Selefi ideoloji Koronavirüs’ü dünyaya nasıl yaydı?

Tarih 2020’yi gösterirken tüm insanlık ortak bir düşmana kilitlendi: Çin’in Wuhan kentinde, yarasa ve egzotik memeli canlıların yenmesi sonucu ortaya çıkan Corona Virüsü. 2019 senesinin sonlarında Çin’de ortaya çıkan ve anlaşıldığı üzere dünyanın vahametini Çin devletinin “panik yönetim politikası” sebebiyle çok geç öğrendiği ve pandemiye dönüşen vaka süper güçleri de dize getirmiş, dünya gündemini tamamen alt üst etmiş gibi görünüyor.

Dünya 24.05.2020, 07:14 24.05.2020, 07:17 Burak ZİHNİ
Selefi ideoloji Koronavirüs’ü dünyaya nasıl yaydı?

İnsanlığı hazırlıksız yakalayan virüs, devletlerin planlarını ve önceliklerini de ciddi biçimde değiştirmiş boyutta bir krize evrildi. Ekonomi ve para diye bildiğimiz kavramlar tarihi bir değişim yaşarken, virüsün vurduğu süper güçler Orta Doğu başta olmak üzere farklı coğrafyalardaki ham madde üzerine kurulu planlarını ve jeostratejik üstünlük odaklı askeri stratejileri ve harcamalarını da gözden geçirecek gibi duruyor.

Suriye, Irak, Yemen, Libya gibi Corona Virüs salgının etkileri savaş alanına dönmüş Yemen, Libya, Suriye, Irak gibi yerlerde henüz bilinmiyor ancak bu ülkelerde sahadaki söz sahibi aktörlerin yaptığı “terörle mücadele” yatırımı ve askeri operasyon yoğunluğunu şimdiden azalmış durumda. Buradaki önemli aktörlerden Fransa, 25 Martta ülkedeki salgın sebebiyle Suriye’de IŞİD’e karşı mücadele koalisyonundan -şimdilik- çekildiğini duyurdu. Diğer bazı NATO ülkelerinin de benzer sebeplerle Suriye’den çekilmesi ilerleyen dönemde sürpriz olmayacaktır.

Virüs, devletleri olduğu kadar “devlet olmayan organizasyonları” da etkiliyor. Mesela PKK içindeki panik, virüse yakalandığından şüphelenilen örgüt mensuplarının örgüt tarafından ölümcül bir karantinaya alınması ve buna bağlı teslim olan örgüt mensuplarıyla ilgili artan haberler, YPG’nin Suriye Haseke’de kontrolü altında olan hapishanelerde isyanı bastıramamaları, Menbiç gibi yerlerde örgütten kopuşlara dair haberler bunlara örnek olabilir. Yine Suriye’deki Selefi cihatçı grupların kendi aralarındaki “erzak sebepli” çatışma haberleri, örgüt içerisinde bulunan grupların saf değiştirmesi, Suriye ordusuna teslim olan Corona Virüs bulaşmış Selefi örgüt üyeleri de, virüsün örgütlerdeki etkilerini anlamak açısından örnek teşkil edecek diğer bazı haberler.

Bu örgütler içerisinde şimdilik bastırılmış gibi görünse de en ciddi tehdit olanı şüphesiz IŞİD. Ancak virüs, IŞİD için böyle bir kaosa sebep olmuş gibi görünmüyor. Irak’ta Aralık ayından bu yana uzun süre sonra ortaya çıkan ve Kürt Molla Barzani kontrolündeki Türkmen kentleri Süleymaniye ve Tuzhurmatu’da Peşmerge ve Irak ordusuna kayıplar verdirmeye başlayan örgütün bu yaz yeniden ortaya çıkma olasılığı yetkilileri endişelendiriyor. ABD ve İran arasında 2020’nin hemen başında Kasım Süleymani suikastı ile ortaya çıkan boşluğu fırsat bilen IŞİD, pandemi ile iyice yorulan ve Irak’ta etkinliğini azaltan süper güçlerin yokluğunda hücrelerini yavaş yavaş yeniden uyandırıyor. Mozambik, Afganistan, Nijerya’da da son 6 ayda birçok saldırıyı üstlenen örgütün adını bu yaz tekrar sıklıkla duyacağız gibi görünüyor maalesef.

