04.12.2020, 06:00

Değişen ne?

Son kırk yılda neler değişti?

Son kırk yılda küresel, bölgesel ve ülkemiz ekonomik, politik, askeri ve sosyal ilişkiler de ki değişiklik yaşamı etkiledi.

İçinde bulunduğumuz ekonomik sistem kendine muhalif güçler ile inşa sürecindeki ülkelerin varlığı nedeniyle uygulamada değişikliklere gitti.

Neyin nesidir bu sistem?

İktidar ve güç, kapitalizmin mali sermayesi ve tekelciler tarafından belirlenmekte.

Kapitalizm günün teknolojik ve sanayi gelişimini yanına yedekleyerek insana yani topluma odaklı gelişim değil kendine odaklı hep ben diyen gözünü kar hırsı bürümüş zihniyettir.

Çıkarları için insan ve doğanın hiçbir önemi yok.

Gerektiğinde savaşlar çıkarıp yüzler, binler hatta milyonlarca insan öldürülüp sakat bırakır.

Doğa ve yer altı kaynakları için ağaçlar kesilip orman katledilirken akarsular kirletilir doğanın içine edilir.

İnsanları işsiz bırakarak açlıkla ekonomik köle haline getirir.

Özellikle ülkemizde 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi bu dönemin başlangıcı olurken, sistem içinde ise İngiltere de M. Teacher, ABD de R. Reagan’ın yönetime geçmesiyle yeni muhafazakarlar sisteme hakim olmaya başladı; ekonomide Milton Friedman başkanlığında monetarist bir politika ortaya konuldu.

Soğuk Savaş çılgınlığı hat safhaya vardı.

Başta kendi ülkesi olmak üzere sisteme bağlı ülkelerde gümrük muafiyetleri yasası çıkartarak ihracat ve ithalatı kolaylaştırdı.

Kamu kurumlarını özelleştirmeye açtı.

Çalışanların sendikal örgütlenmesini kısıtladı.

Kamu veya özelde aynı işyerinde taşeron çalışmasına izin verdi.

Gelişmekte olan ülkelerde askeri darbelerle kendilerine yakın grupları başa geçirildi.

Bu ülkelerde sendikal ve demokratik haklar yasaklanıp insanlık ayaklar altında çiğnendi.

Toplum “sessiz filmin sessiz seyircisi” haline alırken, iktidar kendine özgü parti, dernek ve “dönme” aydın yarattı.

Kapitalist emperyalizmin “eşitsiz gelişim yasası” küremiz içinde en ücra yere kadar yayıldı.

Kalkınıyoruz, büyüyoruz tantanaları aslında birilerinin daha fazla zengin olurken çoğunluk daha fazla yoksullaşmaya doğru hızla yol almakta.

Alın teriyle çalışan değil gayri meşru yollarla kara para zenginleri devlet eliyle sanayici ve tüccar yapıldı.

Toplum ve onun önderleri, aydınlar, demokratlar işsizlik, sürgün, sorgu, işkence, cezaevleri, idam, ölüm ve baskı şiddetle terbiye edilmeye çalışıldı.

Kişisel çıkar peşinde olanlar korkaklar, pısırıklar ve asalaklar döndü, “dönek” ve “düşkün” oldu.

1980 lerin sonunda Soğuk Savaşın yeniği “inşa sürecindeki ülkeler” oldu. Bu ülkelerde hızla geriye dönüş başladı.

1990 larda yaşanan ekonomik bunalım özellikle ABD de özelleştirmeler durdurulup devlet korumacılığı başladı. Dış alımda sınırlamalar getirilip ülkesindeki üreticiyi korunmaya aldı. Fakat diğer ülkelerin korumacılık yapmasına karşı çıktı.

Soğuk Savaş döneminde “şeytanla bile ittifak yaparım” diyen zihniyet inşa sürecindeki ülkelerin iktidarlarının yıkılmasıyla ittifak edip destek verdikleri kendine karşı cephe açtı. Dün besleyip silahlandırdığı destekledikleri kişiler bugün namlularını kendine doğrultu.

Dün özelleştirme ve gümrük muafiyetleri yasalarını destekleyenler bugün yaşanan küresel krizin etkileri nedeniyle zarar ve iflas eden kurumları kamulaştırdı, yerli üreticileri korumak amacıyla dış alımı sınırladı.

Ülkemizde özelleştirme hızlanırken taşeron çalışanlara sosyal güvenlik ve sendikal örgütlenmesini engellemekte.

Sanayici küçük üretici dış alımlar nedeniyle üretim yapamaz hale geldi. Dertlerini anlatan üreticilere “ananı da al git” denildi.

12 Eylül 1980 de yapılan cezaevi ve adliyeler yetersiz kalıp yeni adliye ve cezaevleri yapılmakta.

Dün devletin ve iktidarın muhalifleri izlenip dinlenirken, bugün vatandaşların tümü gözetlenip dinlenmekte.

Dün kitap ve dergiler basıldıktan sonra yasaklanırken, günümüz de yazım aşamasındaki kitap ve yazılar yasaklanmakta.

Askeri vesayet altında tutulan toplum, günümüzde “tek adam”, “tek düşünce” baskısı altında susturulmakta.

Dün işsiz kalan aç kalırdı, bugün devlet işsizliği teşvik etmekte; çünkü vatandaşlarına sadaka dağıtmakta.

Dün tarımda kendine yeten bugün dış alım yapan olundu.

Dün 40 milyon vatandaşın 3 milyonu sendikalıyken bugün 83 milyonun 3 milyonu sendikalı.

12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbenin zihniyeti muhalefete ve eleştiriye tahammülü yoktu, bugünde devleti yönetenler muhalefete ve eleştiriye tahammülü yok.

İktidara, güçlüye yaranan tatlı su balıkları her zaman olduğu gibi bugünde var, çıkarları için dönenler ve düşkünler “yetmez ama evet” demekte.

Dün insani değerlerimizi birlikte koruduğumuz dost bildiklerimiz bugün kişisel çıkarları için ortak değerlerimizi çiğnemekte.

Dünden bugüne doğa ve toplum değerleri hızla erozyona uğramakta.

2019 yılı sonundan beri salgın hastalık covid-19 küremizin her tarafına yayıldı.

Devleti yöneten egemen sınıf çalışan çalışmayan yurttaşından birçok adla vergi almakta. Anayasa da devlet yurttaşını savaşta ve barışta, hastalıkta ve sağlıkta koruyup kollamakla görevli. Yurttaş üstüne düşeni yaparken devleti yönetenler sorumluluklarının bilincinde mi?

Yurttaş açlık ve ekonomik sıkıntılar içindeyken bir de “pandemiyle” mücadele etmekte.

Devleti yöneten egemen güçler ne yapmakta, dünden bu güne değişen bir şey var mı?

Yorumlar (0)