07.05.2021, 06:03

Dinamit sesi değil kuş sesi

“İnsanoğlunun en büyük zaafı dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanması. Hatta bütün yiyecekleri, hayvanları ve doğayı kendine sunulmuş bir nimet sanıyor. Evren dediğimiz bütün içerisinde, kendini diğer canlılardan ayrı tutuyor. Çevreyi istediği gibi kullanıyor. Yıkıyor, yok ediyor. Halbuki insanoğlu bu evrende zincirin sadece küçük bir parçası. Bunu redderek aslında kendisine bir hapishane yaratıyor. İnsanın bu yanılgıdan kurtulması en büyük özgürlük. Tabi bu da tam olarak mümkün olmayabilir ama bu çabanın kendisi de bir özgürlük.”
Albert Einstein’in bu cümlelerini birebir yaşıyoruz şu günlerde. Devletler kapitalist şirketleriyle talan etme derdinde doğayı. Bir parça daha zengin olabilmek için. Oysa zenginlik dediğin neydi ki? Kanuni’ye kalmayan dünya, rant şirketlerine mi kalacaktı yani? Kuşkusuz, kalmayacak. Ama gözünü daha çok paraya dikmiş, metalaşmış insan da yerinde durmaya pek niyetli değil. Doğaya bakış, rant ve talan üzerine biçimlenmiş durumda. “Hepimizin annesidir, toprak.” sözü kiminin aklında, kiminin vicdanında. Kiminin ise zerre umrunda değil. Yerinden edilen hayvanları saymıyorum bile, sayamıyorum çok fazlalar çünkü. Devlet kendi eliyle rant koşuyor şirketlerine doğanın varlığını sömürmeleri için. “Nerden vardın bu kanıya?” diye soran olursa da soruyla cevap verebilirim. Dinamit sesini kuş sesine tercih edenlerin ülkesi mi burası? Bence değil. En azından benim için.
Bugün, pandemi koşullarında yaşıyoruz. Her birimiz odaları salonundan daha küçük evlerimize kapandık, bir virüsün sokağımızı, mahallemizi, şehrimizi, ülkemizi, dünyamızı terk etmesini bekliyoruz. Hiç sevmeyen bir sevgilinin bir gün sevecek olma ihtimalini bekler gibi, çaresisiz. Kendi elimizle yarattığımız virüsü ondan korunarak yok etmeye çalışıyoruz. Aslında bir kez daha anladık ki, parasına para katmak isteyen kapitalist şirketleri destekleyen devletlerin, yanlış politikalarının sonucunu yaşıyoruz. Ancak şunu artık kavramalıyız. Yaşanabilir dünya, merkezinde insan olmayan dünyaya bağlıdır. Her ağacın tek başına yaşadığını kendine ait özel bir gölgesi olduğunu kabul etmeliyiz. Doğayı kendi oluşunda bir varlık olarak görmeliyiz. Günü gelince ona sadece sarılmalıyız. Boğmadan, sıkmadan, yakmadan, yıkmadan, kirletmeden...
Geçtiğimiz günlerde bir takım kadınlar tanıdı bu ülke. O kadınlar ki, “doğada sadece mücadele yoktur, karşılıklı yardımlaşma da vardır” diyen Kropotkin’i biliyormuşçasına hareket ediyorlar. Kim bu kadınlar? İkizdere kadınları...
Tarihin en eski zamanlarından bugüne kadar şu köhne Anadolu’da, ataerkilliğe direnen o güzelim kadınlar, şimdiler de hiç kimsenin yapamadığını yapıyorlar ve Cengiz İnşaat tarafından İkizdere’de yapılmak istenen taş ocağına kafa tutuyorlar. İş makinelerinin çalışacağı alandaki ağaçlara çıkarak bekliyorlar. Nöbetteler. Ranta karşı, talana karşı direniyorlar. Taş ocağının yapılmasını değil, suların özgür akmasını istiyorlar. Kuş sesinin yerini dinamit sesinin almamasını istiyorlar. Zaten tüm direnişlerde ön plandalardı. Yine onlar ellerinde pankartlar, bacaklarında şalvarlar, ölesiye savunuyorlar, bu kez doğayı. Bir ağacı fayda aracı yerine varlık olarak kabul eden bu kadınlar, oradalar. İkizdere’deler. Haklı mücadalelerine devam ediyorlar. Kaç kişi duyacak bu sesi? Yoksa “Orada bir köy var uzakta, gitmesek de gelmesek de o köy bizim köyümüzdür.” türküsünü söylemeye devam mı? Böyle uzaktan ve hiçbir şey yapmadan!

1 Mayıs özeti...


Bilenler bilir, 1 mayısın kökeninde işçinin sekiz saatlik mücadelesi vardır. Bu sekiz saatlik mücadele ise ilk kez Robert Owen tarafından 1817 yılında İngiltere’de dile getirilir. Slogan ise şudur: Sekiz saat iş, sekiz saat uyku, sekiz saat canımız ne isterse...
Türkiye’de ise 1 Mayıs 1922’de ilk işçi bayramı kutlanır. İmalatı Harbiye, demiryolu işçileri ve mürettipler ile eş ve çocuklarının da katıldığı bir toplantı yapılır. İzmir Mebusu Yunus Nadi ve Menteşe Mebusu Tevfik Rüştü Aras’ın da katıldığı törenle birlikte akşam da Millet Bahçesi’nde eğlence düzenlenir. 1923 yılı 1 Mayıs günü ise yasal olarak “İşçi Bayramı” ilan edilir.
1 Mayıs 2021...
Mersin’in Mut ilçesinde kokoreççilik yapan 48 yaşındaki Murat Gümüş, “Kaç gündür siftah etmeden dükkan kapatıyorum” paylaşımını yaptıktan sonra intihar etti.
İzmir’in Buca ilçesinde uzun yıllar kahvehane işletmecisi olan 50 yaşındaki Erdal Şenözpak ekonomik sıkıntılar nedeniyle intihar etti.
Antakya’nın Fatih Caddesi’nde 25 yaşındaki Mehmet Gökhan Kaya, 8 katlı apartmanın çatısından atlayarak intihar etti.
Diyarbakır Kayapınar’da yaşayan 22 yaşındaki Şeyhmus Turfan intihar etti.
1 mayıs 2021 özeti budur.
“Millet fakrü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş”ken kimileri bıçakla, kimileri silahla, kimileri iple intihar ederken ve olaylar tüm memleketi sarsmışken nasıl kutlanacaktı ki 1 mayıs işçi ve emekçi bayramı?
Daha da önemlisi, kim verecek bu yaşamların hesabını, “Komşusu intihar edene kadar haberi olmayan Müslüman, intihar ederken videosunu çekip paylaşıyor. Bunun üzerinden de hükümete havlıyor.” diyen Akp meclis üyesi Leyla Keleş mi? Sanmam.

Haftanın Bulmacası?
Kendi ülkenizin bakanı, kendi kurduğu şirketinden çıkan malları görev yaptığı bakanlığa satarsa ülkenize ne yapmış olur?

Yorumlar (1)
Faruk karakoç 2 ay önce
Mehmet bey kaleminize yüreğinize sağlık malasef insan olarak tamda anlattığınız gibiyim sıcak bir yaz günü gölgesinde oturup iki kelam edecek bir ağacın dalında duran bir kuşun sesinde huzura ermeyi özledik. Hatta şuan yazını okumak için bir beton binanın bir beton merdiveninde sırtımıda bir beton duvara yazlayıp duruyorum inanırmısın hemen kalkmam lazım betonnn yanıyorr.