Bu raporda IŞİD’in son dönemki canlanmasını değil, pandemiye bakışını, küresel salgından nasıl istifade etmeye çalıştığını ve IŞİD’in de dâhil olduğu küresel Selefi cemaatler ağındaki gelişmeleri ele alacağız.

Uzun süre sessiz kaldıktan sonra 2019 Aralık ayından itibaren IŞİD, dünyada tekrar terör saçmaya başladı. 30 Martta Mozambik’in Mocimboa de Praia kentinde Exxon Mobil ve Total şirketlerinin 60 milyar dolarlık doğalgaz yatırımı yaptıkları alanları işgal eden örgüt, kendi yayın organlarından Amaq’ta Mozambik Ordusuna ait kışlalara saldırdığını, çok sayıda asker ve polisi öldürdüğünü duyurdu. Mozambik hükümeti haberi doğrulamasa da, örgütün paylaştığı görseller bu iddialarını doğrular nitelikte. IŞİD son 6 ay içinde Mozambik, İngiltere, Fransa, Somali, Nijerya, Burkina Faso, Maldivler, Afganistan ve Irak’ta yeniden saldırılar düzenlemeye başladı.

Küresel salgın IŞİD için bir fırsat ve buna hazırlıksız olduklarını söylemek saflık olur

Araştırmacı yazar ve eski Başbakanlık müşaviri Yasin Aslan, geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili bir tweet attı. Tweette Pakistan “Tehreek Labbaik Islam” adlı marjinal bir politik örgütün kurucusu Dr. Muhammed Ashraf Asif Jalali, 16 Mart tarihli bir videosunda üyelerine şöyle sesleniyor; “Pakistan Sünni konferansını 21 Mart tarihinde Lahor’da düzenlemeliyiz! Allah’ın takdiri olmadıkça hiç kimse hastalanmayacak! Eğer bir kişi dahi Corona Virüse yakalanırsa, Pakistan hükümeti beni asabilir!” (Dr. Asif Jalali’nin açıklamaları için tıklayınız)

Hindistan merkezli Deobandi İslami Hareketinin bir uzantısı olan Tebliğ Cemaati, senelik toplantı için 11-15 Mart tarihlerini belirlemişti. Lahor kentini toplanma yeri olarak belirleyen cemaatin çağrısıyla çok sayıda cemaat mensubu Şubat ayı sonunda ilk vakanın görüldüğü Pakistan’ın Pencap eyaletinin en büyüğü ve ülkenin en kalabalık ikinci kenti olan Lahor’a geldi. Gelenlerle birlikte potansiyel olarak 250.000 kişiden bahsediyorum! Her ne kadar ayın 13’ünde etkinliğe son verilse de olan olmuş, o kalabalık her şeye rağmen toplanmıştı! Pakistan’da önce muhalefet ardından da tüm toplum sosyal medyada ve senatoda böyle bir zamanda bu toplantının bir toplumsal intihar olduğunu söyleyip tepki verince Pakistan hükümeti 21 Martta düzenlenmesi planlanan diğer toplantıyı iptal etti. Fakat 11-13 Mart arasındaki toplantıda olan olmuş, virüs yüz binlerce kişiyi zaten enfekte etmişti.

Ijtimah (içtima) adı verilen geleneksel etkinlik için Lahore’de toplanan Tebliğ Cemaati toplantısı sonrası evlerine dönen “hacılar” AFP kameralarına böyle takıldılar.

