27.09.2020, 07:01

Corona da kusursuz fırtına geliyor! 11 bin ölüm Corona'dan mı ?

CORONA virüs tüm hızıyla ülkenin dört bir yanında artışını sürdürürken bilim insanları da konuyla ilgili ilginç saptamalarda bulunuyor. Örneğin; Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Açıklanan vaka sayısının gerçek vaka sayısı olmadığını biliyoruz hepimiz. Ben bunu Sağlık Bakanlığı’na da sordum. Bakanlık ‘Hocam, bu tam pozitif vaka sayısı değil. Ancak sadece hastaneye yatan sayısı da değil’ dediler. Dolayısıyla bu günlük bize açıklanan rakamların ne olduğunu bilmiyoruz. 'Bakanlık rakamları gizliyor' demiyorum ama açıkladığı rakamların ne anlama geldiğini açıklamıyor” dedi.

Enteresan yani Leonard Cohen'in dediği gibi "Herkes biliyor, dövüşün hileli olduğunu, fakirler fakir kalır, zenginler zenginleşir, hep böyle gider herkes biliyor. Ve herkes biliyor, geminin su aldığını herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini" konumuz bu kadar basit.

Mart ayından bu yana tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hepimizi derinden etkileyen COVİD-19 virüsü ile mücadelesini de kendi iç siyasetimize kurban ettik. Etmekle kalmadık sağlık gibi hayati bir konuda uzmanlara, zaten olmayan inancımızı siyasetçilere karşı daha da çok yitirmeye bunu daha fazla sorgulamaya başladık. Bir virüs başımıza neler getirdi.

11 bin ek ölüm Coronadan mı?

BBC tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada bu inançsızlığımızı kuvvetlendiren delillerle dolu. BBC Türkçe'nin araştırmasına göre 11 ilde 8 ayda yaklaşık 11 bin ek ölüm var, artış beklenenin üzerinde.BBC Türkçe'nin resmi verilere dayanarak yaptığı araştırma, Türkiye'nin 11 ilinde 2020'de hayatını kaybedenlerin sayısının geçen yılların ortalamasının üzerinde olduğunu ortaya koydu. E-devlet üzerinde yalnızca 11 ile ait günlük ölüm verileri bulunuyor. Bursa, Denizli, Diyarbakır, Erzurum, İstanbul, Kahramanmaraş, Kocaeli, Konya, Malatya, Sakarya ve Tekirdağ olarak sıralanan bu iller, Türkiye nüfusunun yüzde 36,5'ini temsil ediyor.

Araştırma ayrıca ölüm artış oranının da beklenenin üzerinde olduğunu gösterdi. 2020'deki ölüm artışlarında koronavirüs salgınının önemli rol oynadığı görülüyor. E-devlet ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, aralarında İstanbul'un da bulunduğu 11 ilde, 2020'nin ilk 8 ayında, son 5 yılın ortalamasına kıyasla ölüm sayısının yüzde 12 arttığını, toplam 10 bin 950 ek ölüm olduğunu ortaya koydu. Ayrıca nüfus faktörü göz önüne alınarak yapılan hesaplamada da, yine bu 11 ilde, ölüm sayısının 2019'un ilk sekiz ayına kıyasla yüzde 8,4 arttığı görülüyor. Türkiye geneli için bu yıl beklenen ölüm artış oranı ise yüzde 2,2.

Kusursuz fırtına geliyor

TTB'nin Covid-19 pandemisi değerlendirme raporunu açıkladı.Doç. Dr. Osman Elbek'in sunduğu raporun amacı, “41 i hekim olmak üzere 95 sağlık çalışanı ve 7 bin 506 yurttaşı Covid-19 nedeniyle kaybettik. Tüm amacımız ölümleri önlemektir” şeklinde açıklandı. Rapor sunumu öncesi konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, “TTB'nin önerileri hayata geçirilseydi, bizlerle yapıcı eşitlikçi bir eşgüdüm sağlansaydı bu kadar ölüm yaşanır mıydı” sorusunu gündeme getirdi.

