31.08.2020, 05:55

Devlet yalan söyler mi?

‘’…Ve nihayet önceki gün Anayasa Mahkemesi 26 yıl sonra Şırnak Uludere’ye bağlı Kuşkonar ve Koçağılı köylerinin 1994’te askeri uçaklar tarafından bombalandığına, yaşamını yitiren 38 kişi ile yaralananların ve yakınlarının yaşam haklarının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verdi. Bu karar, devletin 38 vatandaşını jetlerle vurduğu, bunu inkar etmek için yıllarca yalan söylediği, suçu PKK’ya attığı, olayı örtbas etmeye çalıştığı, mahkemelerde sürekli görevsizlik kararı vererek suçluları koruduğu, zaman aşımına kadar soruşturmayı sürüncemede bıraktığının da kabulü demek.’’

26 Yıl Önce Uçaktan Düşen Bombalar adlı yazısında Yıldıray Oğur, Anayasa Mahkemesinin dün verdiği kararı okuyucularına bu sözlerle duyuruyordu. Yazının tümünü okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Çünkü bu hikayede bir devletin 26 yıl boyunca halkına nasıl yalan söylediğinin ibretlik vesikaları vardır. 

26 Mart 1994 günü saat 11.30 civarında Hava Kuvvetlerine bağlı savaş uçakları Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Koçağılı ve Kuşkonar köylerine bombalar yağdırır. Koçağılı Köyünde 13 kişi, Kuşkonar köyünde 25 kişi can verir. Ölenlerin hepsi çoluk çocuk dahil, sivil vatandaşlardır. 

Devlet önce gözdağı vererek köylülerin şikayetçi olmamasını sağlıyor. Sonra Kuşkonar köyü Muhtarı bir biçimde şikayetçi olup dava açılmasını sağlıyor. Bilindiği gibi o dönemde ikili yargı sistemi var devletin elinde. Sivil yargının yanı sıra Askeri yargı da işbaşındadır. Dava uzun yıllar sivil yargı ile askeri yargının paslaşması biçiminde götürülür ve defalarca karşılıklı olarak görevsizlik kararı verildikten sonra dava kapatılır.

Ama Avukat Tahir Elçi yılmadan davanın izini sürer ve davayı bir biçimde AİHM’ye taşır. Onun ömrü davanın sonucunu görmeye yetmez; çünkü 2015’te bir cinayete kurban gider. Herkesin gözleri önünde ve kameralara yansıyacak şekilde öldürülmesine rağmen, bugün bile Elçi cinayetinin failleri bulunmuş değil. Devletin belki de yalan söylemeye devam ettiği, ucu açık bir dava daha. Tıpkı Roboski davası gibi kim bilir kaç yıl sonra bu davalardaki hakikatleri öğrenme fırsatı bulabileceğiz. 

Peki, devletler neden yalan söyler? Devletler kendi hatalarını neden kabul edip telafi etmektense örtbas etme çabası içine girerler? Oysa devletler insanlardan oluşur. Tahta demir ya da başka bir nesneden oluşmazlar. Kararları insanlar alır, emirleri de insanlar uygular. Bütünüyle insanlardan oluşan ve yasalar karşısında bizden üstünlükleri olmayan bu devlet görevlileri neden kollanır ve neden hesap vermekten muaf tutulurlar? 

Devletler iki bahanenin arkasına gizlenir. Birincisi ulusal çıkarlardır, diğeri de ulusal çıkarların hukuki kılıfı olan devlet sırlarıdır. Ama unutulmamalıdır ki, ulusal çıkar ve devlet sırrı kavramları diğer devletlerle ilişki ya da ihtilaflarda geçerlidir. Bir devletin kendi vatandaşını katletmesinin ulusal çıkar ve devlet sırrı ile ne ilgisi olabilir. Bir devletin ulusal çıkarı vatandaşlarının çıkarıdır. Bir devletin sırrı da vatandaşlarının güvenliğidir. Bir devlet vatandaşlarını katlediyorsa ortada ulusal çıkar ve devlet sırrından söz edilemez. Çünkü her insan gibi devlet de suç işleniştir ve bu suçun failleri yargı karşısına çıkarılıp cezalandırılmalıdır. 

Ama devlette işler öyle yürümüyor; çünkü devletin yapısı her tür devlet bürokrasisinde hiyerarşiktir. Yani bir tür alt üst ilişkisine bağlıdır. Bu yapılarda erdemler üstüne bina edilen liyakat yoktur. Sistemden gelen önemli insan profili vardır. Devletin her kademesinde, devlet sistemine sırtını dayayan önemli insanlar deryası vardır. 

Sistem değer üretmez. Sistem önem üretir. Önem de sadece kendini kollar. Çünkü önemden başka, önemli olmaktan başka niteliği yoktur. Ve önemliler dünyasında, önemliler birbirinin sırtını kollar. Önemli bir şahsiyet o gün o kararı vermiştir ve devletin diğer görevlileri emri yerine getirmiştir. 38 vatandaşın ölmesi, o önemli insanın işgal ettiği mevki kadar değerli değildir. 

Türkiye önemli insanlar cenneti olmaktan vazgeçmedikçe, devlet yalan söylemeye devam edecektir. Önemli insanlar yerine, değerli insanları sistemin içine ikame etmedikçe, bu durum ilanihaye devam eder. 

Yorumlar (0)