekili Metin Külünk, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın güçlü liderliğinin Anadolu'da ciddi karşılık bulduğunu belirterek, “CHP tabanı da dillendirmese de sayın Cumhurbaşkanımıza güveniyor” dedi. AK Parti'ye de uyarılarda...

16 Haziran 2020, 07:39 Röportaj: Mehmet Mert
CHP tabanı da Erdoğan'a güveniyor

AK Parti eski Milletvekili Metin Külünk, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın güçlü liderliğinin Anadolu'da ciddi karşılık bulduğunu belirterek, “CHP tabanı da dillendirmese de sayın Cumhurbaşkanımıza güveniyor” dedi. AK Parti'ye de uyarılarda bulunan Külünk, sokağın eleştirilerine doğru cevap verilşmesi gerektiğini söyledi.

AK Parti'nin önemli isimlerinden ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yakın arkadaşı Metin Külünk, Mehmet Mert'e konuştu. Pandemi süreci ve dünyanın geldiği durumu değerlendiren Külünk, İslam dünyasının 400 yıldan beri aklının dondurulduğunu belirtti. Külünk, “400 yıllık bilim tarihinde yokuz. Hiçbir yerde yokuz. Sen uzay bilimleri dersini kaldırırsan, astronomi dersini kaldırırsan; fizik ve kimya mühendisliklerini en atıl eğitim dalı sayarsan, felsefeyi yok sayarsan olur mu? Olmaz. Ondan sonra sen seyredersin. Adam akıllı telefona bir dünya sıkıştırır. Sen de telefonun markasını konuşursun” eleştirisinde bulundu. Türkiye siyasetine de değinen Külünk, AK Parti'nin sokağın eleştirilerine kulak vermesi gerektiğini belirtti.

metin külünk


Pandemi süreci çok uzun sürdü. Bu sürecin ardından hemen soralım şu sıralar neler yapıyorsunuz?
Öncelikle şunu söyleyeyim. Gazete Damga'yı takipm ediyorum. Ben hem seni hem de Ali Tarakçı kardeşimi sever sayarım. Düşünceleriniz benim için değerli. Çünkü 20 yıla yaklaşan bir süre içerisinde karşılıklı hukukumuzda aynı şeyleri düşünmesek dahi hiç birbirimizi üzüp incitecek bir cümlemiz olmadı. Şahsınıza saygım çok. Neler yapıyorum? Biliyorsunuz ben kitap okumayı seviyorum. Pandemi sürecinde 2 bin sayfa kadar kitap okuma durumum oldu. Kitapların arasında 360 derece dolaştım. Beraberinde biz hep sokaktayız. Eskiden sokak demek Büyükçekmece'deki Atatürk Caddesi, Kadıköy'de Rıhtım Caddesi falan diye devam ederdi. Artık sokaklar boyut değiştirdi. Whatsapp var Twitter sokağı var Instagram var. Birçok sokak ve mahalle var. Hepsinde varız. Bizim hayatımız koltuklara sıkışmadığı için hiç fark etmiyor. Her yerdeyiz. Bir örnekle anlatayım. 25 yıl evvel Anadolu'da arif insanlardan birini ziyarete gittim. Biliyorsunuz Anadolu'da böyle insanlar var. O insanı ziyaret ettiğimde küçücük bir odadaydı. Sonraki ziyaretlerimde dikkatimi çekti küçücük odanın içi hep dolu. E bu insan hiç dışarı çıkmıyor bunlar nereden geliyor. Anladım ki insanın kalbi aklı samimiyse, insan odaklıysa siz hiç eksik kalmazsınız. Bu çizgide devam edersiniz. Biliyorsunuz benim çalışma ofisim var. O ofisim hala milletvekili tempom devam ediyormuş gibi misafirlerime açık. Onların dertlerini dinlediğimiz, konuştuğumuz günlerimiz sürüyor.

Ümraniye'de değil mi?
Ümraniye Çakmak'ta. Sosyal medyada da cevap vermediğim mesaj çok azdır. Oradan da devam ediyor bağlantımız. Pandemi sürecinde ilk günler çok sertti. Yoğun bir sosyal medya iletişimi oluştu. Herkese yetişmeye çalıştım. Şimdi de mücadele hayatımız devam ediyor. Sizinle bugün canlı yayın yapmak da keyif verici.