Toplantı vakaları bunla da bitmedi. Malezya Sağlık Bakanlığı 17 Martta yaptığı açıklamada 34 yaşındaki bir Malezya vatandaşının Corona Virüs sebebiyle yaşamını yitirdiğini duyurdu. Bu bir kişinin yaşamını yitirdiği vakayı tehlikeli yapan şey ise, yaşamını yitiren kişinin Deobandi İslami Hareketi bağlantılı Tebliğ Cemaati üyesi olması ve bu şahsın, sağlık bakanlığı vakayı açıklamadan bir gün önce etkinliklerine ara verdiğini duyuran cemaatin mensubu olmasıydı.

Tebliğ Cemaati adlı yapı dünyadaki önü alınamayan salgına rağmen ölüm vakası yaşanmadan birkaç gün önce dört gün süren bir toplantı düzenledi. 27 Şubat – 1 Mart tarihleri arasında Sri Petaling camiinde yapılan kalabalık toplantı sonrası ülkede açıklanan vaka sayısı 673 kişiye çıkmış, yine Malezya sağlık bakanlığının açıklamasına göre bu vakaların 4/3’ü bu toplantıdan sonra hastaneye gidenlerden oluşuyordu! Cemaat Kuala Lumpur’da bir araya geldi, geleneksel olarak hindistancevizinden yapılma kaplarda sağ elleriyle pilav yedi, kurulan çadırlarda yan yana yattılar ve ortak musluklarda abdest aldılar…

Peki, bu toplantıya kaç kişi katılmıştı? Sıkı durun; Kanada, Filipinler, Maldivler, Sri Lanka, Brunei, Singapur, Kamboçya, Tayland, Nijerya, Mısır, Filistin, Ürdün, Tunus, Hindistan, Avustralya, Çin ve Güney Kore’den de gelen tam 16.000 kişi!

New York Times’tan Hannah Beech’in raporu için ulaştığı Kamboçyalı, ikinci el telefon satan ziyaretçilerden bir tanesi şöyle söylüyordu toplantı için; “Biz Allah’a olan imanımız ve ibadet kavramımız üzerine konuştuk, Corona Virüs üzerine değil!”

Biliyorum, anlamadınız. Tercüme hatası değil; zihniyet hatası. Kamboçyalı El Matly isimli adam ve iki eşi Corona Virüse yakalandılar yine New York Times’ın edindiği bilgiye göre! Kamboçya’dan toplantıya katılan 22 kişinin ve ailelerinin tamamı da yine enfekte olmuş durumdalar! Yine Filipinler’de en az 213 kişi ve yüzlerce diğer vaka da, bu toplantıya katılanlarla bağlantılı! Güneydoğu Asya’da meydana gelen en büyük yayılma tam da bu toplantıdan sonra gözlemlendi. Yine Brunei’deki vakalardan 73 tanesi ve Tayland’da en az üç ölüm vakası da, bu toplantıya katılanlar ve bunlarla etkileşim içinde olanlarla bağlantılı çıktı. AFP’de 23 Martta yayınlanan diğer bir haberde ise, Filistin’de tespit edilen Corona Virüs vakalarının tamamı, Lahor kentindeki “Ijtimah” toplantısına katılanlarda tespit edilmiş. Yani virüs, Filistin ve çevresine yine bu toplantılarla ulaşmış. Kısacası, Tebliğ Cemaatinin “önlenemeyen dini toplantıları” ölüm saçtı ve tespit edilebilen vakalar henüz başlangıç!

Hemen telefona sarılıp Ege Üniversitesinde şu an pandemi ile mücadele komisyonunda da yer alan tıp doktoru bir arkadaşımı aradım ve vakayı anlattım. Söyledikleri bir hayli çarpıcıydı; “Bu bir ihmalkârlık değil. Yetkili makamların da dâhil olduğu kitlesel imha girişimi diyebiliriz. 16 bin kişilik bir toplantı diyorsun, çadırlarda kaldı, yan yana yemek yedi ve aynı musluklarda abdest aldı; her 4 bin kişiye bir enfekte birey düşmesi o kalabalığın tamamı ve çok iyimser bir tahminle 30 bin kadar yeni vaka sadece bu toplantı ortaya çıkmış olabilir diyebiliriz. Havaalanına giderken temas ettiği taksici, havaalanı personeli, kullandıkları tuvaleti kullananlar ve bunların ailelerini katıp durumu karışık hale getirmeden basit bir tahminle bu rakamı verebilirim! Toplantıyı her kim böyle bir zamanda düzenlediyse Savaş Suçları Mahkemesinde yargılanmaması için ortada hiçbir sebep yok!”

İşte Malezya’da ülkeyi birbirine katan ve büyük tartışmalara sebep olan o toplantıdan bir kare. Virüs salgını had safhada iken bir araya gelen Tebliğ Cemaati mensupları toplu dua ediyorlar. Maalesef dualar bu sefer iyiliğe değil; salgının katlanarak artmasına yol açtı.

Asya’da neredeyse bir asırlık mazisi olan, Pew Araştırma Merkezine göre dünyanın en yaygın dini cemaatlerinden olan Tebliğ Cemaatinin farklı ülkelerdeki toplantıları Malezya ve Pakistan ile bitmiyor. Çok uzak değil; 31 Mart tarihinden; Hindistan Delhi’de Nizamuddin Markaz Camiinde binlerce kişilik bir namaz toplantısı organize ettiler.

Müslüman nüfusun yoğun olduğu yerlerden biri. Nizamuddin Merkez Camii’ndeki toplantı sonrası polis ve tıbbi yetkililer toplantıya katılanların yoğun yaşadığı bölgelere girmeye çalışıyor ancak cemaat mensupları taşlar ve sopalarla karşılık veriyor. Elbette bu kalabalığı organize eden birileri var; küresel Selefi ağın uzantısı ‘kanaat önderleri’.

Pandemi Selefi Cihatçılar tarafından

bir silah olarak kullanılabilir mi?

Cemaatin toplantıları için doktor arkadaşımın söylediği söze takıldım; “Bu bir kitlesel imha girişimi” ve bu silahı bilerek ya da bilmeden taşıyan “intihar komandoları”… Hatırlayacaksınız; El Kaide’nin intihar komandolarını kullanmasındaki başlıca sebeplerden biri; “inanmış bir insandan daha etkili bir silah yoktur!”

Bu grupların IŞİD ile doğrudan bağlantısını ortaya koymak için Google’dan çok daha fazla resmî istihbarat kaynağına ihtiyacımız var elbette ancak örgütün öğreti, söylem, beslendiği kaynaklar ve üye toplama metotlarına bakıldığı zaman Selefi izlerini görmemek elde değil. Dolayısı ile “Selefi cihat ağı” diye adlandırabileceğimiz küresel ağda IŞİD ile çok kolay eşleştirilebilecek, mazileri de birbirinden çok kopuk olmayan dini gruplar olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz.

IŞİD’in, yaygın kanının aksine El Kaide’nin devamı olmadığı ve İki Nehir Arasındaki El Kaide (Irak El Kaidesi) o dönemki lideri Musab al Zerkavi’nin topladığı, çok sayıda Selefi örgütün bir araya gelmesiyle kurulmuş “İslam Şura Konseyi” adlı yapıdan ortaya çıktığını düşünürsek, doğru şartlar oluştuğunda bu “cihat ağının” nasıl tek bir örgüte dönüşebileceğini anlamak hiç de zor değil.

Buraya kadar okuduklarınız sizde “klasik cehalet” algısı uyandırsa da mesele pek de cehaletle açıklanacak gibi bir mesele değil.

Mesela yine Pakistan Lahor kentinde son 20 günde birkaç defa kalabalık miting ve dini anma toplantısı yapan Şii cemaat, ısrarla Allah’ın kendilerini virüsten koruyacağını (korumazsa da bunu hak ettikleri için hasta olacaklarını) düşünerek bir araya geliyorlar. İran’da Kum kentinde türbe duvarlarını “Allah virüsten daha büyüktür, bu türbe kutsal, bize bir şey olmayacak ve bu Allah’ın varlığına delil” diyerek yalayan (mecaz anlamda değil, bildiğiniz duvarı yalamak) Şii cemaati yine organize olmayan bir cehalet örneği olarak karşımıza çıkıyor.

