17.05.2021, 06:06

Çocuklar dikkat!

ÖNCELİKLE yıldırım hızıyla düşen rakamları ve buna paralel gelecek gevşemeleri ki kısıtlanan neydi derseniz de bir şey diyemem. Önümüzde yeni bir açılım dönemi görünüyor. Hazır bayram atmosferine de girmişken yazıya bir fıkra ile başlamak ve Mübarek Ramazan bayramınızı da kutlamak istedim. Ben bugün de bir fıkra öğrendim. Memleketin birinde bayramda tam kapanma ve bu nedenle sokağa çıkma yasağı varmış. Memleketi yönetenler o bayramda otoyol ve köprüleri ücretsiz yapmışlar.Fıkrayı duyduğumdan beri gülüyorum. Bu da bayram neşemiz olsun diyerek noktayı koyalım ve dönelim içinde bulunuduğumuz bu berbat duruma.
Vaka sayısındaki azalışta yapılan test sayısındaki düşüşün de etkili olduğu, ancak aktif hasta sayısının 550-600 bin bandından 350 bin bandına gerilediği ortada.Bu önlemler vaka sayılarını 5 binin altına çekemez. Tam açılma için asıl hedef aslında vaka sayılarını 800’e çekmektir. Bunun başarılamayacağı gözüküyor. Zaten bugün itibariyle süreyi yarılamış durumdayız. Geriye kalan sürede de 15 bin vaka sayısının düşeceği ihtimali gözükmüyor” dedi. Bu şekilde uygulanan tam kapanmanın süresinin uzatılmasının bir yararı olmayacatır. Tabipler Birliğinin önerdiği  28 günlük tercihen ya da 14 günlük bir tam kapanmanın aslında bir sihri var. Neden 14 gün, 28 gün diyoruz? 17 günlük bir ara formül düşünmüyoruz? Virüslerde son dönemde görülen varyantlarda, ki toplumda yüzde 75 oranında varyant var. 14 güne kadar bulaştırıcı bunlar. İki bulaştırıcılık döneminde halkayı bozduğunuzda o zaman rakamlar çok düşüyor. Ama 17. gün kestiğinizde geriye kalan vakalar bulaştırmaya devam edecekler.
Kapanmanın etkisi var. ‘Yok’ diye hiç kimse söyleyemez. Kapanma olumlu etki gösterdi ama kapanmanın sonlandırılmasında tarih yerine hedef koyulması çok önemli. Burada 5 bin gibi bir rakam konulmuş durumda. Bu çok doğru. Ama bunun 17 Mayıs’a kadar gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Vaka mutlaka azalacak ama 5 bin ve onun altına da gelmesi için önlemlerin biraz daha uzaması lazım. En önemlisi hedefe ulaştıktan sonra da kademeli olarak normalleşme gerekiyor. Birden bire açarsak tekrar başlar. Bildiğim kadarıyla da okullarla başlayacak normalleşme. “Bu önlemler vaka sayılarını 5 binin altına çekemez. Tam açılma için asıl hedef aslında vaka sayılarını 800’e çekmektir. Bunun başarılamayacağı gözüküyor. Zaten bugün itibariyle süreyi yarılamış durumdayız. Geriye kalan sürede de 15 bin vaka sayısının düşeceği ihtimali gözükmüyor.

 