Dünya artık yeni bir sürece girdi. Kimi yapay zeka çağı diyor kimi dijital çağ diyor. Kimi dünya başka türlü bir üst akıl tarafından yönetiliyor diyor. Sizce dünya nereye gidiyor?
Bir kere çoklu çatışma, belirsizlikler dönemine girdik. Bu belirsizlik ve çoklu çatışma ne kadar sürer bunun henüz cevabı yok. 2025'e kadar da sürebilir 2023'te de bitebilir. İki temelde dünya sistemi artık kendini yenilemek zorunda. Birincisi zamanın ruhu, aklı ve eşyası üzerinden tüm insanlığı ilgilendiren bir değişim var. Efendim bunu başarının Amerikalı, İngiliz, Çinli ya da Türk olması değil. Bir insan aklı üzerinden ulaşılmış bir bilgi var. Bu bilgi eşyaya dönüştürülmüş. Bu eşya üzerinden sosyal olaylara bakış açımız, hayata bakış açımız ve organizasyon bir zorunluluk. Biz buna dijital çağ diyoruz. Ama dijital çağ çok kısa zamanda olacak. Dijital çağ çok kısa zamanda kendini yapay zeka tanımına terk edecek. 20 yıl evvel bilgi çağı derdik. O aslında bilgisayar çağı. Yoksa bilgi zaten Hz. Adem'den beri var. O yüzden bilgisayar çağı deriz. Modemler var, akıllı telefonlar geldi. Şimdi geldiğimiz nokta da tamamen dijitalleşmeyi konuşuyoruz. Bu çok kısa sürecek. Çünkü yapay zeka üzerinden robotik çağın hemen eşiğindeyiz. Bunlar insan aklıyla bağlantılı. Bunları okurken ABD üzerinden okumayın bu insana ait bir şey. Bunu bizim üzerimizden okusak en önemli biz olacaktık. Bill Gates'in adı Mehmet olacaktı belki. Oturup onu soralım biz neden başaramadık? Geçmişte mesela bir akıl milli devletleri tasfiye etmek istiyor bir akıl da ele geçirdiği bu güç üzerinden devletsiz birey devletsiz millet oluşturmaya çalışıyordu. Birinci dünya savaşı ve İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan sistemler çöktü. Şimdi yeni bir arayış var. Dijital paraya geçiş konusu var mesela. Dijital para ve dolar arasındaki çatışma henüz zirveye çıkmadı. Bundan sonra karşılaşacağımız pandeminin ikinci boyutu ne olacak....

metin külünk

Tek para tek bayrak tek millet, tek devlet mi olacak?
Bir akıl istiyor bunu. Küresel bir akıl. Şehir devletçikleri esaslı, onların kendi çatışmaları arasında tüm enerjilerini tüketerek kaynakların tamamen bu milletler üstü yapı tarafından kontrol edilerek, 7 milyar insanlığın da yapay zeka üzerinden tek tek kontrol edildiği bir yapı isteniyor. Tek para, tek millet, tek din. Bunu isteyenler var. Bunu isteyenler sadece kendi egemenliklerini kurmak istiyorlar. Mehmet milletsiz olacak Mehmet dinsiz olacak ama Mehmet kendilerine bağlı olacak. Çip niye tartışılıyor mesela. Çünkü çiple birlikte insanlığı kontrol altına almak istiyorlar. Sen çipi takıp gönüllü köleliğe razı olursan; günlük ne kadar ekmek yiyip yemeyeceğini sen kendi iraden dışında bir akla teslim etmek istersen bunu yapay zeka ile de yapay zeka olmadan da yapmak mümkün. İnsan iradesini yok sayan bir akıllı karşı karşıyayız. ABD'de yaşanan çatışmalar mesela bunun bir yansıması. 100 yıl evvel şunu konuşuyorduk. İnsan nüfusu ve kaynaklar arasında ters orantı var. Bunun yollarından biri de savaş. Virüs gibi şeyler. Şimdi ikinci dalga riski var mı? Var. Nereden çıkarıyorsun bunu dersen. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü dünyayı tek devlet haline getirmek isteyen güçlerin sinyal merkezi. Dünya Sağlık Örgütü ikinci dalga daha sert gelecek diyor. Çünkü ABD'deki sokak gösterileri üzerinden istediklerini alamadılar. Buradan istediklerini alamadıkları için ABD bu anlamda karşı saldırıya geçtiği için şimdi muhtemel bir ikinci dalgada yine Çin üzerinden gelebilir. İlk virüs... Yapay mıydı doğal mıydı?