Ya da Mozambik’te tüm ikazlara rağmen ısrarla ayin yapmak için toplanan Hıristiyan topluluk da aynı şekilde organize olmayan, kitlesel bir cehalete örnek olarak verilebilir. (Lahor’da 23 Martta toplanan Şii kalabalığın görüntüleri) Fakat Selefi grupların birbirinden birkaç gün arayla, birbirine çok yakın ülkelerde ve uluslararası katılımla organize ettiği çok kalabalık toplantıların altında, başka şeyler olabilir!

IŞİD’in doğuşunu yazdığımız serideki “Vahşetin İdaresi” kitabını hatırlayalım. El Kaide’nin en keskin isimlerinden El Naci’nin yazdığı “Selefi terörün el kitabı” ortaya çıkacak her türlü kaosun “Hilafete giden yolda” kullanılabileceğini söylüyor, önemli olan bu kaos ortamını kendi lehine çevirmek diyordu. Hele ki IŞİD’in kullandığı saldırı ve propaganda metotlarının ne kadar profesyonel olduğunu düşününce ortaya “doğrulanabilir komplo teorileri” çıkıyor.

27 Ocak tarihinde ABD’de yayın yapan Homeland Security Today adlı haber sitesinde Bridget Johnson imzalı, IŞİD’in yayın organlarında virüsle ilgili hareketliliğe ve örgütün meseleye bakışına dair bir rapor yayınlandı.

Johnson’un raporunda, IŞİD bağlantılı Al Naba, Quraysh Media, Al Faqir adlı yayın organlarında örgütün ve örgüt ağına dâhil grupların Corona Virüs salgınına bakışıyla ilgili bazı veriler elde edebiliyoruz. Al Naba ve Quraysh Media’da yer alan makalelerde Corona Virüs salgınının Allah’tan bir lütuf olduğunu söylüyor. Birbiriyle benzeşen bu yazılarda örgüt, virüsü Allah’ın varlığına bir kanıt ve kâfirleri cezalandırma aracı olduğuna dikkat çekiyor ancak bunun yanında mensuplarını “modern korunma metotlarını” kullanmaya teşvik eden bir talimatname de yayınlıyor.

Bunlar arasında en ilginç olanı ise Al Faqir’de karşımıza çıkıyor. Üstelik yeni de değil; 2018 senesinde yayınladığı bir video. Videoda, gözle görülemeyen ve tespit edilemeyecek bir biyo-terör saldırısının nasıl yapılacağına dair örgüt üyelerine bilgiler veriliyor. “Bakteri – virüs taşıyan ezilmiş malzemeyi içme suyuna karıştırarak kendiliğinden yayılmasını sağlayabilirsiniz. Ya da bu malzemeyi açıkta satılan gıdalara dikkatli biçimde sıçratarak hastalığı yayabilirsiniz” diyor videodaki ses. Ancak bu şarbon gibi “bacillus anthracis” gibi çok hızlı öldürme etkisi olan bakterilerle yapılacak bir saldırıyı tanımlasa da, Corona Virüs gibi bağışıklık sistemi sayesinde en fazla yüzde 10 ölüm oranlarına ulaşan virüsleri de “kutlu davada” kullanabileceklerine dair güçlü bir delil. IŞİD için önemli olan, virüsü “toplumsal salgına” çevirmek bu videodan anladığımız kadarıyla. Tanıdık geliyor mu?

Olası bir salgını biyo-terör saldırısına çevirme konusunda örgüt üyelerine cesaret veren diğer bir IŞİD bağlantılı yayın organı Al-Taqwa’da yine 2018 Aralık ayında yayınlanan bir mesajda ise biyolojik tehlike sembolleriyle donanmış yüzü kapalı bir militan fotoğrafı ve şu mesaj yayınlanmış; “İslam Devleti’nin tehlikesini artık öğrendiniz. Ancak tedaviyi bilmiyorsunuz, çünkü tedavi yok!”

