07.09.2020, 06:12

Demokrat olmak meşakkatli iştir

Hakikaten demokrat olmak öyle sanıldığı kadar kolay bir iş değil; hayatın bir yarışa benzetildiği bir toplumda, kendini yarış atı gibi hisseden bireylerden demokrat filan çıkmaz. Rekabetçi ve yarışmacı kültürler dostluğu ve yoldaşça ilişkileri beslemez. Rekabet beraberinde benliklerin çatışmasını getirir; çatışan her benlik de kendisine bir zemin arar ve o zemin üstünde kendi muhitini, mahallesini inşa eder. Çatışma ne kadar derin ve kapsayıcıysa, muhitler arası geçişgenlikler de o oranda azalır. Bir süre sonra, muhitler arası ilişki, öyle kalın bir kabuk bağlar ki, değil ses veya söz, ışık bile sızdırmaz olur. Böylece herkes kendine Müslüman ya da kendine demokrat olur.



Türkiye’de neredeyse herkes herkesi Müslüman olmamakla şuçlar; Müslüman öteki Müslümanın Müslümanlığından şüphe eder. Türkiye’de benzer şekilde, herkes herkesi demokrat olmamakla suçlar; yekdiğerinin demokrat olmadığını kanıtlamak için bin dereden su getirir. Üstelik kimi Müslüman, demokratın Müslüman olmadığına inanır; kimi demokrat da Müslümanın demokrat olmadığına iman eder. Sadece bu tablo bile, Türkiye’de herkesin kendini içinde ifade edebileceği, yeterli bir demokrasinin neden inşa edilmediğini anlatır. Çünkü ortak paylar yoktur. Demokrasiyi üstüne bina edebileceğimiz ortak zeminler zihinlerde oluşmamıştır. Şüpheler bir kurt gibi toplumun birleştirici değerlerini kemirir ve ortak bir demokratik hayat hayal olur.



Türkiye’de gerçek anlamda zihinsel bir iktidar yoktur; çünkü herkes kendisini mağdur ilan etmekte sakınca görmüyor. Haliyle ortada bu kadar mağdurun olduğu yerde gerçek zihinsel ve kültürel bir iktidar oluşmaz. Herkes mağdur olduğu için düşünce üretmez, sadece suçlar. İtham eder ve çatışma tohumları eker. Söz gelimi Türk solu hem seçkincidir hem de mağdur. Hem seçkin hem de mağdur olunmayacağını bir türlü idrak etmez. Türk sağı hem milliyetçidir hem de mağdur. Devlet kurmuş olan bir milliyetçiliğin artık mağdur olamayacağını algılamaz.



Türk solu fikir ve ideolojisini kutsar. Kendilerini hakikatin tek muhafızı sayar. Sırf bu yüzden halk arasına karışmaz. Halkı zımmen hakir görür. Geleneklerle kendi arasına mesafe koyar ve üsttenci bir bakışla, tepeden aşağıya doğru aydınlanma fikirlerini asla terk etmez.



Türk sağı, fikirlerden daha çok istikbal peşindedir. Kendi istikbali için geleneklerle oynamaktan hiç vazgeçmez. Kültürel yenilenme aşılarına karşı alerjilidir. Ve kim ne derse desin, kendi kültürünü yaratma potansiyelinden çok uzaktır. Kendisini toplumun için var edecek yeni kültürel kodlar üretmediği için her daim ve her durumda devletçidir. Devlet, Türk sağı için başarının tek adresidir. O nedenle de demokrasiye, demokratikleşmeye hiç sevimli bakmaz.



Cumhuriyet tarihinin bir tür darbeler tarihi olması, birçok bakımdan demokratlık yoksunluk ve yokluğuna dayanır. Tutarlı demokrat olunmadan cumhuriyet vesayetlerden kurtulmaz. Aslında Türkiye’de siyasete egemen olan dilin şiddet sancağı, sırf ülkede gerçek demokratlar olmadığı için sürekli sallanır. Siyasetin dili şiddetin dilidir. Çünkü demokrat yoktur.



Demokrat olmak her şeyden önce, ötekini anlama çabasıdır. Demokrat olmak, tek doğruyu tekeline almamaktır. Demokrat olmak kendini kusurlu ilan etmektir. Kendisini kusursuz ilan eden ötekini anlama zahmetine girişmez. Çünkü kusursuz insan bu dünyalı değildir; bizden değildir ve bizi küçük görme imtiyazına sahiptir. Kusursuz olma iddiası, böyle bir haleti ruhiyedir.



Eğer birazcık kusurlu olabileceğimizi idrak edebilsek, ilk çalacağımız kapı demokratlığın kapısı olacaktır.

Yorumlar (0)