Ben doğal olduğunu düşünmüyorum...
Bu mümkün. Velev ki de doğal olsa dahi doğal olan virüs boyut atlattırılarak insanlık için bir tehdit aracı haline dönüştürülebilir mi? Dönüştürülebilir. Dolayısıyla ikinci dalgayla ilgili rahat olmamak gerekiyor. Dünyayı yine tehdit edebilirler. Dolarla – dijital para arasında güçlü bir çatışma yaşanacak. Onun için özetle; dünya sistemi kendi dengesini yeniden kurmak istiyor. Biz olduğumuz yerde sağlam durmalıyız.

mehmet mert metin külünk

1851'de telgraf icat edildiğinde ABD'li bir düşünür bu insanlık için iyi olmadı demiş. Şimdi dijital çağ vs insanlık için iyi oldu mu?
İnsan aklının başardıklarının hangi akılla yönetileceği önemli. Eğer dijital çağı Türkiye başarsaydı bu risklerin hiçbirini konuşmazdık. Çünkü Türkiye'nin medeniyet kodları insan iradesine müdahaleye izin vermez. İnsan aklının ve yapay zekanın kontrolünü elinde tutan güçler; insana yapay zeka üzerinden tahakküm kurmak isteyen bir akıl olduğu için tehlikeli. Bizim itirazımız zaten yapay zekaya değil yapay zekanın yönetilmek istenen şekline. Şimdi Türkiye'de bunu kontrol eden akıl insanlığa düşman olduğu için yapay zekayı bir zulüm aracı haline dönüştürmek isteyebilir. Müslümanlar zaten 4 asırdır bilimsel akılda yok. Şimdi dünyada 20 milyon Yahudi var. Dünyayı yönetiyorlar. Peki 20 milyon Yahudi nasıl oluyor da 2 bin 500 yıldır sürgün yaşamasına rağmen nasıl oluyor da bu insanlar bilimi, hukuku, finansı, medyayı, siyaseti yönetecek akla eriştiler? Bu soruyu sormadan cevap vermeden anlaşılabilir mi bu dünyanın hali? Biz niye yokuz? 4 asırdır müslümanlar yok. Çünkü müslümanların aklı özgür değil. Müslümanlar akıllarını tutsak etmişler. Müslümanlar akıllarını kilitlemiş. Bahsettiğim akıl kağıdı kaldırmayı idrak eden akıl değil benim bahsettiğim akıl uzayı fark eden akıl uzayın ötesindeki alemi fark eden ve bilgi üretecek bir akıl. Şimdi düşün akıllı telefonlarımız var değil mi? Bir de markalarıyla övünüyoruz. Ama şunu sormuyoruz bu akıllı telefonda hangi sırlar tescil ediyor? Niye bunu bulan kişinin adı Mehmet değil? Bir fiberoptik kablo dünyayı nasıl değiştirdi diye düşünmüyoruz.

Ben Kuran-ı Kerim'i 12 yaşında ezberledim. Kitapta şöyle bir şey var; “Allah'ın koştuğu emirlere karşı gelmeyeceksin, aklının almadığını tartışmayacaksın” doğru mu?
Eyvallah.

