17.05.2021, 06:04

Dunning-Kruger etkisi

Sizinle aynı veya daha üst seviyede kimseler için onların bulundukları konumu hak etmedikleri fakat yine de oraya nasıl gelebildiğini düşündünüz mü hiç? Sığ bir kimsenin ülkenin önemli denilebilecek bir alanında söz sahibi oluşuna şaşırdınız mı? Peki, bilgisizliğine rağmen büyük bir işte söz sahibi olmuş kimselere rastladınız mı? Kimi yöneticilerin beceriksizliklerine karşın yıllardır nasıl aynı makamda kalabildiğine anlam veremediğiniz, aklınızın eremediği zamanlar oldu mu?
 

Eğer bu sorulardan bir tanesine evet yanıtını verdiyseniz, halk arasında “Cahil Cesareti” diye bilinen Dunning Kruger Sendromu’yla henüz tanışmamışsınız demektir. Sizinle önce, bir diğer adıyla Dunning Kruger Etkisi’nin tohumlarını eken ilginç bir olayı paylaşayım.


* * *

Cahil cüretkâr olur,

kendini âlim sanır

1995 yılında 44 yaşındaki McArthur Wheeler isimli bir kişi, limon suyunun kimyası ile ilgili derin ve gizemli bilgilere sahip olduğuna inanıyordu. Bu suyla yazılanan yazıların görünmediğini, gizli yazışmalar için pek ala kullanılabileceğini düşünüyor hatta iddiasını daha da ileri taşıyarak, bir kimse yüzünü limon suyuna buladığında kameralar onu görse dahi teşhis edemeyeceğini dile getiriyordu. Bunu evinde deneyip denemediğini bilmiyoruz. Ancak iki banka soygununda bizzat kendisinin denediğini biliyoruz. Soygun planı pek ala işledi ve bankadan çaldıklarıyla kaçmayı başardı. Fakat asıl deney burada başlıyordu. Acaba maske takmadığı, limon suyuna buladığı yüzü kameralar tarafından kayıt altına alınabilmiş miydi?
Bunun yanıtını da aynı gün polisler tarafından yakalandığında almıştı.

 

Bu temeli olmayan, akıl sağlığından uzak girişimin sebebi Wheeler'ın cahilliğiydi. Kimya ve genel kültür alanındaki zayıflığını, öz güveniyle bir araya getirmesi, onun gerçekleri görmesinin önünde kalın perdeler çekti. Bilinçsizlik, öz güven ve iddia üçlüsünden meydana getirdiği kaderi ise ona demir parmaklıklar ardında bir dünya var etti. Çünkü Wheller, neyi bilmediğini dahi bilemeyecek kadar cahildi.


* * *

Bu olayın üzerine Cornell Üniversitesi’nden iki psikolog David Dunning ve Justin Kruger bir araştırmaya soyunarak, üniversiteden başarı grafikleri farklı kırk beş öğrenciye çeşitli sorulardan oluşan bir test yaptılar. Ardından, öğrencilere sonuçların nasıl olduğuna dair tahminlerini sordular. Testin sonucunda, başarı seviyesi en düşük öğrenciler, (yani sadece %10 ve daha az doğru yanıt verenler) testin %60′ına doğru yanıt verdiklerini, ayrıca iyi günlerinde olsalar %70′e ulaşabileceklerine inandıklarını söylediler. En başarılıların ise (yani en az %90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu, soruların yüzde 70′ine doğru yanıt verdiklerini düşündükleri görüldü.
 

Psikologların yaptığı bu deney, bilgili kişilerin alçak gönüllülük gösterdiğini, az bilgiye sahip olan kişilerin ise cahil cesareti gösterdiğini kanıtladı. Konuyla ilgili yazdıkları makalede Kruger ve Dunning şunları ifade ettiler: 

Cahil/beceriksiz/yeteneksiz kimselerin ölçüsüzlükleri kendileriyle ilgili algılarındaki hatalardan; yüksek bilgi düzeyine sahip, becerikli, yeteneklilerin ölçüsüzlüğü ise diğer insanlarla ilgili algılarındaki hatalardan kaynaklanmaktadır.” 


dunning kruger

Grafikte de gösterildiği üzere, düşeyde görülen kendine güven, deneyim sıfır civarında iken %100’lerde, deneyim arttıkça aksine düşüyor. Öyle ki kişinin uzmanken dahi kendine duyduğu güven, cahilliğindeki kadar değil.
Darwin, cehaletten doğan cesareti 19. yüzyılda fark ederek şöyle dile getirmiştir:
“Cahillik, daha sıklıkla bilgiyi değil, güveni doğurur; ısrarla şu veya bu problemin bilimle çözülemeyeceğini iddia edenler, çok bilenler değil, az bilenlerdir.”


