06.07.2020, 06:13

Cumhurbaşkanlığı rejimi ve CHP’in bahar temizliği (3)

Deyim uygunsa Cumhurbaşkanlığı rejiminin en tutarlı panzehri, parlamenter rejimdir. Bu tespit cumhurbaşkanlığı rejimi karşıtlığını, çok kolayca bir hukuk düzeni mutabakatına götürüyor. Devlet düzeninin hukuken yeniden inşası, bu karşıtlığın birleştirici çimentosudur. Devleti, demokrasi ilkeleri çerçevesinde yeniden demokratik olarak yapılandırmak, ayrıca ince siyasi pazarlıklar gerektirmez. Demokratik parlamenter rejimin yeniden tesisinden sonra, tesis edilen bu zeminde, yeni de siyaset yapmak, siyaseti doğal mecrasına kavuşturacaktır. O gün gelinceye kadar cumhurbaşkanlığı rejiminden yana olmayanların, hedefi, sadece cumhurbaşkanlığı rejimine son vermek olmalıdır.

Millet Cephesi kısmen bu prensipler etrafında oluşturuldu ve 23 Haziran seçimlerinde cumhur ittifakının yenilebilir olduğu ortaya çıktı. Bu zaferde aslan payının esasen Kürtlere ait olduğu biliniyor; çünkü Kürtler, kendilerini hiçleştirmek pahasına, büyük bir fedakarlık örneği göstererek, zaferin şekillenmesinde belirleyici rol oynadılar. Ama kabul etmek gerekir ki, bu durum millet cephesinin en zayıf halkasıydı ve bu durum siyasette süreklilik kazanamaz. Çünkü Kürtler neden her seferinde böyle büyük fedakarlık göstermelidirler sorusunun yanıtı yoktur.

Bu soruyu yanıtlamanın tek yolu, Kürtlerin millet cephesinde fiilen ve resmen yer almalıdır. Daha doğru bir ifadeyse, Kürtlerin millet cephesinde tereddütsüz yer almasının koşulları oluşturulmalıdır.

Bu mümkün müdür; evet mümkündür. HDP’nin Türkiyelileşmek siyasi, millet cephesinin eşit ortağı olabilmesinin meşru siyasi nedenidir. İrili ufaklı onlarca Türk siyasi partisiyle bir çatı örgütlenmesi oluşturan HDP bu yanıyla zaten Türkiyeli bir partidir ve siyasi perspektif olarak da Türkiyelileşmeyi bir strateji olarak kabul etmiştir.

Tuhaf bir ironi, 23 haziran seçimleri öncesi cumhurbaşkanlığı rejimi, Abullah Öcalan kartını kullanmakta hiçbir beis görmedi ama Millet cephesi HDP ile aynı karede olmayı içine sindiremedi. HDP’nin PKK ile hiçbir organik bağı yokken, kabul görmüyor ama PKK’nin ‘’Resmi önderi’’ Abdullah Öcalan, bir seçim kozu olarak, Cumhur ittifakı adına siyasi sahneye taşınıyor; ve millet cephesi bu resmi olağan karşılıyor.

Bu duruma en çok İyi Partinin tepki gösterdiği söylenebilir; Peki öteki tarafta kim var? Cumhur ittifakının MHP’si yok mu? MHP’nin kabul ettiği bir siyaset alanı neden iyi parti tarafından kabul edilmiyor?

Asıl meselenin iyi parti olduğu kanısında değilim. HDP’nin millet cephesinde yer almasına karşı olan kesimlerin daha çok CHP’de olduğunu düşünenlerdenim.

Türkiye cumhuriyetinin toplam siyasi pratiğinde, Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden yana total olarak, tavır alan, en çok direnç gösteren toplumsal kesimler, laikçi, jakoben, ulusalcı Kemalist taraflar olmuştur. Kürt meselesinin devlet katında meşruiyet kazanmasına en çok tepki gösteren de yine aynı taraflar olmuştur. Söz konusu tarafların, genel olarak CHP’yi mesken tutmaları ve CHP’de siyasi temsil statüsüne sahip olmaları, Kürt meselesinin önünde çok ciddi çözüm barikatları oluşturmasına neden olmaktadır.

Millet cephesin olası ilk seçimlerde tıpkı 23 haziran seçimlerinde olduğu gibi, bir büyük zafer kazanmak istiyorsa, bu kamburuyla yüzleşmek zorundadır. Türkiye cumhuriyeti parlamentosunda yer alan bir partinin, millet cephesinde resmen ve fiilen yer bulamaması o partinin sorunu değildir. Bu sorun esasen millet cephesi içinde yer alan Kürt karşıtı güçlerin sorunudur. Ya cumhurbaşkanlığı rejiminden kurtulmak için Kürtleri meşru bir siyasi aktör olarak kabul edecekler ya da cumhurbaşkanlığı rejimi, Türkiye’nin alternatifsiz tek rejimi olmaya devam edecek. (devam edeceğim)

Yorumlar (0)