Yani aslına bakarsanız bizim inancımız özgürlük anlamında bizi kısıtlamış. Düşünceyi, ifadeyi kısıtlamış. Tamam bu yıllardır kısıtlanmış. Bugün de aynı şeyi yapmaya çalışıyoruz. Mustafa Kemal Atatürk demiş ki; “Benim söylediklerimle bilim ters düşerse bilime inanın.” Oysa biz bugün kendi anayasamızı da insanlara zorla kabul ettirmeye çalışıyoruz. Şimdi ben sizin böyle bir şey demenizi beklemiyordum. İnanılmaz keyif aldım. Şimdi bu ifadelerinizi çok daha insana anlatmak lazım.
Şunu söyleyeyim. Mehmetciğim. Allah tefekkür etmeyi emrediyor. Düşünmeyi, araştırmayı, sorgulamayı emrediyor. Allah bize aklı niye vermiş? Keşfedin diye. Kitabın ilk emri oku! Kur'an varlığı nasıl okuyacağının diyalektiğini öğretir. Ama müslümanlar aklın, beynin farkında değil. İnsanın devlet merkezi olan beynin fonksiyonlarının farkında değil. Adamlar beyin üzerinde oturup çalışmış, o fonksiyonları bilgisayara monte etmiş. Biz niye bu değiliz?

metin külünk


Türkiye'de büyük şirketlerin sadece yüzde 3'ü bilime yatırım yapıyor. Yüzde 97'si napıyor? Şimdi bu yapının medyayı, eğitimi, bilim insanını desteklemesi mümkün mü?
Bugün geldiğimiz nokta dünden iyi. Ama olması gerekenin çok gerisindeyiz. Bu bir topyekun düşünce biçimiyle alakalı. Biz sorgulamaları topyekun gerçekleştirmek zorundayız. Şimdi dijital akıl insanları eşitledi. Akılllar eşitlendi. Şimdi nesillerimiz ürettikleriyle, başardıklarıyla gelecek için iyi sinyaller veriyor. Kötümser olmayacağız, ümit edeceğiz ama soracağız. Batı uygarlığı başarılı olurken biz nasıl mağlup olduk.

ASELSAN diye doksanlı yıllarda dünyanın ilk cep telefonlarından birini yapmışız. O telefon gerçekten var mıydı?
Vardı.

Peki niye bugüne taşıyamadık?
“Türkiye'de Askeri Darbeler Ve Anayasa” diye bir kitap var. Herkes okusun. Şimdi ASELSAN sorusuna şöyle soralım. Vecihi Hürkuş nerede, Etimesgut'taki uçak motor fabrikası nerede, İstanbul'daki Nuri Demirağ'ın kurduğu fabrikalar nerede? Şimdi bir akıl uygarlık gücünü askeri güce ve teknolojik güce dönüştürüp varlıklarını tahkim ettikleri için ASELSAN'a gelene kadar... Bizim otomobilimiz nerede, uçağımız nerede? Bunları yapmadık mı yaptık. Mustafe Kemal ne diyor? İstikbal göklerdedir. Niye çünkü teknolojinin önemini biliyor. Peki nerede o eski kaynaklar... Şimdi 1940'lardan itibaren üzerimizde nasıl bir vesayet odağı oluşturuldu bilmek lazım. Türkiye'nin 1948-50 yılları arasında hazırlanan bir rapor var. Raporu Amerikalı Max Weston hazırlamış. Raporda diyor ki; “Türkiye'nin ağır sanayi kurması gerekli değil. Karabük Demir Çelik Fabrikası tasfiye edilmeli. Türkiye teknolojik yatırımlarını iptal etmelidir...” İşte ASELSAN sorusunun cevabı burada. Biz 1948'de uçak yaptık, tank yaptık. Nerede bunlar? Kim bunları yok etti? 1948'de bir pilotumuz işinden oluyor. Taksim'de bir fotoğraf stüdyosu açıyor. 1952'de bugün selfie denilen ilk öz çekimi yapıyor... Evet. F-16 ilk olarak THK-16 diye üretildi. Şimdi nerede?