Felaket kapıya dayandı

Raporu sunan Doç. Dr. Osman Elbek, grip mevsiminin gelmesiyle birlikte Covid-19 salgının ürkütücü boyutlara varacağına dikkat çekerek şunları söyledi:

Salgın yönetilemediğini, ancak fırtına kapıda olduğunu vurgulamak istiyoruz. Fırtınadan kastımız. Yaklaşan mevsimsel grip salgınıyla Covid-19 birleştiği bir süreçtir. Bu literatürde kusursuz fırtına olarak adlandırılmakta. Çünkü bu sürecin çok daha fazla ölümcül etkisi olabileceğini öngörüyoruz, bu yüzden fırtına kapıda demeye çalışıyoruz”

Salgının geldiği boyutların bilimsel kriterlere uyulmadan hızlı ve kontrolsüz açılım yapılmasından kaynaklandığı belirtilen raporda, sorunun çözümü için önemli olanın yargılamak değil, anlamak olduğu vurgulandı. Covid-19 pandemisinin insani, tıbbi, ekonomik, sosyal ve siyasal bir sorun olduğunun altı çizildi.

Bizi bir Tsunami bekliyor

Elbek, dünyanın hemen tüm ülkelerinde olgu düzeylerinde pikler yaşandığını belirterek “Bu beklenen bir şeydi. Ama Türkiye'nin olgu sayıları hiçbir pike izin vermeden devam etti. TTB olarak Temmuz ve Ağustos'ta uyarı yaptık. Bunun iyi bir şey olmadığını, eğer buna etkin önlem alınmazsa Eylül ayında, grip mevsimine çok yüksek hasta sayısıyla girebileceğimizi ifade etmiştik. Keşke hayat bizi doğrulamasaydı. Şimdi önümüzde bizi bir tsunami bekliyor. Biz yüksek bir toplumsal bulaş havuzuyla bu sürece giriyoruz. Çünkü açılma dönemini bilimsel kriterlere uygun yapmadık” görüşünü dile getirdi.

Yaşlı değil genç insanlar ölüyor

Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre Türkiye'deki erkek ölümlerinin, Avrupa bölgesi erkek ölümlerinden daha fazla olduğunun görüldüğünü söyleyen Elbek, 65 yaş üstündekilerin insan hakkının ihlal edildiği bir süreç yaşandığını belirterek sözlerine şöyle devam etti:

Bizde 65 yaş üstü ölüm oranı daha düşük. Avrupa bölgesinde yüzde 88 iken ülkemizde yüzde 71. Bir sayın valinin söylediği gibi bir ayağı çukurda olanlar ölmüyor. Görece daha genç insanlar ölüyor. O zaman bu iki nedeni iyice araştırmamız lazım. Tütün kullanımı mı, obezite mi, şeker hastalığı gibi diğer faktörler mi?. Eğer ölümleri düşürmek istiyorsak, neden İstanbul, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Marmara'da ölüm hızı yüksek ve daha fazla insan ölüyor, bunu incelemek lazım”.

Pandemiyi doğru okuyamamak

Raporda Covid-19 Salgın sürecinin değerlendirildiği bölümünde Türkiye'nin Zayıf ve güçlü yönlerini de anlatıldı. Raporda “Başarılı olduğu alanlar veya işine yarayacak sahip olduğu avantajlar, sağlık çalışanlarının özverisi ve bilimin gücü. Geliştirilmesi gereken zayıf yönleri ise sağlıkta dönüşüm programı, salgın yönetim yetersizliği, birlikte çalışabilme becerisi olmayışı ve pandemiyi doğru okuyamamak. Pandemi sürecine olumsuz etki yapan problem ve riskler ve tehdit ise otokratik ülke yönetimi. Türkiye'de tepeden tırnağa her şey artık ortak aklın dışında yürümeye başladı. ‘Ben bilirim’ zihniyeti salgın yönetimi politikasına yapılacak en kötü adımdır. Hep birlikte yönetmeye, bir birimizden öğrenmeye ihtiyacımız var." görüşleri yer aldı.