Peki, psikologlar ne gibi sonuçlara ulaşmışlar?

- Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

- Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedirler.

- Niteliksiz insanlar, gerçekten vasıflı insanların yaşamdaki duruşlarını görüp, anlamaktan acizdirler.

- Cahil kimseler, eğitimle daha kültürlü, daha sağlıklı bir düşünce yapısına ve anlayışa sahip olur, muhakeme yetisi geliştirilirse, niteliksizliğinin de farkına varmaya başlarlar.


 

Boş başak dik,
dolu başak ise eğik durur
.”


Peki, hepimizin çevresinde bolca bulunan bu kişileri nasıl tanıyabiliriz? İşte size birkaç ipucu;

???? BEN BİLİRİMCİLER

Bu kişilerin en önemli özelliklerinin başında her şeyi en iyi kendilerinin bildiklerini iddia etmeleri gelir. Bilim insanları bilmez kendileri bilir. Öğretmen, uzman, mühendis bilmez kendileri bilir. Sözümona bilgi onların her zaman kucaklarına gelir. Tüm gün üretim namına bir şey yapmazlar ancak bir reklam filminden, asılsız bir haber üzerinden duyduklarını bilgi zannederler. Zaten onların en büyük yanılgısı da buradan gelmektedir. Sanılarına bilgi derler.
Kendi doğrularını üzerinde tartışmayı gerektirmeyecek derecede kesin görürler. Başaklarını inandırmak için aklın ve ahlakın sınırlarını zorlar, her asılsız ve işlevsiz yöntemi denemekten çekinmez, böyle anlarda yüksek sesle konuşurlar. “Biz biliriz”, “En iyi biz yaparız”, “Ben bilirim”, “Senin için en iyisini ben yapabilirim”, “Ben senin üstünüm, benden daha mı iyi bileceksin?”, “Bana yetki verseler ülkenin ekonomisini bile bir ayda düzeltirim” gibi beylik sözlerle boylarından büyük cümleler kurarlar.

Bu kimselerle karşılaştığınızda yanıt vermemenizi tavsiye ederim. Böyle zamanlarda susmak, karşımızdakinin söylediklerini onayladığımız anlamına gelmez.



“Hepimiz cahil doğarız, fakat aptal kalmayı sürdürmek için çalışmak (!) zorundayız.” Benjamin Franklin
 

???? HAYAT OKULU MEZUNLARI

Bilgiyi, eğitimi küçümserler. Bilinçli okuyan, iyi eğitimler alan, önemli okullardan mezun olan, kendini sürekli geliştiren kişileri aşağılama eğilimindedirler. Bunu bilinçli yapmazlar. Bir köpeğin bir kediyi gördüğü an kovalaması gibi kültürlü birini gördüklerinde içlerinde bir saldırma hissi harekete geçer. Ötekileştirmeyi severler.
Her fırsatta kendilerinin “Hayat Üniversitesinden mezun olduklarını” dile getiren bu kimselerden psikolojilerinin bozulmaması için psikologa, sağlıklarının bozulamaması için doktora, düzenlerinin bozulmaması için bir uzmana gitmediklerini zaman zaman duyabiliriz.
Onların nazarında asıl bilgi sokakta, asıl psikoloji aldıkları hayat yaralarında, asıl doğrular yaşanmışlıklarında (!) gizlidir.

Sevgili okur; elbette sokağın, ruhsal yaralanmanın, kişisel yaşanmışlıkların da doğru ve doğruları var. Ancak tek bir deneyimden elde edilen bilgi, dünyanın salt gerçeği değildir. Üstelik bilgi her an değişmektedir, böyle kimseler ise aynı kalmayı ısrarla sürdürmektedir.
Hayat üniversitesinden bir tek ölüler mezun olur. Doğan Cüceloğlu’nun söylemiyle “Var olmak demek, değişmek demektir.”


