Hemen hemen her on yılda bir ülke genelinde bir krizdir tutturup dururuz ya.
Peki ya, kriz yok desek.
Oh ne güzel, ekmek elden su gölden desek.
Oh kim ne iş yaparsa yapsın işler tıkırında desek.
Var mı böyle bir ihtimal?
O zaman iyi ile kötü, başarılı ile başarısız, çalışkan ile tembel, işini hakkıyla yapan ile işinin hakkını vermeyen/veremeyen nasıl anlaşılır.
Ortada ciddi bir haksızlık olmaz mı?
İki yüzlülük olmaz mı?
Buradan yola çıkarak 'şirketleri kriz batırmaz, yanlış yönetimler, yanlış kararlar, işini bilmeyen yöneticiler/patronlar batırır'     diyebilir miyiz?
Diyebiliriz...
 

Beş yüz yıl önce İstanbul yıkılmış!


Bakın mesela bugün, yani 14 Eylül, İstanbul'da 14 Eylül 1509’da yaşanan ve ‘Küçük Kıyamet’ olarak bilinen büyük depremin yıl dönümü.
Bundan tam 509 sene önce İstanbul’da 7.7 ve 7.5 olmak üzere iki deprem olmuş.
İstanbul tarihinin en şiddetli depremini yaşamış.
Küçük kıyamet (Kıyamet-i Suğra) denilen depremin ardından Marmara Denizi’nde tsunami meydana gelmiş.
Boyları 10 metreye kadar yükselen dev dalgalar şehirde tufan yaşatmış.
Prof. Dr. Şükrü Ersoy, 1509 depremini "İstanbul'un en sağlam merkezi kesiminde meydana gelen, şimdiki büyüklüğüyle yaklaşık 7.7 diyebileceğimiz, enerji olarak yaklaşık 3 tane Kocaeli depremi büyüklüğünde, çok büyük bir depremdi" şeklinde tarif ediyor.
Olası depremin büyüklüğü hakkında ise Prof. Dr. Ersoy, "Bir grup araştırmacıya göre 30 yıl içinde yüzde 65 olasılıkla şiddeti 7'den büyük bir deprem olacak. Bunun 19 yılı geçti. Tehlikenin riski artıyor. Yarın da olabilir, 11 yıl sonra da. Tekrarlanma aralıkları genellikle tutar. Sürenin yaklaştığını buradan öngörebiliriz. Marmara için en kötü senaryo 1509 depreminin tekrarlanmasıdır. Yaklaşık 7.7, 7.5 şiddetlerinde bir depremi öngörebiliriz" yorumunu yapıyor.

"5 İLÇE DAHA ÇOK ETKİLENECEK"


Özellikle Avrupa Yakası'nın sahil kesiminin zemin olarak daha tehlikeli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ersoy, “Aksaray'dan Zeytinburnu'na, Bakırköy'e, Küçükçekmece'ye, Avcılar'a, Büyükçekmece'ye doğru giden sahil kesiminin zemini daha hassas. Dolayısıyla buradaki yapılar depremden daha çok etkilenecek. Bu bölgelerdeki kentsel dönüşümün hızına biraz daha ağırlık vermemiz gerekiyor. İnşaatlar ilçenin zeminine özel yapılmalı. Maalesef sağlam kayalar üzerinde bile inşaat yapmasını bilmiyoruz. Kadıköy'de yaptığınız bir binayı Avcılar'da yapamazsınız. Avcılar'da yaptığınız bir binayı Şişli'de yapamazsınız. Zemin özellikleri birbirinden farklı" dedi.

Şili akıllandı, ya biz!


Aslında aradan geçen 500 yıla bakarsak Türkiye olarak pek akıllandığımız söylenemez.
Hala depreme dayanıksız binalar, mühendisi olmayan, kontrolü olmayan, derme çatma yapılar ile şehirler yapmaya kalkıyoruz.
Bakın mesela 22 Mayıs 1960'da Şili'de, 9,5 ölçeğinde, dünya üzerinde şu ana kadar ölçülebilen en büyük deprem meydana gelmiş.
Bu depremden sonra dersini iyi çalışan, tedbirleri artıran, depremi gündeminde ilk sıraya koyan Şili bugün artık 7, 8 hatat 9 şiddetinde olan depremleri bile hasarsız atlatmayı başarmış.
Bize gelince öyle mi?
Tabi ki değil.
Allah korusun, yarın 17 Ağustos benzeri bir deprem ile karşılaşırsak, uzmanlar yüzbinlerce insanın ölebileceğini söylüyor.

Kriz batırmaz yönetici batırır!


Peki yazımızda neden 'Deprem öldürmez bina öldürür, kriz batırmaz yönetici batırır'  dedik.
Nasıl ki; cennet bir ülkede yaşamamıza rağmen, deprem açısından maalesef özürlü bir millet olduğumuz için, depremle yaşamayı öğrenmediğimiz için, ev alırken ya da kiralarken, depreme dayanıklı mı, değil mi, araştırmadığımız için, oturacağınız binanın sağlamlığından ziyade konumunu ve tipini önemsediğimiz için, deprem öldürmez, çürük ve sağlam olmayan binalar öldürür, sözünü es geçtiğimiz için her depremde çok ağır hasarlarla karşılaşıyorsak.
Bence ekonomik krizler de bir deprem niteliğindedir.
Deprem binaları sallar ve sağlam olmayanı yerle bir eder.
Ekonomik krizlerde ise, yok döviz yükseldi, yok kira yükseldi, yok müşterim kaçtı, yok piyasa durgun şeklindeki sarsıntılar önce şirket fizibilitesini iyi yönetemeyen firmaların etkilenmesine ve salllanarak belki de batmasına neden olur.

Ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız!


Önüne gelen müteahhit oluyor.
Önüne gelen yatırımcı oluyor.
Önüne gelen iş adamı, tüccar, şirket sahibi, yönetici, patron oluyor.
Daha patronluğun ne anlama geldiğini bilmeyenler iş vermeye başlıyor.
Elindeki veri, gösterge, değer, mal satın alacağı hizmeti karşılamıyor.
Sonra ilk ekonomik sallantıda bam güm yerle bir gümlüyor.
Tabi ki olağanüstü krizler var.
Tabi ki alınan kararlar dışında beklenmedik gelişmeler var.
Tabi ki Türkiye'de iş yapmak kolay değil.
Yine de bütün bunları hesaba katarak iş yapan ile hesapsız kitapsız hareket edenleri ayrı noktaya koymak gerek.
Bu satırların yazarını da aynı noktada değerlendirebilirsiniz.
Ne diyelim, umarım ve dilerim hayat devam ettikçe yaşananlardan ders çıkartarak ömrümüzü sürdürelim...
Son olarak hepimize kolay gelsin, krizler erken bitsin diyorum...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Neslihan 5 gün önce

Krız sadece asgari üçretle çalışanı vuruyor bence.