Yanlış yönlendirmeler sıkıntı yarattı

Bilim adamlarının ülkeleri yanlış yönlendirdiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ise “11 Mayıs’tan sonra maalesef bilim adamlarının da yanlış yönlendirmeleriyle sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde çok tecrübeli insanlar olmadığı için yanlış öngörülerde bulundular. Dediler ki 'Yaz gelecek virüs sıcağa dayanıklı değil ve virüs ölecek', o zaman salgın tecrübesi olan bilim insanları 'Böyle bir şey olmaz, salgınlar yazın çıktı' dememize rağmen devletler de biraz onlara güvendi. Mesela biz 1 Haziran’da daha önce kademeli normalleşme planları yaparken bir anda normalleşme oldu. Bir anda normalleşmenin bir faturası var, dünyanın çoğu şimdi bu faturayı ödüyor” diye konuştu.

Gerçek rakamlar açıklananın 10 katı

Başka bir yanlış öngörü daha olduğunu belirten Ceyhan, “Diğer bir yanlış öngörüde… Hep söylüyorduk abarttığımızı düşünüyorlardı. 'Tespit ettiğimiz vaka sayısı gerçek rakamın 10’da 1’i' diyorduk. En iyi testleri en iyi planlamayı da yapsanız bu işin özelliği budur. Şikayet göstermeyen insanı bulup onu izole etmeniz için bütün toplumu taramanız lazım. Bunu da sadece Çin Wuhan bölgesinde yapabildi” dedi.Ceyhan ayrıca Ankara’da yoğun bakımların doluluk oranının ciddi rakamlara ulaştığını belirtti.

Salgın nasıl bitecek ?

Birincisi toplum öyle bir noktaya gelecek ki toplumun yarısından fazlası bağışık hale gelecek, toplumdan kastım sadece Türkiye değil, dünya bu kadar globalleşmişken Türkiye’de vakaları sıfırlamak hiçbir işe yaramaz. Bu salgın Wuhan’da tek bir insanda başladı. Şu an açıklanan rakamlarla Türkiye’nin bağışık hale gelmesi için 11 yıl gerekiyor. İkincisi de aşı. En iyi şartta önümüzdeki yıl içerisinde bir ya da birkaç aşı bireysel koruyuculuk için piyasaya çıkabilir. Bu aşı daha çocuklar üzerinde hiç çalışılmadı kural olarak önce yetişkinler de deneyip, daha sonra çocuk çalışmaları yapılabilir. Görünen köy kılavuz istemez. Çok zeki olmamız da gerekmiyor. Gerek Dünya Sağlık Örgütü gerek epidemiyologlar, bilim insanları diyor ki, bu salgın içinden geçtiğimiz sonbaharda çok çılgın bir artış gösterecek. Vaka sayıları daha da artacak.Sebebi ise mevsimsel griplerin ifluenza başta olmak üzere artması, soğuk havalarla birlikte kapalı ortamlarda bulaş riskinin fazlalaşması.

Sözün özü 1: Şu an salgın ülkemizde kaygılarımızı derinleştirecek kadar büyüdü. Virüs kontrolsüzce topluma yayılıyor. Yetersiz salgın yönetimi bunun en önemli sebebi. 1 Haziran’daki hızlı açılma sebebiyle salgın 8 Haziran’dan sonra hızlandı. Sebebi tedbirlerin kademesiz olarak kaldırılmasıydı. Toplumsal hareketliliğin yavaşlatılması gerekiyor.

Sözün Özü 2: Sağlık çalışanına yönelik şiddete HAYIR ! Koronalı günlerde kaygımız daha da arttı. Sağlık çalışanlarına, hekimlere yönelik asılsız suçlamalar sağlıkta şiddeti körüklemektedir. Sağlıkta şiddet, toplumda şiddetten ayrı düşünülemez ve toplumda şiddeti önleyecek program ve uygulamalarla önlenebilir. Sağlık çalışanına yönelik şiddete HAYIR ! Toplumda şiddete HAYIR !


 


 


 


 


 


 


 

Yorumlar (1)
Feza ÖZAN 3 hafta önce
Sayın Oktay Apaydın kaleminize sağlık. 11 ilin içinde Anlara ve İzmir’in olmamasına şaşırdım doğrusu.
Şifdetin her türlüsüne ‘HAYIR ‘