Hep, "hükümet yanlış politikalar izleyerek Türk parasının değerinin düşmesine, dövizin yükselmesine neden oluyor" deniyor; acaba hükümet doların-euronun düşmesini, Türk lirasının değer kazanmasını istiyor mu ki? Bunu hiç     sorgulayan yok?
Ben, hükümetin TL nin değer kazanmasını istediğini sanmıyorum! Bunu daha önce de yazdım. Hükümetin hesabı bence şöyle:
1-Türk lirasının değeri düşünce Türk mallarının fiyatı da düşmüş oluyor ki, bu da ihracatı kamçılıyor" Ne güzel!
2-Döviz yükselince ithalat pahalı hale geliyor ki, bu da iç tüketimde ithal malların yolunu kesiyor... Bu da güzel!
Ama bu arada bir de tabi, sanayimizin bir kısmının  ithal girdi işleyerek elde edilen ürünlerin ihracatı üzerine kurulu olması  gerçeği var, bunu ne yapacağız?.. İthalat -ve ithal girdi de- pahalı hale gelince bu, son ürünün fiyatına da yansımayacak mı?.. Elbette yansıyacak ama bu arada; 
a-ithal girdilerin içerde üretilmesi için teşvikler arttırılarak yapısal değişim yoluna gidilecektir (bu yönde adımlar da atılmıyor değil)…
b-„İthal girdi  pahalı hale gelmiş olsa da  elde     edilen ürün TL nin değer kaybına bağlı olarak gene de dış piyasalarda daha ucuz olma durumunu     koruyacaktır“!..
3-Ama işte tam bu noktada enflasyonun da artmaması için üretimin artması gerekiyor!.. 
Peki üretim nasıl artacaktır? Yatırımla!..Yatırım için ne lazım? Para!.. Para nerede? Bankada!.. O halde yatırımcı bankadan düşük faizle ucuz kredi alabilmeli ki bunu içerde yatırıma yöneltsin,         üretim artsın...
4-Peki banka yatırımcıya vereceği krediyi -parayı- nereden bulacak, yani hangi parayı yatırımcıya „ucuz kredi“ olarak verecek?.. Tasarruf sahibi parasını bankaya yatıracak ki, banka da bunu yatırımcıya kredi olarak versin, öyle değil mi? Ama mevduat faizi çok düşük olduğu için kimse götürüpte parasını TL ye yatırmayınca, paranın yönü dövize, ya da gayrımenkule dönünce  banka hangi parayı -hem de  „düşük faizle“- yatırımcıya verecektir?.. (Ya da tabi banka parayı Merkez Bankasından alacaktır ki, bu da bir noktadan sonra MB’ nın matbaada para basması anlamına gelirdi!)
5-Ama bir nokta daha var: TL nin değeri düşünce, euro-dolar yükselince ne olur başka? Cevap:  İlk anda hemen küresel sermaye yönünü Türkiye'ye doğru çevirir! Çünkü bu durumda Türkiye'ye girecek her euro-dolar daha da değerli hale gelmiş olacaktır!
6-Ama bu arada MB’nın  faizleri düşürdüğünü de hesaba katarsak (hem TL faizlerini, hem de dövize olan faizi) nereye gidecektir ülkeye giren bu para?.. Faize gitmeyeceğine göre direkt olarak  yatırıma yönelecektir!.. Bu da güzel! (içerde  elinde TL si olan ise enflasyona karşı güvence olarak önce hemen döviz almaya koşar... ama kısa bir süre sonra bu dövizi yükselteceği için artık TL ile döviz almak da  cazip hale gelmez)
8-Peki sadece bu kadar mı, yani TL'nin değeri düşüyor, dolar-euro değer kazanıyor diye küresel sermaye hemen Türkiye'ye doğru dümen kırmaya mı  başlar?.. Ve de elinde TL'si olan yatırımcı gayrı menkul almanın ötesinde  hemen borsaya girip hisse senedi falan almaya  mı başlar?
Eğer olay bu kadar basitse -ki “faiz neden, enflasyon sonuçtur” anlayışı buraya varır- mesele yoktur, yapılan işler doğrudur, atılan adımlar yerindedir!.. Bu durumda geriye  söylenecek bir tek şey kalıyor ki, o da daha çok kutuplaşmaya, daha çok kavgaya ihtiyacımız var demektir!.. Daha çok kavga edelim ki, döviz yükselsin!.. “Gelişmenin, ilerlemenin yolu  içerde ve dışarda daha çok kavga etmekten geçiyor der -dünya ekonomik literatürüne de katkıda bulunarak- çıkarız işin içinden!.. 
İşte bence işin en önemli noktası burasıdır... 
Diyelim ki siz küresel bir sermaye grubunu temsil ediyorsunuz ve milyarları yönetiyorsunuz!.. Sadece döviz yükseliyor, Türk lirasının ve mallarının değeri düşüyor diye elinizdeki parayı hemen gözü kapalı Türkiye'ye yönlendirir misiniz?.. Böylesine stratejik bir karar alabilmek için başka ne yapmanız gerekir, başka ne  ararsınız?.. 
Tek kelimeyle güvence ararsınız! Öyle değil mi? Peki güvence ne demektir, nasıl sağlanır? Güvence demek, kuvvetler ayrılığını esas alan bir anayasa  demektir… Anayasal güvence altında olan bağımsız, özgür bir yargı sistemi  demektir... Ben parayı getiriyorum ama, yarın bir problem olursa hakkımı nasıl arayacağım sorusuna verilecek cevabın daha  işin başında açıkça ortada olması demektir... Bir sabah kalkınca yatırımlarınıza devletin el koymayacağının-koyamayacağının güvence altında olması demektir... İstediğiniz zaman paranızı yurt dışına çıkarabilme güvencesinin bulunması demektir...
9-Bir nokta daha; denilebilir ki, “kardeşim görüyorsun işte, müsade etmiyorlar ki!.. Ülke adeta kuşatma altında… bu durumda daha başka ne yapılabilir? Önce şu “beka” sorununu bir halledelim gerisi elbette sonra gelecektir“!..
İşte mesele!.. Ben size söyleyeyim, iş bu noktaya gelince olay bitiyor! Ne önce o “beka sorunu hallolur, ne de küresel sermaye ülkeye gelerek yatırımlar hızlanır!.. Bütün mesele, demokratikleşmeyle savunma sorununu bir arada yürütebilmeyle ilgilidir… Önce “beka” sonra demokratikleşme diye bir ikilemin içine girdiğiniz an bu problemi çözemezsiniz. Çözemezsiniz çünkü 21. Yüzyıl kulvarlarında yürüyerek yol alabilmenin yolu  ideolojik saplantılar içine girmeden küresel dinamiklerle dayanışma içinde demokratikleşerek yol alabilmekten geçiyor... Ne zaman ki “beka” sorunumuzun çözümünün de demokratikleşmeden geçtiğini anlarız o zaman her şey başka olacaktır…  
SONUÇ MU: EVET FAİZ DÜŞSÜN, AMA BU, AYNI ZAMANDA BİR DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİYLE BİRLİKTE OLURSA ANLAM KAZANABİLİR. YOKSA, KİMSE ENAYİ DEĞİLDİR. SİZ 21. YÜZYILDA HALA 20.YÜZYIL MANTIĞIYLA YOL ALMAYA KALKARSANIZ SADECE FAİZLLERLE FALAN OYNAYARAK BİR YERE VARAMAZSINIZ...

DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.