Çavuşoğlu pot kırdı


Geçen hafta Almanya'da Dışişleri Bakanı’nın söylediklerini duyunca ödüm patladı. Heyecanla beklediğimiz yaz bize zehir olacaktı. Bütün bir kışı kurallara uyarak evde kapalı geçirmiştik. Heyecanla yasakların kaldırılacağı, sokağa rahatça çıkabileceğimiz, bir lokantaya gidebileceğimiz, güzel deniz kıyısı bir otelde ailece birkaç gün tatil yapabileceğimiz günleri bekliyorduk. Mümkün olmayacak anlaşılan. Ve tabii daha milyonlarca vatandaşımız açısından neden mi. Dışişleri Bakanımız Türkiye’ye turist yollayacak ülkelere söz verdi. Hadi gel sıkı ise çık. Bakan Çavuşoğlu “Turistlerle karşılaşacak herkes aşılanmış olacak merak etmeyin” diye. Bizim oturduğumuz bölge yılın neredeyse 365 günü turist dolu. Arap yarımadasındaki ülkelerden gelen turistler genelde. Evden çıktığımız anda bu turistlerle burun buruna geliyoruz.Bırakın sokağa çıkmayı apartmanın asansörüne bile binemez eşim ve kızım çünkü orda bile bu turistler var.Keza bölgede gidebileceğimiz tüm lokantalarda da büyük bölümü Arap, aralarında tek tük Rus ve Batı Avrupalı turistler de oluyor.Bize lokantaların kapısı da kapandı mı böylelikle.
Bütün yaz eve kapalı geçmez diye bir otele gitmeye kalkışsak iş yine zor.De ki, gece yarısı sokakta ve binada turist yokken evden çıktık. Turistlerle karşılaştırılmamak için uçağa da alınmayacağımıza göre mecburen otomobille bir tatil bölgesine doğru yola çıktık. Yine mümkün değil.
Ege ve Akdeniz bölgesinde tek bir otele bile gidemeyiz. Tatile gitmek için bir karavan alsak yine işimiz zor. Denize girecek doğru düzgün bir halk plajı zaten yok. Bulsan bile orada da turist var. Yani anlayacağınız bu ülkede Türk olarak işimiz zor. Sonunda ailece karar verdik.Bir Arap ülkesinde ev alacağız ve orada vatandaşlık kazanacağız.O zaman ülkemizde rahatça tatil yapar istediğimiz yere gideriz. Yoksa Türkiye’de Türk olarak yaşamak kolay değil. Merak ettiğim ise şu.Vatandaşlarınızı daha ne kadar aşağılayacaksınız.“Ben onu kast etmedim” falan da demeyin şimdi. Ya neyi kast ettiyseniz baştan onu söyleyin.Ya da susun. Moda tabiriyle, “Boş yapmayın”.

 

Çocuklarda

pozitiflik artıyor


Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, mutant virüs tespit edilen çocuk vakalarda 14 günden uzun süren PCR pozitifliğin, yüzde 2'den yüzde 52'ye çıktığını söyledi. Prof. Dr. Ceyhan, "Bu durum çocuklara özel mi yetişkinlerde de var mı bilmiyoruz; ama personelde de buna benzer durumlar görmeye başladık. Aynı durumun yetişkinlerde de olma ihtimali çok yüksek. 10 günlük izolasyon süreleri yeterli değil.

En az 14 güne çıkarılması lazım" dedi.
Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, uzayan PCR pozitifliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Ceyhan, İngiltere mutantı yayılmaya başlayınca en dikkat çeken özelliğinin ilk başlarda hızlı ve kolay bulaşmasının olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ceyhan, "İngiltere mutantı Türkiye'de yayılıp vakaların hemen hemen tamamının etkeni olmaya başlayınca en dikkat çekici özelliği hızlı ve kolay bulaşmasıydı. 'Hastalığın şiddeti açısından fark var mı yok mu' sorusuna cevap olarak 3 tane çalışma var daha ağır seyrettiğini belirten; ama onun karşısında da 8 tane aynı şekilde seyrettiği, bir ağırlaşmaya sebep olmadığı yönünde makale var. Çocuklarda öncekine göre daha ağır vakalar görüldüğünü herkes söylüyor, bu noktada bir fikir birliği var" diye konuştu.
Prof. Dr. Ceyhan, çocuklarla ilgili uzun süren PCR pozitifliğin dikkatlerini çektiğini, bununla ilgili bir çalışma yaptıklarını belirterek, "Bu vakalar daha uzun süre PCR pozitifliği ile gidiyor. Dün akşam çıkardığım verisi hazır olan vakaları incelediğimde şunu gördüm; mutant virüsün Türkiye'de yayılmadığı dönemden önce aşağı yukarı 14 günden uzun süren PCR pozitifliği oranı yüzde 2 kadar. Şubattan sonra mutant virüs tespit ettiğimiz vakalarda 14 günden sonra PCR testi pozitifliği yüzde 52. Yani yüzde 2'den yüzde 52'ye çıkmış. İlk başta orijinal virüs ile ilgili az sayıda vaka bildirdiğimizde herkes bunu şöyle izah ediyordu; '10 günden sonra bunlar canlı kalmıyor, virüs canlılığını yitirse bile PCR pozitif çıkabilir bunun da önemi yok' deniyordu. Bu yüzden ilk başta 14 gün uygulanan karantinalar 10 güne çekilmişti. Sağlık personeli başta olmak üzere diğer meslek grupları da 10'uncu gün bitince işe başlatılıyor" diye konuştu.

 

Yetişkinler de

aynı durumda


Prof. Dr. Ceyhan, bu noktada bazı problemlerle de karşılaştıkların belirterek, "Örneğin bir personel geliyor, 10'uncu gün bitiyor işe başlıyor, koronavirüs servisi dışındaki diğer servislerdeki hastalarda zaman zaman koronavirüse benzer belirtiler çıkıyor, test yapıyoruz bir türlü temizleyemiyoruz. Bir bakıyorsunuz 3-4 hasta pozitifleşmiş. Halbuki bunların testi yatarken negatif. Sonra personel taraması yaptık. Baktık personel 10'uncu gün işe başlamış; ama PCR testi halen pozitif. Böyle bir şey varsa eğer 10 günlük izolasyon süreleri yeterli değil. En az 14 güne çıkarılması lazım. '14 günden daha uzun süre de gerekir mi' bunu çalışmalarla görmek lazım. Yetişkinler için de aynı verilerin yayımlanmasını bekliyorum. Bu durum çocuklara özel mi, yetişkinlerde de var mı; ama personelde de buna benzer durumlar görmeye başladık; bu salgın kontrolü açısından son derece önemli bir nokta. Aynı durumun yetişkinlerde de olma ihtimali çok yüksek. Halen pozitifliği devam eden çocuklar var takip ettiğimiz, bunlar kaç gün devam edecek bilmiyorum. Biz diğer iki artış döneminde görmediğimiz kadar ağır hasta görüyoruz. Bunlar etrafa bulaştırma konusunda da risk oluşturuyorlar" dedi.
 

Ceyhan suçlu mu?


Her akşam işi gücü bırakıp televizyonlarda halkı bilgilendirmeye çalışan bir bilim adamı, Prof. Mehmet Ceyhan hain ilan edildi ve tutuklanması isteniyor bazılarınca.Suçu neymiş? Salgının başlangıcında söyledikleri ile bugün söyledikleri birbirini tutmuyormuş, küreselcilerin adamı imiş. Yuh artık. Corona pandemisi ile ilgili dünyadaki tüm bilim adamlarının dün söyledikleri ile bugün söyledikleri birbirini tutmuyor, buna DSÖ de dahil. Çünkü o gün bilinenler bugün bilinenlerden farklı, herkes öğreniyor. Öğrendikçe de söylenenler de değişiyor hali ile. Bilim böyledir zaten.
Einstein Newton’un bazı söylediklerini değiştirdi, Hubble da Einstein’ın. Buna cehalet değil gelişme denir. Bilim gelişir. Yeni veriler yeni doğrular getirir. Mehmet Ceyhan da bir bilim insanı olarak sıradan vatandaşların erişemediği ve zaman ayıramadığı bilgileri derleyip, sıradan vatandaşa aktaran bir bilim adamı ve bilgi nakilcisidir. Bildiğini paylaştığı için suçlu olmaz. Asıl değişen bilgileri paylaşmayıp, bir yerde kalsaydı bilime ihanet etmiş olurdu. Oysa o değişen verilerle değişen önlemleri paylaştı.Yok başta demiş ki, “Aşı 10 yılda geliştirilir.” Doğru.
Normal şartlarda bir aşı 5-10 yıl arası bir sürede geliştirilir. Hatta bazen geliştirilemez. Bu kez rekor sürede geliştirildi ve bilime aşina olan herkes bunu biliyor.Ne diyecekti Mehmet Ceyhan, “Aşı üç vakte kadar bulunur mu?” Asıl o zaman hatalı konuşmuş olurdu.Bir bilim adamını böyle hedefe koymak ayıptır. Bunu aydın diye bilinen insanların yapması ise misli misli ayıptır.