???? “SINIRSIZ YETKİ - SIFIR SORUMLULUK”

Çift kişilikli yaşarlar. Dışarıdan bakıldığında üstlerine gösterdikleri sevgi, saygı ve davranışta kusursuzdurlar, ancak astlarına yaptıkları zulümde de bir an olsun geri durmazlar. Üstlerine karşı kusursuz ve rakipsiz oldukları bir başka davranışları ise yalakalıktır. Onlar için amaca hizmet eden her türlü davranış ve yöntem mubahtır. Astları söz konusu olduğunda ise değil tek bir güzel söz söylemek; fırça çekmekte, hakarete varan sözler sarf etmekte sınır tanımazlar. Bu alanda her zaman ezicidirler. Bir konuya ihtiyaç duymaksızın haklı bir edayla dolaşırlar. Astları arasında kendisinden daha bilgili ve tecrübeli birileri varsa vay onun haline! İstifa ettirene kadar üzerine oynamaktan, aşağılamaktan ve beceriksizmiş gibi göstermekten geri durmaz; beyinlerini yirmi dört saat açık bir radar gibi böyle kimselerin hatalarını bulmak için çalıştırırlar.

Onlara bir yetki verildiğinde, bilinçleri bu imkânı ‘sınırsız yetki ve sıfır sorumluluk’ olarak kaydetmektedir. Bir işteki başarı her zaman kendileri sayesinde (!) gerçekleşmiştir. Onlar olmasaydı eğer değil başarı elde etmek, bu firmanın çoktan batması gerekmektedir. O yapıyı ayakta tutan kendilerinden (!) başkası değildir. Bir hata, bir başarısızlık yaşandığında ise nedeni başkalarıdır. Eğer kendilerini dinlemiş olsalardı bu olumsuz durum hiçbir zaman (!) yaşanmayacaktır.

Asla bir aptalla tartışmayın, sizi kendi seviyesine çeker ve sonra tecrübesiyle sizi yener.” Mark Twain

???? EĞRİ OLAN DÜNYADIR, KENDİLERİ DEĞİL

Sabah söylediklerini akşam inkâr edebilirler. Bu hususta manevra kabiliyetleri yüksektir. Nereye çarpacakları ise umurlarında değildir. Söylediği yalanı ortaya çıkaranları iftira atmakla suçlar, çevresindekileri de buna inandırmak için o kişiyi başka alanlardaki eksikleri, zaafları ve hatta sırları ile vurmak için çalışırlar. Doğru, sadece kendilerinin söyledikleridir; diğerlerinin söyledikleri ise çarpıtmaktan, zarar vermekten, işleri yokuşa sürmekten başka bir şey için değildir. Kendilerine güvenleri öylesine güçlüdür ki onları dinleyen birçok kimse ‘ben mi yanlış hatırlıyorum’ diyerek şüpheye dahi düşebilir. Ancak bu durum aynı ortamda bir, en fazla iki sefer yaşanabilir. Çünkü böylesi eğri bir kişiliğin yaşamda doğru bir yeri yoktur.

 

???? TEFLON BEYİNLİDİRLER

Beyinlerini teflon maddesi ile kaplamışlardır. Başarısızlıklarını hiçbir biçimde kabullenmez, açığa çıkma ihtimallerine karşın gizler, ispatlansa dahi bunun bir iftira olduğunu iddia ederler.
Her zaman vitrinlere oynar, vitrinlere boy gösterir fakat işin mutfağını kimseye göstermezler. Batan bir geminin kaptanı olsalar, batmanın sudan kaynaklandığını büyük bir inançla dünyaya ilan edebilirler.


 

Dünyanın sorunu,
akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların
küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.”

Bertrand Russel

* * *
 

Özetle…
İşlerinde iyi olduğuna yürekten inanan yetersiz kişiler, kendilerini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan rahatsızlık duymamaktadırlar.
Eksileri kariyer açısından artıya dönüşür. Genellikle üstlerine saygılı ve yakın davrandıkları için tercih edilirler. Doğrularını savundukları ve kabul ettirme konusunda tecrübeli oldukları için de kolay yükselirler. Bu sebeple yönetim katlarında Dunning Kruger Sendromu olan birçok kişiyi görebiliriz.

Gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında gereğinden fazla alçakgönüllü davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler. Tabii beklerken kırılır, kendilerini biraz daha geri çekerler. Muhtemelen üstleri tarafından da 'hırs eksikliği' ile nitelendirilirler. Bu tutumları ise onları Dunning Kruger Sendromu olan kişilerin astı olarak çalışmak zorunda bırakmaktadır.

Fazla tevazunun sonu vasat adamdan nasihat dinlemektir.” diyor İbn-i Haldun. Siz siz olun, gereğinden fazla mütevazı olmayın! Meydanı beceriksizlere, yalancılara, iş bilmezlere bırakmayın.

ZİYA ŞAKİR YILMAZ

Yorumlar (22)
Nurgül Aktaş Karakaya 1 ay önce
Teşekkürler Ziya bey . Nerede tevazu göstermeliyiz ve göstermemeliyiz. Bu konu ile alakalı da bir yazı istiyoruz. Kolay geldin. Mutlu haftalar
Alev Ütsükarci 1 ay önce
Dunning kruger etkisi her yerde…
Sadece çalıştığımız işimizde değil kurulan hükümetlerde, alışveriş yaptığımız işyerlerinde, …
Mesela kendimize şunu sorsak; “bilgili kişilerden mi alıyoruz yoksa kendine, ürününe en çok güvenen iş yerinden mi?”
Kendi hayatımdan bir örnek vermek istiyorum müsadenizle…
Çalıştığım kurumlarda, öğretmenlik hayatımda muhteşem başarılara imza attığımı görünce, benim gibi öğrencilerin yüreklerine dokunarak çalışan başarılı meslektaşlarımla bir yer açmıştık. Sınavlarda Türkiye birincileri dahil muhteşem dereceler çıkarıyor, izmirdeki okullarda okul birincileri çıkarıyorduk. Ama nedense istediğimiz sayıda öğrencimiz olmuyordu. Oysa çevremizde kadrosu bizim kadar güçlü olmayan, doğru dürüst başarı elde edememiş kurumların bizden kat kat fazla öğrencisi olduğunu görüyorduk. Bu kadar üstün başarılara rağmen bu kadar az öğrencimiz nasıl olur şaşırıyorduk. Sonra eksiğimizi fark ettik. Biz hep, bize gelen velilerin başarılarımızı duyup gelmesini bekliyorduk. Fark edilmeliydik. Fark edilmememiz imkansız olmalıydı. Matematik olimpiyatlarında bile altın madalyalar kazandırıyorduk. Kazanan öğrencilerimiz reklamımız olmalıydı diye düşünüyorduk… Gelenlere başarılarımızdan söz etmek bizce ayıptı. Oysa ticaret hayatı böyle değilmiş :))) Fark edilmek değil fark ettirmek gerekiyormuş. Mütevazılık ticarette de çoğu başarılı işletmenin, kurumun iflasına neden oluyor. Oysa reklam, müşteriye (hiç bir başarısı olmasa bile) özgüven ile yapılan bir konuşma esasmış… “hallederiz çocuklarınız bize emanet” sözü birçok başarıdan çok daha üstünmüş, arkası boş olsa bile…

Ziya bey kaleminize sağlık.
Öyle güzel anlatmışsınız ki…
Mütevazi başarılı kişilerin farkındalıklarının artıp kendilerini daha çok gösterebilmeleri dileği ile…
Özlem Akgün 1 ay önce
Teşekkürler faydalı bir yazı
Zühre Akçay Çınar 1 ay önce
Teşekkürler hocam.kaleminize saglik
Şenay karlioglu 1 ay önce
Çalışma hayatım filim şeridi gibi önümden gecti.kirginliklarim ,anlamlandiramadiklarim ,meğer altında yatan sebeb buymuş,ancak onlara fırsat veren yöneticilerin sendromunu da çözmek lazım.keza ilim irfan yönünden dolu insanlar herkesle seviyelerini belli bir ölçüde koruyarak giderler.tabiki izzetini ayaklar altına aldırmamak gerek.ancak meydanı onlara bırakmanın yolu nerden geçiyor ...
Ömer Ören 1 ay önce
Çok teşekkürler Ziya hocam.
Ömer 1 ay önce
Çok teşekkürler Ziya hocam ufkumuzu açtığınız için size minnetarım..
Mehmet Çalışkan 1 ay önce
Özellikle ülkemizde bol miktarda olan bir durum. Ellerin ayak ayakların el olduğu yerde yakınmak bir şey ifade etmez.
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın