15.07.2020, 06:09

Çoklu Baro ve Ayasofya

Uzun tartışmalardan sonra Toplu Baro tasarısı nihayet TBMM’de kabul edildi. Bu yasa tasarısı kimine göre mevcut TBB’ Başkanının işine geliyormuş.

Bir başka görüş ise baroların bölünmesi iktidarın işine geliyormuş. Hukukun üç ayağından savcı ve hakimlik mesleğine atama yapmak sureti ile ele geçiren iktidar savunmayı da ele geçirmek için bu tasarıyı gerçekleştirmiş.

Ülkemizde hukukun üstünlüğüne inanan ve savunan binlerin olduğu gerçeğinden hareketle, bu tasarının Anayasa Mahkemesi’nden döneceği beklentisi ayrı bir gerçek.

Bu yasa tasarısı TBMM de görüşülürken orada vekillik yapanlardan 90’ının hukukçu olduğunu gördüm. Bunların çoğunluğu iktidar partisinden olmak üzere, CHP ve HDP’li.

Buradan hareketle, TBMM’de önemli bir sayıya sahip hukukçular, mesleğe başlarken yaptıkları yemin metnindeki, “...Hukuka, ahlaka, mesleğin onuruna ve kurallarına uygun davranacağıma namusum ve vicdanım üzerine ant içerim..” diyerek ettikleri yemini unutmuşlar.

Peki, TBMM’nin açılışında ettikleri yeminde, “ Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, … adalet anlayışı içinde… Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.” Dediklerini unutup kende meslek örgütlerinin parçalanması ve küçülmesi için oy verdiler.

Hatta içlerinden bir vekil, bu tasarıya zorunlu olarak oy verdiğini belirterek, “Anayasa Mahkemesi ne güne duruyor. Orada görevli üyeler bu konuyu değerlendirir ve gereğini yapar” diyerek vicdani kanaatini dile getirmişti.

Şimdi bu yasa için Anayasa Mahkemesine başvurulacak. Bakalım oraya atananların görüşü ve kararı hangi yönde olacak.

Beklenen o dur ki, Hak ve Hukukun en üst kurumunda adaletin terazisini eğri tutmaz, tartısı doğru çıkar.

AYASOFYA

Toplu Baro Kanunu tartışılır kavgalar verilirken, Danıştay 1934 yılında dünya mirasında yeri olan, Hırıstiyan toplumu ve İslam toplumu için önemli olduğu için müze halene getirilen Atatürk Döneminin Bakanlar Kurulu Kararı ile müze haline getirilen kararını iptal etti.

Şimdilerde orada günün her vaktinde ezan okunur ve ibadet yapılırken, zaten cami statüsünde olan ve cami ve müze olarak kullanılan o kutsal mekanı cami haline getirdi.

BU günlerde o mekan da bulunan resim ve levhalar perde ile mi kapatılsın, lazerle mi kapatılsın ibadet esnasında ziyaretçi alınmasın, ziyaretçilerin gideceği yerler belirlensin tartışmaları yapılıyor.

Yarınlarda birileri çıkıp Talibanların tarihi eser ve heykelleri yok ettikleri gibi, “O ikonları yok edin kapatın” diyebilir.

Ayasofya Fatihin Sultan Mehmet Han’ın Feth ettiği ve onun mirası olduğu bilinen bir gerçek. Bu arada İstanbul’un işgal edilmesinden sonra işgal kuvvetlerinin Megola İdeaları gereği orayı tekrar eski haline getirmeye çalışmaları başlamışken İstanbul’u kurtaran Gazi Mustafa Kemal’in de mirasta payı olduğunu unutmamak gerekirdi.

BU konuyla ilgili İdare Hukuku Uzmanı Prf. Dr. Metin Günday geçtiğimiz günlerde verdiği bir demeçte Danıştay’ın verdiği bu karar için özet olarak, “BU karar bir nevi Osmanlı hukukunu Cumhuriyet  hukuku’nun yerine geçiriyor. Kararı Fatih Sultan Mehmet Han’a ait vakıf senedine istinaden alıyor. Bu 1470’ li yıllarda düzenlenmiş bir vakıf senedi. Sonra Cumhuriyet idaresi kuruldu. Bu açıdan tartışılabilecek bir karar, hukuka aykırılık taşıyor..” demiş.

Toplumda, iktidar partisinin din ve onun kutsallarını gündemi taşıyarak kaybettiği irtifayı kurtarmaya çalışma projesi olarak görülse de önemli tartışmaları da beraberinde getirdi.

Vakfiyeye bu kadar önem veriliyorsa yine Fatih’in vakfına ait olan Okmeydanı ne diye Okçuluk Sporlarına devredildi? Ayrıca bu vakfa ait arazı vatandaşa satıldığı halde neden hala imar izni verilmiyor?

Cumhurbaşkanı Rusya lideri ile yaptığı görüşmede orada bulunan kutsal değerlere zarar verilmeyeceğini belirtti.

Öte yandan Papa konuşmasında, “Aklım İstanbul’a Ayasofya’ya gitti” demiş.

Yunanistan Atatürk’ün evini kamulaştırabileceğini, İsrail yıllardır yok etmeye çalıştığı kutsal Kudüs ve Mescidi Aksa politikasında davranış bozukluğu yapar mı bilinmez ama,

Ayasofya mevcut hali ile müze ve cami olarak varlığını sürdüreceğine göre, dış güçlerin böylesi bir şeye tevessül etmeyeceklerini umarım.

Şimdi kafama takılan ve merak ettiğim bir konu var.

Ayasofya Danıştay kararı beklenilmeden bir kararname ile statüsünün değiştirilmesi mümkün iken neden hukukun kararının beklendiğidir.

Ayasofya cami ve müze olarak işlevini sürdüreceğine göre, bazıları Atatürk’ün altında imzası olan Bakanlar Kurulu kararının iptal edilmesinden mutluluk duyabilir.

Ayasofya’nın tarihi, dini ve kültürel özellikleri kesinlikle unutulmamalıdır.

Yorumlar (0)