Bu video, terör uzmanlarına göre IŞİD’in biyo-terör konusunda bir ajandası olduğuna diğer bir ispat. Zira IŞİD propaganda metodunda “blöf” diye nitelendirebileceğimiz söylemler genelde boş bir tehditten ziyade karmaşık planlarına dair ipuçları içeriyor.

Açıkçası, eldeki bu verilere dayanarak doğrudan “Güneydoğu Asya’da Tebliğ Cemaatinin düzenlediği toplantılar virüsü yaymak için IŞİD’in bir stratejisi” diyemeyiz. Ama yine de “Vahşetin Yönetimi” konusunda çok disiplinli ve tecrübeli olan örgüt üst yönetiminin, söz konusu ülkelerde büyük kalabalıkları kontrol eden Selefi yerel liderler üzerinden organik olmasa da ideolojik bağlantılı olduğu Tebliğ Cemaati gibi örgütlerin mensuplarını pandemiyi yaymak için yönlendiriyor olması kuvvetle muhtemel. Bu tip örgütler cehaletle tetiklenen cesaretten ve cennette “Allah’ın takdiri ve sonsuz huzur” vaadini her zaman kullanmıştır. Demem o ki; küresel Selefi ağın en tepesindeki beyin takımı, bu insanları fark ettirmeden ancak kasten birer “intihar bombacısı” gibi enfekte edip dünyanın dört bir yanına salacak kadar profesyonel ve hiç de düşünüldüğü gibi hurafelerle yaşayan cahiller değiller!

“IŞİD’ı ABD kurdu, İngiltere İsrail kurdu, Almanya destekledi, İslam’ı bitirme projesi” gibi sığ ve kısmen doğru çokça yanlış komplo teorileri, buna yaygın olarak inanan toplumlarda duygusallıktan kaynaklı bir zaaftır. IŞİD, El Kaide, El Nusra, Heyet Tahrir Şam, El Şebab, Boko Haram ve diğer pek çok benzer örgütü radikal ideolojilere bağlı bireyler kurmuştur. Kuruluş ve gelişim süreçlerinde bu örgütler, İran, ABD, Rusya, İngiltere, Çin, Pakistan, Kuveyt, Almanya, Afganistan, Suudi Arabistan gibi küresel ve bölgesel güçlerden “karşılıklı menfaat ilişkisi içerisinde” destek almış, karşılığında bunların amacına hizmet etmiştir ki tarih boyunca devletlerle devlet olmayan örgütler arasındaki ilişkiler böyle süregelir. Bu ülkelerin istihbarat elemanları bu örgütlerin içine girip çıkmış ve hatta yönetici olarak bu örgütlere şekil de vermiştir. Bu örgütler Orta Doğu ve Asya’da asırlar içinde oluşmuş farklı İslami ideolojilere mensup kimseler tarafından kurulmuş, bu inanışa mensup olmayan ülkeler tarafından da kullanılmış ama er geç bu ülkelerin de başına bela olmuştur. Selefi cihatçı örgütleri tamamen “batı yapımı” olarak görmek bunların “gerçek İslam’ı savunan örgütler” olduğunu düşünmekle aynı oranda yanıltıcı ve yanlıştır! Dünya, virüs salgını ile mücadele ederken insanlık bu zihniyetteki örgütleri de göz ardı etmemeli aksi halde ummadığı anda bu virüs gerçek bir biyo-terör saldırısına dönüşebilir. Bu konuda en fazla dikkatli olması gereken ülkelerden birisi de şüphesiz Türkiye’dir!

Tüm değerli okuyucularımıza sağlıklı günler diliyorum. Kendimiz ve toplumumuz için, lütfen mümkün olduğunca #EvdeKalTürkiye

Musa Uçan'ın bu yazısı https://millidusunce.com/ sitesinden alınmıştır.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
2023 öncesinde erken genel seçim olur mu?
2023 öncesinde erken genel seçim olur mu?