Bunlar devlette hiç ele alınmıyor mu?
Alındığı için savunma sanayinde atılım yapıyoruz. Düne göre iyiyiz derken bunu diyorum. Şimdi ABD'deki tüm yenilikler orduda uygulanır. Avrupa'da gene öyle. Şimdi de bizde de savunma sanayisinde tarif edilemez bir yükseliş var. 10 yıl önce Obama'dan İHA istiyorduk şimdi Türkiye sadece İHA konusunda ihracaatçı bir ülke haline geldi. Helikopter konusunda da bu noktaya geldik. Şimdi geçtiğimiz hafta bir satış oldu. 1 milyar 800 milyon dolar verilerek bir Türk dijital platform firması satın alındı... Bu anlamda bizim devletimiz kendini müthiş yeniliyor. Türkiye'nin kısa zaman solunum cihazı üretmesi çok önemli. Dün başardıklarımıza bugün ket vuramıyorlar. Mesela ellerinden gelseydi İHA'yı gene yaptırmazlardı. Evlatlarımız gene dedektörle mayın arardı. Şimdi bu işleri ürettiğimiz makineler yapıyor. Yavrularımız cephede bomba ararken tuzağa düşüyordu. Şimdi yapay zekalı robotlarımız bunu yönetiyor. Bu büyük akıl denetiminin işareti.

Dijital çay, yapay zeka derken ülke ekonomisine nasıl bir yansıması olacak?
Bizim bu süreci dünyanın da taktir ettiği şekilde ekonomik anlamda bize sıçrama şansı verdi. Neden? Çin tartışmalı ülke. Almanya henüz içe kapanma tehlikesini atlatamadı. Avrupa Birliği aynı halde. ABD henüz nerede duracak belli değil. Dolayısıyla bu süreci iyi yönetenin, içeride istikrarını korumayı başaran Türkiye ekonomik olarak çok daha hızlı sıçrama yaşayacak. Burada bir ihracat seferberliğine ihtiyaç var. Bunu bu milletin evlatları başaracak. Çünkü tedarik konusunda en şanslı ülke biziz. Avrupa'ya en yakın ülke biziz. Çin hangi kırılmaları yaşayacak belli değil... Şu an dünyada 29 trilyon dolar elektronik ticaret var. O yüzden herkes elektronik ticaret yapmalı. Önümüzde 200 milyar dolarlık bir fırsat var.

Siyasete gelirsek. Yarın seçim olsa nasıl bir sonuç olur?
Yarın bir seçim olsa, başkanlık seçimi olsa. Sayın Cumhurbaşkanımız tekrar aday olursa kendisinin üzerinde bu milletin ciddi ittifakı var. Sebebi şu; süreç yönetimlerinde özellikle Erdoğan'ın güçlü liderliği Anadolu'da karşılık buluyor. CHP tabanı da dillendirmese de sayın Cumhurbaşkanımıza güveniyor. Süreci taşıyabilme gücünden söz ediyorum. Bizim insanımız çok basiretlidir. Eleştirir, kızar hatta der ki kusura bakma der ama özelinde de der ki; arkadaş dünya değişim içinde. Biz bunun içinde Erdoğan'ın riskleri taşıyabilme kabiliyetinin benzerini üstlenecek birini görmüyoruz. Ama partiler noktasında neler olur? Bunun cevabını AK Parti içindeki değişim belirleyecek. Eğer AK Parti, Erdoğan'ın liderliğinde sokağın eleştirilerine karşılık verir AK Parti hareketi olarak doğru cevap verirse; AK Parti'nin seçimde sandıktan beklediği güçte çıkması çok güçlü ihtimal. Ancak eğer sokağın tavrına cevap verilmezse...

