09.07.2020, 06:12

Cumhurbaşkanlığı Rejimi; Belirsizliklerin İstikameti

Cumhur ittifakının hem içeride hem de dışarıda çok büyük bir baskı ve sıkışma yaşadığı, toplum ve siyasetle ilgilenen herkesin bildiği ve balçıkla sıvanmayacak bir hakikat haline geldiği çok açık. Cumhur ittifakının içeride ve dışarıda çok ciddi paralara gereksinim duyduğu, her iktisatçının altını ısrarla çizdiği bir başka veri, ama para yok! Üç ayrı ülkede açılan, üç ayrı savaş cephesini sürdürmek, oluk gibi akan bir para kaynağı ister. Tıkanıp gerileyen ekonomik çarkları, çok değil, iki yıl önceki seviyesine çıkarmak bile, çuvalla dolar akışına bakıyor. Ama bütün mali kaynaklar, inşaat sektörüne yatırıldığı için, döviz cinsinden bir finans kaynağına tahvil edilmesi olanaklı görünmüyor.

Şimdiden Suriye siyaseti bir bataklığa dönüşmüş durumda. Suriye siyasetinin gerisindeki, motive edici paradigma Beka siyasetiydi ve Beka siyaseti artık yükselen bir değer değil; daha doğru bir ifadeyle bu siyaset çöktü. TSK’ nin Suriye’deki varlığı çok ciddi maddi soruna dönüşmüş. Söz konusu tabloya ÖSO ve İdlip’teki selefi güçlerin, finansal ihtiyaçları eklenince, süreç sürdürülemez hale geliyor. ÖSO ve İdlip güçlerinin hiçbir ekonomik karşılığı yok. Suriye meselesi şu an itibarıyla KKTC’ den çok daha büyük bir ekonomik maliyet üretiyor.

Suriye siyaseti, bütünüyle bir tıkaç siyasetinden ibaret olduğu için de, bir gelecek vaat etmiyor. Suriye siyasetinin oluşturduğu büyük maliyetten katma değer üretmenin tek yolu Kürtlerle anlaşmaktır ama bu durumda, bütün askeri hareketliliğin inkarı anlamına gelir. Kısaca Suriye siyaseti sorun üreten bir bataklık ve Türkiye’nin mali kaynaklarını hortumlayan bir ekonomik enkaza hızla dönüşüyor.

Pençe harekatı Irakla çok ciddi sorunlar üretmeye aday. Irak merkezi hükümeti, şimdiden bütün ekonomik ve ticari ilişkileri askıya almak suretiyle, Türkiye’ye tepki gösteriyor. Irak devletinin egemenlik haklarını ihlal etmeden, söz konusu askeri operasyondan, ekonomik çıkar devşirmek mümkün değil. Tuhaf olan şu; PKK kendi tarihinin en etkisiz süreçlerini yaşarken, Kandile çıkartmak yapmak, hangi ekonomik ve siyasal gerçeklere tekabül eder, doğrusu bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey, onca para harcamasına rağmen, Türkiye’nin bu ‘’sefer’’den de eli boş döneceğidir.

Libya seferi de pek parlak bir tablo sunmuyor. Dünya devlerine rağmen Libya’da ekonomik bir düzenek kurmak bana pek mantıklı gelmiyor. Rus ve Fransız muhalefetine rağmen, Libya’da ekmeği yenilebilir bir zafere ulaşmak, çok pahalıya patlayacak.

Durma noktasına gelmiş bir ekonomiyle, dünyanın üç ayrı yerinde üç ayrı cepheyi finanse etmek, iktisat kurallarıyla açıklanacak bir vaziyet değil. Üstelik küresel Pandemi, henüz yavaşlama belirtileri de göstermiyor.

Bu çok yönlü ve çok tehlikeli koşullarda Cumhur ittifakının iktidarını sürdürmesi neredeyse mucizeye bağlı hale geliyor. Ekonomik kayıplara eklemlenen kayıp kamuoyu desteği, iktidar nezdinde alarm zilleri çaldırıyor.

Bu gidişatın kaçınılmaz iki siyasi sonucu olur; Birincisi, iktidar bu durumun sürdürülemez olduğunu idrak eder ve siyasi meşruiyet için seçim kartını masaya sürer. İkincisi, Doğu Perinçek’in ağzından kaçırdığı ‘’ Milli Diktatörlük ‘’ seçeneğidir. Cumhur ittifakının büyük ortağı AK Parti büyük bir çözülme yaşadığı için, seçim kartını kolayca sahaya sürmeyecektir. Geriye, bütün demokratik değerleri askıya alacak adım kalıyor. Milli Diktatörlük.

Ben Perinçek’in ağzından dökülen lafın bir had bilmez gevezelik olduğuna inanmıyorum. Perinçek, testin ilk şıkkını ilan etti. Geriye bütün medya gücüyle bir irrasyonel fikrin rasyonel hale getirilmesi kalıyor. (devam edeceğim)

Yorumlar (0)