 

Bir video da

Sağlık Bakanlığı'na
Haftanın siyasi tartışmalarına bir çizgi film damga vurdu. Saadet Partisi’nin neşeli ve etkili sosyal medya viralleri AK Parti’ye de ilham vermiş olmalı ki, onlar da bir CHP filmi hazırlamışlar. Adını da “Yalan Üretim Merkezi” koymuşlar.  Filmi şöyle bir izledim. İddiasından bağımsız son derece kötü bir üretimdi. Saadet Partisi’nin sosyal medya ekibinin zekasından çok uzakta bir işti. Herhalde kendilerine hayli uzak duran genç kuşaklara yaklaşmak istiyorlar.Ama genç kuşağın ruhunu anlamaktan uzak böyle filmlerle olmaz.İçeriği ise bir başka tartışma konusu. Ama madem bu başlıkla, yani “yalan üretimi” üzerine bir film yapılacak. Sıradaki film iktidarın korona ile mücadelesi üzerine olmalı. Çünkü geçen yazdan beri bu konuda Oscar’lık bir performans sergileniyor. 2020 Haziran’ına kadar ciddi ve iyi bir mücadele yapıldıktan sonra, yaz itibarıyla birden bire “yalan rüzgarı” esmeye başladı. Yasaklar zamansız bir biçimde kaldırıldı. Bu nedenle yaz aylarında beklenen düşüş gerçekleşmeyince Temmuz ayı itibarıyla “yalan” devreye sokuldu.
Sayılar saklanmaya başlandı. Sonrası malumunuz. Sonunda mızrak çuvala sığmadı ve 60 binli vakalara geldik. Sonra da “yalandan” bir tam kapanma ilan edildi. Herkesin sokakta olduğu bir tam kapanma. Ardından olmayan kapanmadan ötürü vakalarda düşüşler açıklanmaya başlandı.
Hatta Kültür ve Turizm Bakanı sayıların nereye kadar düşeceğini peşin peşin söyledi.Biliyoruz ki, 17 Mayıs’ta 5 bin vakaya inmiş olacağız. Yalan ne kadar büyükse detayları o kadar fazla olur derler ya. Tam o hesap il il, ilçe ilçe vaka sayılarındaki düşüşler gösterilmeye başlandı. Ancak yalan da bir zeka işi olduğu için zurna dün “zırt” dedi. İl il vaka sayılarındaki düşüşü gösteren Sağlık Bakanlığı tablosu ile Bakanlığın haftalık vaka sayıları tablosunun uyuşmadığı ortaya çıktı.Birinden biri, muhtemelen ikisi birden yalan yani. İki yalanı üst üste koyup tek bir ortak yalan üretememişler belli ki! Buradan iktidarın çıkarması gereken ders, bence bir kez daha liyakat.Doğru düzgün yalan üretebilmek için bile liyakat gerek. Belli ki artık orada bile sorun var. Vaka sayıları, ancak  Turizm Bakanı'nın hedefine yaklaşarak düşüyor: 4 Mayıs 28.997- 5 Mayıs 26.476- 6 Mayıs 22.388-7 Mayıs 20.107- 8 Mayıs 18.052- 9 Mayıs 15.191

 

NE ZAMAN BAKAN

BEY, NE ZAMAN!