Yani diyorsunuz ki. Erdoğan'ın oyu hala yüzde 50 üstünde. Ama AK Parti'nin oy oranı düşük...
2018'in Ekim ayında demiştim ki; 89 sendorumunu unutmayın. O zaman Dalan gibi biri vardı. Bir sürü şey başarmıştı. Ama kaybetti. Dalan seçime çok büyük bir özgüvenle girdi. Biz alacağız bu işi dedi. Ama ne oldu? Milletimiz sandıkta inanılmaz bir fotoğraf çıkardı. Hiç ihtimali olmayan Nurettin Sözen'i götürdü belediye başkanı yaptı. Mesaj şu; siyasette milletle inatlaşılmaz. Bunu birkaç kez söylüyorum. Benim siyasette 47'inci yılım. İlk defa ben sokağın parti teşkilatlarıyla bu kadar ilgili olduğunu görüyorum. Mesela diyor ki; şu partinin mahalle teşkilatı çok iyi bu partinin ki iyi değil. Bu ilk defa oluyor. Oradan aldığı mesajla insanlar ülke yönetimi için karar veriyor. İstanbul seçimlerinde bunu gördük. Gördük ve sorgulama 1 partiye has değil tüm partilere has devam ediyor. CHP de bunun dışında değil. Neden bir; 15 Temmuz iki; dijital açıklık herkesin sorgulama kabiliyetini yükseltti. Artık ben şuraya mahalle başkanı tayin ettim bitti devri bitti. O adamın mahallede karşılığı olmak zorunda. Sen eğer inatlaşmaya gidersen; millet de sana sandıkta dersini veriyor. Bunu CHP'ye de, AK Parti'ye de MHP'ye de söylüyor. Eğer AK Parti sokağın beklediklerini içine yansıtırsa tartışmalar biter yoluna devam eder. Tersi olursa; doksanlı yılları hatırlarsınız. Millet doksanlı yıllarda inanılmaz bir ayar yaptı. Sandığı tüm partilere bölüştürdü. Eğer AK Parti halka kulak vermezse parlamento yönetimi çoklu bir hale gelir. Buradaki şifre şu; AK Parti önümüzdeki kongreler sürecini nasıl yönetecek. Sorunuzun cevabı bu eylemde gizli.

İmamoğlu'nun, Mansur Yavaş'ın performasını nasıl buluyorsunuz?
İçlerinde belediye başkanı olarak seçildiğini fark eden tek kişi var o da; Mansur Yavaş.

Ama diğerleri de eski belediye başkanıydı?
Yani evet ama diyorum ki bugün belediye başkanı olarak seçildiğini fark edip, kendini gündemde tartışmadan süreci yöneten Mansur Yavaş'tır.

Yani olası bir genel seçimde, Mansur Bey – Erdoğan'a rakip olabilir gibi algıladım.
Yok ben o gözle demedim. Ben belediye başkanlığı performansını değerlendiriyorum. Şüphesiz bahsettiğiniz isimler Cumhurbaşkanımız karşısında aday olabilir. Ben onlara karışmam. Ama son 1 yıldır gördüğüm Ankara'daki Mansur Yavaş ismi belediye başkanı olarak sandıktan çıktığını fark ederek bu anlamda hassasiyetle çalışan tek insan.

400 YILLIK BİLİM TARİHİNDE YOKUZ
Peki Müslümanların aklını nasıl özgürleştirebiliriz? Veya bunları anlatanların neden kafaları kesildi?

Birinci soru şu. Hz. İbrahim'in kıssasını okuduğumda görüyorum ki inanılmaz bir zeka inanılmaz bir sorgulayan akıl. Soruyor. Ay'a bakıp diyor ki bu benim rabbim olamaz geldi gitti. Güneşe bakıyor o da geldi gitti diyor. Bunlar benim rabbim olamaz diyor. Burada zeka var, analitik düşünme var. Sorgulama var. Şimdi ataerkil müslümanlar yani dededen, babadan görenler hazır bulduk her şeyi. Ama soru sormamız lazım. Soru şu; kardeşim bu bilgiye nasıl ulaşabilirim. Allah bu kainatı 18 bin alem yaratmış. Ve bize diyor ki düşünmez misiniz, akıl etmez misiniz? E biz bunların hiçbirini yapmıyoruz. Akıl nasıl özgürleştirilir? Soru sorarak. Ama sormuyoruz. Artık ben dedim, ben söyledim devri bitti. Artık insanlar soruyor, sen de cevap vermelisin. Biz geçmişte bunu başarmıştık. Mesela Aydınlaman'nın Kayıp Tarihi diye bir kitap var. 7'inci, 8'inci yüzyılda Orta Asya'daki bilimsel aklı anlatıyor. Müslümanlar hep sorgulamış. Ne zaman ki bizim aklımızı dondurmuşlar bu işler bitmiş. O bahsettiğimiz 20 milyon Yahudi napmış hep sorgulamış. Albert Einsten, Karl Marx, Benjamin Rubin... Bir sürü şeyi başarmışlar. Bunlar da biz niye yokuz? Şimdi Yahudileri tartışalım. Ama bu Yahudilerin hepsi Allah'ın rahman sıfatından istediler. Çabaladılar, koştular. Biz ise 400 yıllık bilim tarihinde yokuz. Hiçbir yerde yokuz. Bir tane adam var. Pakistanlı Abdülselam. Müslüman bir fizikçi. Başka yok. Sen uzay bilimleri dersini kaldırırsan, astronomi dersini kaldırırsan; fizik ve kimya mühendisliklerini en atıl eğitim dalı sayarsan, felsefeyi yok sayarsan olur mu? Olmaz. Ondan sonra sen seyredersin. Adam akıllı telefona bir dünya sıkıştırır. Sen de telefonun markasını konuşursun.

