19.08.2020, 00:44

Devrime şarkılarla gitmek: Baltık yolu...

Çoğu milletin devrimleri, insanların ölümüyle son bulur sert bir değişim olduğu için ama bu bir zorunluluk mudur? Ya da böyle olmayan devrimler gerçekten başarılı olabilir mi? Şarkılarla devrim olur mu ya da sadece insanların el ele tutuşmasıyla? Şimdi vereceğim örnek, şarkıları ve milletlerin gücünü hafife almamamız gerektiğini bize gösterecek. 

Asıl konuya girmeden önce nerede ve ne durumda bu devrimin gerçekleştiğine göz atacağız. Estonya, Letonya ve Litvanya Baltık Denizinin yemyeşil ve huzur dolu ülkeleri ama bağımsızlık konusunda bu kadar şanslı olamamışlar ne yazık ki. 100 yıllık esaretten sonra ilk kez 1918 yılında bağımsızlıklarını ilan eden bu üç ülke, kısa zaman içinde tekrar başka milletlerin boyunduruğu altında yaşamak zorunda bırakılmış.
 O zamanlar Sovyetler Birliği’nin içinde bulunan bu üç ülke, birçok kez başkaldırsa da ilk başlarda başarılı olamamışlar. Ama Sovyetlerin gücünü yavaş yavaş yitirmeye başladığı 1980’lerde Baltık ülkelerinin bağımsızlık istekleri, tekrardan kuvvetlenmişti. Bu konudaki ilk adımları 26-28 Ağustos 1988’de gerçekleşen ‘Rock of Summer’ festivalinde Estonya’nın başkenti olan Tallinn’de görüyoruz. İlk zamanlar 180 bin kişiyi bulan festival iki ay içerisinde 300 bin kişiye ulaşmış. Baltık ülkeleri için çok önemli olan müzik ve dans, tekrar kendini gösteriyordu. Sovyetler tarafından yasaklanan özgürlük ve bağımsızlığı çağrıştıran şarkılar, tekrardan söylenmeye başlandı ve bu şekilde insanlarda yeniden bir umut oluşmuştu. 

23 Ağustos 1989’da bu ümit için bir kez daha ayağa kalktı üç ülke. Baltık yolunu oluşturdu. Litvanya’nın başkenti Vilnius’tan Letonya’nın başkenti Riga’ya, oradan da Estonya’nın başkenti Tallinn’e kadar uzandı bu insan zinciri. Sosyal medyanın olmadığı hatta tek iletişim araçları olan radyonun Sovyetler tarafından kontrol edildiği o dönemde, bu üç ülkedeki bağımsızlık destekçileri, başkentlerden en kırsal alanlara kadar insanları bu yolu oluşturması için götürdüler.

Ve o gün üç ülke, tek bir zincir oldu. Bu öyle büyük bir zincirdi ki onun kadar büyük insan zincirini, bu dünya çok az gördü. Tam 675 kilometre ve 2 milyona aşkın insan barındırıyordu bu zincir. Hepsinin tek bir amacı vardı: dünyanın ve uluslararası gazetelerin ilgisini, gündeme çok az çıkan bu Baltık ülkelerine çekmek ve Birleşmiş Milletler ile temasa geçmek. Bu konuda da yeterince başarılı oldular. Normalde manşetlere çıkmayan bu ülkeleri ve ne yaşadıklarını konuşuyordu dünya artık.

Geri kalanına geçmeden önce, 23 Ağustos tarihinin seçilme nedeninden bahsetmek istiyorum. O tarihten tam 50 yıl önce Sovyetler Birliği ve Nazi Almanya’sı Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı ile gizli bir şekilde Baltık ülkeleri ve çevresindeki ülkeleri, kendi aralarında bölüşmüşlerdi. Litvanya, Almanya’nın; Estonya, Rusya’nın olmak ve Letonya da iki ülke arasında bölüşülmek üzere karar verilmişti. Daha sonra Sovyetler Birliği ile Almanya birbiri ile savaşa girince Sovyetler Birliği üç ülkeyi de işgal etti. İşte vurgulanmak istenen tam da buydu. Artık gizli antlaşmalar değil, kendi bağımsızlıklarını istiyorlardı. 

İlk kez Şubat 1990’da üç ülkede özgür seçimler yapıldı ve hepsinde özgürlük yanlısı, Sovyet karşıtı sonuçlar çıktı. Baltık yolundan tam 7 ay sonra ilk kez Litvanya, bağımsızlığını ilan etti ve bir sene sonra Letonya ve Estonya da bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Bu şekilde vuku bulan Şarkı devrimini çok güzel yapan taraflarından biri de devrim olurken, bir insanın dahi burnu kanamadan gerçekleşmiş olması. Bu durum daha sonra Baltık yolu, Katalan yolu gibi öbür bağımsızlık isteyen milletlere de örnek oldu. İşte bu yazı yayınlandığında yakınlaşmış olan “Baltık yolunun 31. Yıl dönümünde” bu efsaneyi, bir kez daha hatırlatmak istedim.

Yorumlar (0)