25.06.2022, 05:58

Değer bilmek

İnsanın diğer canlılardan ayrışması ihtiyaçları için faaliyette bulunması yani emek harcaması, bunu devamlı yapması, aktarması ve her aktarmada bir öncekinden daha iyi ve güzeli yakalaması önemli bir durumdur. Bu durum diğer canlılardan ayrıştığı gibi onları kendi ihtiyaçları temelinde kullanmaya başlar. İnsan “emeği ve bilgi birikimiyle” artık ayrışmış bir “değer” olarak ortaya çıkarmıştır. İnsanın toplumsal varlık olmasıyla emek ve onun ürettiği değerler özellikle ekmek hala değerliliğini korumakta.

Emeğin biçimlenmiş yapısı ürettiğinde görülür. İnsan evladının tecrübe, bilgi birikim ile yoğurularak biçim verdiği mal kullanım değeri olduğunda değiştirme değerinde görülür. Yani kullanmaktan çok değiştirmek amacıyla yapılan üretimden doğmuştur “değer” kavramı. Bu nedenle üretilen malda maddileşen insan emeğidir değerdir. Şairin dediği gibi;“sen olmadan sanat, tarih, politika ve ekonomi sen olmadan yaşam yani sen olmadan emek anlaşılır mı, Güzel İnsan” (A.İ. ÖNSOY 1995)

Toplumsal tarihte her zaman insani faaliyetler anlatılır. Yazılı tüm belgeler hâkim güçlerin egemenlerin çıkarına göre kaydedilir. Günümüze gelen kadar egemen güçler toplumu kimi zaman silah, kimi zaman açlık ve sürgün etmekle egemenlik altına aldı. Devleti oluşturan kurumlar, kurumların işleyişi her zaman egemen gücünün çıkarına göre belirlendi. Egemen güçler kendi aralarında anlaşamadıklarında çözüm için topluma gitmediler. Kendi iç sorunlarını yine kendisi gibi güç egemen olanlara gittiler. Aralarında kavga olduğunda büyük savaşlar yaptılar. Çıkar kavgalarında savaşta egemenlik altında olanlar en çok etkilenip mağdur oldu. Hâkim yöneticiler yapılan savaşta mağlup bile olsa egemen güç olarak varlığını hakimiyeti altındaki yerde de devam ettirdi.

Değer, değerlerimiz hemen hepsi toplumsal yaşamın ortak bir parçasının ikili yada toplumsal ilişkilerinin ürünüdür. Hemen her gün fırından ya da marketten aldığımız ekmeğin geçtiği zaman dilimini biliyor muyuz? Tarlaya tohumu eken kim? Tarladan onu toplayan, taneye ayıran, değirmene götürüp öğüten, su ile yoğurup fırında pişiren kim? Ekmeğin değerini biliyoruz ama onu bize kazandıran emeğin değerini biliyor muyuz? Ekmeğin soframıza gelene kadar ki harcanan emeği değil soframızda ki ekmeği biliyoruz.

İnsanı insan yapan emeği, yardımlaşması, bilgisini aktarması, muhtaç olana, yaşlısı ve özürlüsüne sahip çıkmasıdır. Her canlı zor durumda olan canlıya gücü oranında yardım eder. Kimileri yaptığı iyiliğin diyetini ister. Kimileri de yapılan iyiliği ya da “aman” dilediği kişi ve toplulukları bir çırpıda unutuverir.

İnsan evladı hiçbir zaman tek başına bir işi yapmamıştır, her zaman yardım istemiş ve bu karşılığı karşılıksız bırakmamıştır. Hatta hizmetine aldığı diğer canlıları beslerken onları yaşamın içine dahil etmiştir. Arıdan bal aldığı gibi diğer canlıların sütünden, yumurtasından, tüyünden, yününden ve gücünden yararlanmakta. Kendi cinsinden olanlardan da emeğinden, tecrübesinden ve bilgisinden yararlanmakta. Toplumsal ilişkiler günümüzde daha girift bir şekle büründü. Emek ve onun ürettiği, yarattığı ve hizmet ettiği birilerinin çıkarlarına yarayıp maddi kazançlarını artırmış ama onu yaratıp üretene aç kalmayacak şekle getirdi.

