02.07.2021, 07:03

Emek ve ekmek hakkı

Yediğimiz ekmekte yaptığımız yemekte.
Giydiğimiz ayakkabıda ve giyside,
İletişimi sağladığımız telefon ve internette,
Ulaşımı sağladığımız araçta,
Asker ve polisin elindeki silah
Sürücülerin kullandığı araç bir emek ürünüdür.
Doğada ayakta kalmak, yaşamı idame ettirmek, neslimizi sürdürmek ve diğer canlılardan ayrı olmak yani düşünerek hareket etmek insana özgüdür.
“Emek” bir değer.
Bu nedenle o başka insanlarında ihtiyacı olduğunda “kullanım değerine” dönüşür. Elimize aldığımız kalem bize yazma ve çizme olanağı sağlamasından kaynaklanır.
Herhangi bir şey yazma ve çizme gereksinimi duymayan biri için kalemin kullanım değeri yoktur.
Okuduğumuz gazete ve kitap( yazarın makalesi) yaşamdan haber alma, mesleki ve toplumsal bilgimizi artırma ihtiyacımız için var.
Yaşamdan bir beklentisi ya da amacı olmayan biri için kalem hiçbir şey ifade etmez.
Bu nedenle emek kutsaldır; onu kullanan (insan) bir değerdir.
İnsan, “değer” olduğunu bilirse yaptığı işi severek şevkle yapar.
Dünden bugüne emek ve onu yaratan insan meta olarak görülmekte.
Günümüz de insan meta olarak işlem görüyorsa emek ve onun ürettiği ekmeğin de bir değeri olmuyor.
Maden kazasında, tersanede ya da başka bir işte hayatını kaybeden işçi, işvereni için sıradan alelade bir değer görmekte.
Emek ürünü olan “ekmek” soframızın baş tacıdır.
Ekmeğin soframıza gelene kadar geçtiği evrelerde emek var.
Hangi dil ve inançta olursa olsun ekmek kutsaldır.
Ekmek üzerine ant içilir, söz verilir.
“Emeği yok sayamaz” ve “ekmek üzerine yalan söylenilmez”.
Günümüzde çalışan ve emeklinin “emek ve ekmek hakkı” üzerinde çeşitli oyunlar oynanmakta.
Çalışanların sosyal güvenceleri azaltıldı.
Çalışan ve emeklilere sağlıkta katkı payı ödeme zorunluluğu getirildi.
Ülkede üretimi sağlamak ve artırmak yanında çalışana iş bulmak devletin görevleri alanından çıktı.
Devlet üretim yerine dış alımı önemsedi.
Ülkede yoksulluk ve açlık sınırı altında çalışan artarken, önemli bir kesimde yeşil kart/sadakaya muhtaç hale getirildi.
Ekili alanlar ekilmez,
fabrikalar çalışmaz,
bacalar tütmez olurken;
Dışarıdan getirilen malların bekçiliği ve dağıtım hizmeti geçerli iş alanı oldu.
Emek değersizleşir ve kendisine yabancı olurken, ekmekle oynanmakta.
“Emeğin ve ekmeğin hakkı” yok sayılmakta.
Devleti yönetenler vatandaşlarına yaşamı yaşanır hale getirmek yani toplumun menfaati yerine bireysel çıkarlarını ön plana almakta.
Varsa yoksa devletin itibarı deyip kendi saklı küplerini doldurmakta; etrafındakilere aldıkları maaşın yanında huzur hakkı adıyla beş on yerden maaş bağlatmakta.
Basının ve haber kanallarının anlı şanlı bir kısım çalışanları, sahibinin sesi olarak iktidara yaranmakta ödüllerini anında almakta.
Yakası kalkık, omuzu kalabalık ve beli silahlı görevliler iktidarı yönetenler gibi toplumu ötekileştirmekte yargılamakta ve ceza vermekte.
Oysa insani değerlere sahip olmak, insana hizmet etmek inançların en güzeli;
Ülkemin insanının, yalan ve dalavereye karşı, “emek ve ekmek hakkına” sahip çıkabilecek kadar onurlu, kararlı ve mücadeleci olduğuna inanıyorum.
Ya siz?

Yorumlar (0)