SON İKİ YIL BANA ÇOK ŞEY KATTI
Metin Külünk, 50 yıldır Erdoğan'ın yakın arkadaşı. Bir görev bekliyor musunuz? Siyasette nerede olacaksınız?

Şundan emin olun, Metin Külünk bu toprakların adamıdır. Bu tarihin evladıdır. Allah'ın izniyle bu topraklarda ilelebet payidar olma mücadelesinde Metin Külünk de makam ve mevki önemsiz olarak bu merkezde olacaktır. Dışarıda olmak fiziki görevde olmaktan daha anlamlı. Şu son iki yıl bana çok şey kattı. Hayatın tam merkezinde sürekli diri duruyorum. Okuyorum, araştırıyorum, ilgileniyorum. Bu müthiş bir fırsat. Bazen bir adım geri çekilip izlemek daha anlamlı. Cumhurbaşkanımız şunu bilir; Metin sürekli hareket halinde. Ne zaman gel dersem o zaman hazırdır. Zaten bizim bir ülke derdimiz var. Biz şimdi burada 1 saat ne konuştuk? Bin yıllık derdimizi konuştuk. Dolayısıyla bu dert için her zaman her yerde görev alırız.

ŞAMİL TAYYAR'IN BÖYLE  GİTMESİNİ İSTEMEZDİM
AK Parti Tanıtım ve Medya Birim Başkan Yardımcısı Şamil Tayyar da istifa etti. Doğu Perinçek'e gönderme yaptı. Yarın öbür gün çok parti çıkacak dedi gitti...
Ya Şamil kardeşime saygı duyuyorum. Bu kadar kısa zamanda böyle bir noktaya gelmesini istemezdim. Ama ben Şamil kardeşimizin yerinde olsam böyle bir modelle de gitmezdim. Veya Şamil kardeşimizin böyle bir şekilde gitmesine sebep olacak davranışlardan da uzak olurdum. Çünkü siyaset bir örf işidir. Siyasetin kendine ait içsel bir dünyası vardır. Ben o dünyada hep şunu söyledim; partinin gücü ve uyumu çok kıymetli. Ne yaparsan; o uyuma katıl. Bak ne diyorum; Şamil kardeşim böyle gitsin istemezdim ama Şamil kardeşimi de böyle götürecek davranışlar olsun istemezdim... Şimdi Şamil kardeşimiz geldiği günden ayrıldığı güne kadar AK Partiili arkadaşlarla ikili diyaloglarda ne yaşandı bilmiyorum. Gelişiyle sokakta bir karşılığı olmuştu gidişiyle o karşılığı veren insanlar üzüldü.

Yorumlar (1)
sessiz öfke 3 hafta önce
Büyük Başkana MHP CHP herkes güvenmeli gerçektenben elli yıllık bir ülkücü olarak ölümüne başkanımızın yanındayız inş türk halkı bu insanı gerçekten seviyor bu insanın yaptıklarını bu güne kadar hiç bir başkanın yaptığını düşünmüyorum yiğidi öldürün ama asla hakkını yememek lazım ............