Kapitalizmin emperyalizm döneminde kısaca çağımızın “alçalan değerlerini” yaşamaktayız. Egemen güçler kimsenin derisinin rengine, çekik gözüne, cinsine ve yaşına bakmadan insanları sömürü çarkında ezip, posasını çıkarıp ve asla geriye bakmamakta. Birileri ilkin taşlara sonra ne bulmuş ona ve sonra kâğıda eski ve yeni ahit ile koca kara kitaplarda hatta anayasada bile onurdan, haktan ve adaletten bahsetmekte ama hiçbiri uygulanmamakta.

Daha dün eziklik ve mağdurluk yaparak boynunu büken, “bu fakire” sadaka yanında hemen her şey verildi. Hemen kendine sırçalı köşk yaptı, koruma ordusu kurdu, kurulu düzeni kendine göre biçimlendirdi. Kendine bağlı ordu oluştururken, yakası kalkık, omuzu kalabalık ve beli silahlı güçleri iyi besledi beslemeye devam etmekte. Hala sırçalı köşkte oturmasına ve her şeyi tek başına karar verirken hala “bu fakire güvenin” demeye devam etmekte. Kimi sağlığı ve ekonomik durumunu kötü göstererek yardım dilemekte kimileri de hakkımda iftira ve yalan var deyip insanlarımızın duygularıyla oynamakta. Duyguları yetmiyor onların geleceklerini, çocukları ve torunlarını töhmet altına alarak ekonomik köle haline getirmekte.

Kurum ya da devletin başına getirilen bu kişiler nasıl geldiğini iyi bildiğinden bunu unutturmak için her türlü dalavereyi yapmaktan çekinmemekte. Yalanlarına herkesi inandırmaya çalışırken kendisi de buna inanmakta. Topluma sorunlarına at gözlüğü ile bakmasını söylemekte. Buna biat etmek ve inanmak kader deyip bir de “değerlerimiz” budur diyerek inandırmaya çalışmakta.

Dün sıradan bir yurttaş olup hiçbir ayrıcalığı olmayan kişiydi. Hatta ne iş yaptığı, eğitim aldığı, bilgi ve becerisi olduğu bilinmiyordu. Bilinenlerde yetenekli ve inandırıcı değildi. Ülkeyi borç batağına sürüklerken, halkını yoksullaştırmakta.Ozanın dediği gibi “bir soğana muhtaç” etmekte. Yurttaş çalıştığı halde yoksulluğa ve açlığa sürüklenirken kendisi ve şürekâsı birden variyet sahibi oldular. Ülkedeki eski haramiler palazlandı güçlerine güç katarken halkın yoksulluğu daha da dibe gitmekte.

Seçilen ya da atanan kim olursa olsun geldiği yeri ve verdiği sözü tutacak unutmayacak. Verdiği sözü yerine getirmeyen, geldiği makamla herkese yukarıdan bakan, küçük dağları ben yarattım demekte. Bulunduğu yer emanet ve geçici olduğunu bildiği halde kalıcı gibi hareket etmekte. Yapılan iyiliği unutup baba mirası demekte. Kadir kıymet bilmeyip, emanet aldığını, verdiği sözü unutmakta, kendi yalanına kendisi bile inanmakta. Kendi yaptıklarına “değer” derken karşı çıkana münafık demekte.

Verdiği sözü tutmayan, yapılan iyiliği unutup kadir kıymet bilmeyen, sözde unutkan hakkaniyet ve adaleti bilir mi? Her şeyin fiyatını biliyor ama hiçbir şeyin değerini bilmiyor ne demeli böylesine?

Yorumlar (0)