Hayallerle gerçekler arasında ince bir çizgi var mıdır? Koca dağlar mı vardır bazen yoksa saç teli kadar ince bir çizgi mi? Sırat mıydı o..haha..
Şimdi ben ne desem anlatamam ama Carlos Casteneda adlı etnolog, California'lı yazar 1960'ların sonuna doğru Don Juan'ın Öğretileri adlı seri kitaplar (20 civarı) yayınlamış ve yayınladığı zamanlardan günümüze dek kurgu mu yani uydurma mı, yoksa bu olaylar gerçekten yaşandı mı diye Akademi çevresinde de olmak üzere polemikler yaşanmıştır. Hatta Kızılderili Don Juan'la tanıştığını iddia eden başka kimseler de ortaya çıkmıştır. Bu polemiğe, Ixtlan Yolcuğu kitabında yer alan küçük bir diyalog güçlü bir cevaptır:



Kızılderili büyücü:
— bir savaşçı için düş demek gerçek demektir. düş gücüyle verir kesin kararını ve ona göre davranır. ya seçer alır, ya da defeder. elindeki araçlardan, kendini başarıya ulaştıracakları seçer. onları kullanır...
Genç etnolog:
—don juan matus, düş ile gerçek arasında bir ayırım yoktur, düş gerçeğin kendisi midir demek istiyorsun?
Kızılderili büyücü:
— hiç kuşkusuz, düş, gerçeğin ta kendisidir.
Genç etnolog:
— yani şu anda yaptığımız şey kadar mı gerçek?
Kızılderili büyücü:
— ille de bir karşılaştırma istiyorsan, daha da gerçek, derim. düş görmek, düşlemek, bir güce sahip olmak demektir. elindeki bu güçle çok şeyi değiştirebilir insan. gizli kalmış nice şeyi bu güçle bulup ortaya koyabilir. dilediği her şeyi denetimi altında tutabilir...


Tüm kitaplar bu iki insanın arasında geçen diyaloglarlardan oluşturulmuştur ve deneyimlerinden... Yaşanımlarına çok az insan girmekle beraber olayın geçtiği Meksika'da ikinci bir kişilik olarak doğayı, hayvanları, bitkileri görürüz, tabiat ananın hisleri ve hissettirdiklerini. Geleneklerine göre daha doğrusu Şamanik ritüellerine göre rehber olarak hayvanları ve bitkileri seçen Kızılderililer'in mistik hayatına bir bakış belki de upuzun bir bakış... Araştırmacı yıllar boyunca evinden Meksika'ya bilge Kızılderili'nin yanına dönerek yaşadığı deneyimlerin birçoğunu yayınladığı kitaplarla paylaşmıştır.
Eski Türklerin Şaman olmasıyla ve göçebeliğiyle bilinmesi Kızılderililer Türk müydü, sorusunu ara ara ortaya atılmasına olanak sağlıyor. Buna verilecek tarih bilgimin olmaması bir yana İnsanlık Tarihi'nin bir ve benzer olduğuna bilgim ve inancım tamdır. Ayrı ayrı gözüksek de birlikte olmadan çözemeyeceğimiz hiçbir şey yoktur; birlikte olmaya ancak...
(Bir kısmı Türkçe'ye de çevrilmiş kitapların yeni basımları mevcut bir kısmı ise nadir kitaplar arasında sahaflarda bulunabilir.)


**
Doğanın bilgeliği yalnızca Şaman öğretilerinde vücut bulmamıştır. Tek tanrılı dinlerde melekler; tanrı ve tanrıçaların yeni görünürlüğü olmuştur. Kutsal kayıtlara göre 360 civarı melek vardır. Günün saatlerinin, ayların, gezegenlerin, okyanusun, rüzgarın, karın ağrısının, kasabaların, köylerin, milletlerin, evlerin, iyiliğin, kötülüğün, felaketlerin, açıksözlülüğün affedersiniz eşeğin zikinin bile meleği varmış.
En harika melek ise özgürlüğün, hatta insanların ifade özgürlüğünü koruyan melek Ambriel'dir; tabi ki başmeleklerdendir ülkemizde sözünü geçirmek için çok fazla uğraştığı kesin!
Uyduruk fasıllar devam ederken göklerden geçip bakalım şu çılgın dünyaya... Suriyeliler çok baydı ya, di mi! Kısa bir süre önce vizyona giren Daha filmi, bir oyuncu-yönetmen olan Onur Saylak tarafından çekildi; senaryo ise Hakan Günday'ın Daha kitabından film için uyarlandı, yurtiçinde ve yurtdışında festivallerde ödüller toplayan film hala vizyonda kısıtlı salonlarda izlenebilir. 
Kitabı 2013 yılında basıldığında Türkiye'de henüz Suriyeli istilacılardan şikayet yoktu. İki cümlelik bir alıntıyla filmin ve kitabın içeriğini yazarın ağzından aktarmak istiyorum:



— Kaçak göçmenin kaçak işçiye dönüştürülerek kaçak mal üretiminde kullanılması, sürdürülebilir ekonomi ve sürdürülebilir kötülük açısından olağanüstü bir avantajdı. Çünkü kötülüğün de sürdürülebilmesi için belli miktarda bir çaba harcamak şarttı...
Başrolde bir oğul ve babası mültecileri kaçak yönden taşımacılık, insan hafriyatı yapmakta ve acımasızlık sergilemektelerdir... Yan başrolde ise mülteciler yer alır. Yanlış anımsamıyorsam Muğla'da çekilen film tüm bu pislik ve kederin içinde hala masmavi parlayan deniz ve yemyeşil yeşeren ağaçlar, hiçbir muhteşemliğini kaybetmeden filmin ve hayatın içerisinde yer alıyor.
Kıyaslamak gibi olmasın fakat kitabında yer alan bir alıntıyla 'daha' hep birlikte taaa...!:

— Bu muydu o muhteşem ve mükemmel dedikleri doğa? Bu doğayı yaratan her neyse ya da kimse, nasıl bir sadistti ki "öyle bir düzen kuracağım ki sırf yaşamak için herkes birbirini gebertecek!" diyebilmişti. Birbirini yiyen o hayvanlar, her şeyi yiyen o insanlar, bütün cesetleri yiyen o böcekler, o böcekleri yiyen başka böcekler... '..... koyayım' diye bağırıyordum. Bütün bu et yiyip kan içme sahnelerine mucize deyip, hepsi için şükredenlerin de ta .....
Sabırın ve doğanın; barış ve mutluluğun melekleri sizinle olsun!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.