06.03.2021, 06:00

Çukur...

Bir çukurdaydım. Derince bir çukur. Başımı yukarı kaldırdığımda az biraz göğü görüyordum. kulaklarımda annemin sesi vardı, babamın sesi sonra. Yaşıtım çocukların sesleri. Hepsi susardı sonra. Rüzgarı dinlerdim. Güneş ışığı sızardı çukura. Yağmur yağardı, düşerdi damla damla. Bazen biri bir şarkı açardı. Müzik dinlerdim az biraz. Hep azdı her şey. Her şeyden az azdı. Sevgiden çoktu aslında ama!!! İşte hissettiğim...

Herkes gibi. sanki her şeyden az az varmış gibi. Hem hepimiz komşumuzun bahçesi daha yeşil sanmaz mıyız? Kendi çukurumdan; az az gördüğüm her şey o kadar emindim ki Cafer'in çukurunda çok çoktu. Cafer'in çukuruna daha çok güneş doğardı, Cafer'in çukuruna daha çok damla düşer ve Cafer'in çukurunda daha çok müzik sesi duyulurdu. Dünyada bir başımaydım. Caferler vardı bir de ben ve benim gibi olanlar. sonra büyüdüm...
Yine çukurdayım ben. Bir baktım ki Cafer'in de benden pek farkı yokmuş. Caferler ve ben yokmuşum. Herkes benmiş, herkes Cafer. Herkes az az sanırmış her şeyi. Mesela büyüdüm dedim ya; hah işte. Biraz daha büyüdüm, babam öldü. Sonra hep “az” sandığım sesi hiç oldu. Az sandığım sevgisi yok oldu. Şimdi çok olan annem var ama yarın o veya ben; hiç olacağız. Az sandığım güneş ışığı hiç gelmeyecek belki bu çukura. Çocuk sesleri kesilecek, yağmur damlası bile düşmeyecek belki (küresel ısınma ve değişen iklim şartlarını da ekleyin) – en fenası da belki değil; gerçekten çoktan-aza; azdan da hiçliğe giden bir yolculukta olduğumuz.
Artık farkındayım.
Ve şimdi çukuru seviyorum. Az güneşi, az yağmuru, yarım ağız söylenen merhabaları bile. Yirmi yaşında elimden düşermediğim mızrağı toprağa gömdüm. savaş yok! Mızrakları ve baltaları gömdüm. Çok konforlu olmasa da çukurumu sevdim; hala merhaba diyebilenler için hala gülümseyebilen sevdiklerim için ve şarkılar-filmler-özenli, özensiz şiirler için.
Hayat; insanlar gibiymiş. Bir bakışta bin mana. Seç beğen al manaları. Seviyor-sevmiyor. Az-çok. bol-yok. Ben manamı seçtim;
Seviyor, çok ve bol.
Şimdi “çukur” sandığımız bu gökyüzüne yıldız düşürme vakti. Sevdiklerim ya yanımda ya ardımda; sevdiğim kadının eli elimde; ve küçük çocuklar belki. Evet evet,
Sanırım daha güzel çukurlara düşmenin vakti geldi...

Gece notlarım

Leonard Cohen dinlediğim geceler. Sigaramı tersten yakmışım. Votkam az evvel bitmiş. Soğuk bir rüzgar var dışarıda, yıldızlar var sonra gökyüzünde. Ama sen yoksun yanıbaşımda. Cohen bile; "Ne biçim adamsın" dedi bu yüzden bana. Düşün halimi...

Mesele bir kadını sevmek değil. Mesele bir kadınla yaşayabilmek. Sevip de "yaşayamadıkça" en romantik Cemal Süreya şiirlerinde bile harfler nanik yapar adama. En hisli Cohen şarkılarında bile; acınası bir hale düşersin. O yüzden; yaşamaya bakalım...

Vakitlerden bir bahar akşamı. Lavanta kokuyor etraf. Renkli renkli ışıklarla aydınlatılmış, kalabalıktan uzak sakin bir sahil meyhanesindeyiz. Tatlı bir şarkı çalıyor hoparlörde. Tenin güneşte yanmış. Gözlerin parlıyor. Rakı şişesini yarılamışız. El eleyiz; sanki cennetteyiz...

Normalde her medeni ve uygar ülkede olduğu gibi cumartesi akşamı eve giderken 25 liraya 6'lık paket biramızı alıp, ülke için endişe gütmeden içmeli, müzik dinlemeli, yemek yaparken hafifçe dans etmeli, bir şişe bira açıp günü serinletmeli ve keyifli bir vakit geçirmeliydik...

Niçe'yi de anlamadılar yaşarken. Seni, beni de anlamazlar. Hani tamam Niçe gibi parlak fikirlerimiz olduğundan değil. Ama anlaşılmayı isterdik. Özellikle bir bar taburesi üzerinde; sefil yalnızlığımızla birlikte otururken. Anlaşılmayı çok isterdik.

Yorumlar (0)