Sağlık Bakanı Koca, konuştuğu herkese “Mesele sayıda değil, mesele aşıların ne zaman geleceğinde. Evet bazı ülkeler çok yüksek sayıda aşı siparişi açıklıyorlar ama bu aşılar ne zaman gelecek önemli olan o. Biz Çin’den 100 milyon aşı alacağız, 25 milyon da Biontech gelecek. Ama bunlar Mayıs ayına kadar gelecek. Sonrasının bana bir faydası yok ki. Sonra zaten bollaşacak ama biz yazdan önce 60 milyon vatandaşımıza iki doz aşılama yapmalıyız.”
Bakan’ın bu iddialı sözleri ne yazık ki, gerçekleşmedi.Çin’den 100 milyon aşı gelmedi.Biontech ise daha güvenilir çıktı.Bu arada bol bol yerli aşı gazı verildi ama biliyoruz ki, her şey yolunda gitse dahi 2022’ye yerli aşı anca çıkacak.Bakan Koca dün yine bir açıklama yaptı ve Sinovac’tan 100, Biontech’ten 60, Sputnik’ten 50 milyon aşı geleceğini söyledi.Bakan Bey’in ünlü sorusunu biz de ona soralım bu kez.“Ne zaman Sayın Bakan, ne zaman?”İlk iki doz Sinovac’ı olanların üçüncü doz olma zamanı geliyor yakında. Farkında mısınız?”

 

DEMOKRATİK AŞI!


Bu köşede aylar önce “Olması gereken” diye aktardığımız aşıların patentlerinin askıya alınması ya da patent bedellerinin gelişmiş ülkeler tarafından karşılanıp üretimin tüm dünyaya yayılması önerisi sonunda hayata geçiyor galiba. ABD Başkanı’nın bu öneriye sıcak baktığını açıklaması ile birlikte corona aşısı bulan şirketlerin hisselerinde düşüşler oldu. Bu yöntem kabul görürse, daha önce de yazdığımız gibi şöyle olacak. Aşıların üretim lisansları kalkacak, dünyadaki tüm aşı üretim tesisleri üretebildiği aşıyı üretecek. Üretim hızı artacak ve mücadele hızlanacak.Tabii aşı fiyatı da çok aşağı çekilecek.

 


BİLİME KULAK

VERİLMEDİ


Yani bilime kulak vermedi! Bilimi kılavuz edinmedi. Kanıt aramadı, tüm hastalara dayattı ilacı.. Acaba bu ilacı aldıktan sonra aritmiye uğrayan kaç hastayı kaybettik, bilmiyoruz. Çünkü hastanelerimizde böyle bir kayıt kuyut tutulmadığı gibi Sağlık Bakanlığı toplanan verilerin tam üzerine oturmuş durumda. Özgür, bilimsel araştırma ortamının oluşturulmasını kendi iznine bağladı ve elindeki verileri araştırmacılara açmadı. Böylece ülkemizde bilimsel verilere, araştırmalara dayalı bilgi birikimi sağlanamadı. Bu hem böyle büyük bir pandemide insan sağlığı için bir suçtur hem de bilimi baltalama açısından bir suçtur. Ellerinin altında tuttukları Bilim Kurulu da kendilerine bile ulaştırılmayan bilgilerden yoksun olarak nasıl bir “danışmanlık görevi” yerine getirdi, bilinmez.  Ayrıca bu kurulda çok az sayıda üye sıtma ilacının kaldırılmasını gündeme getirmiş ama Bakanlık kulak asmamıştı. Şunu da belirteyim: Hastanelerimizde çok sayıda doktor bu ilacın yararlarına sonuna kadar inanıyordu. Şimdi hastalara verilmemesini şaşkınlıkla karşılıyor olabilirler.. Aslında Bakan ve destekleyici arkadaşları hâlâ inanıyor olabilirler. Ortadan kaldırılmasının nedenini kestiriyorum: Stokları bitmiştir!  Sağlık Bakanı ve arkadaşları çok kötü bir süreç yönettiler ve yönetmeye devam ediyorlar. Çünkü hastalara bu kez Favipiravir adında, Avrupa ve ABD tedavi protokollerinde olmayan başka bir özde ilaçları var.

Yorumlar (0)