31.05.2021, 05:39

Emine Erdoğan'a mektup var

Değerli okuyucularım söylediğimiz gibi "Kimsesizlerin kimsesi" sayfamızda siz okuyucularımızın sorunlarını dile getirmeye devam ediyoruz.

Bugün yine konumuz bir iki sayıdır gündeme getirdiğimiz Kansersiz Yaşam Derneği ve kurucu başkanı olan Dida – Didem Kaymaz konusu. Farkındayım konu biraz uzadı. Uzamasının nedeni konuyla alakalı bir tarafta elindeki belgeler ile kanser hastalığından kaybettiği oğlunun hayat hikayesini kendi hayat hikayesi gibi göstererek insanların duygularını sömürüp suistimal edilmesine yeter artık diyen acılı bir baba. Diğer tarafta baba Hasan Şahin’in iddiasına göre 8 yaşında kansere yenik düşerek hayatını kaybeden oğlu Atakan Şahin’in hastalığı boyunca yaşadıklarını kendisine sermaye eden Didem Kaymaz’ın lüks yaşam hikayesi.

Şimdi sizlere baba Hasan Şahin’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hayırsever eşi Emine Erdoğan’a yazdığı mektubu olduğu gibi paylaşacağım.


didem dida kaymaz

Hasan Şahin mektubuna şöyle başlıyor:

Saygıdeğer Emine Erdoğan...

Yıllar sonra bir umut size ulaşma ve artık yaşadığım kördüğüm olmuş sorunumuzun vatanımız ve milletimiz adına da faydalı bir sonuca kavuşacağını ümit ederek yazıyorum bu mektubu.

Ben Hasan şahin. İstanbul’da yaşayan 3 çocuk babası bir insanım. Maalesef ki bir çocuğumu 2005 yılında kanser hastalığı sebebiyle kaybettik. Mektubumun amacı öncelikle ölen oğlum Atakan Kurtuluş Şahin’in anısına yapılan saygısızlık ve dolasıyla bu konu Şahin ailesi olarak tüm aile fertlerinin acısını her gecen günbegün artırmasına neden oluyor. İnanın her gecen gün içimiz kan ağlıyor.

Oğlum Atakan 1997 doğumlu. 1998 yılında kanser hastalığı teşhisi konuldu. O gün ailecek yıkıldığımız andı. Tüm cabalarımıza rağmen Atakan sadece ve sadece yedi yıl yaşayabilmişti. Çünkü Atakan dünyada milyonda bir görülebilen bir kanser çeşidine ve metastazlarına sahipken, bir sürü ameliyat, kemoterapi, radyoterapi ve birçok tedavi yöntemi ile hayata tutunarak cesurca mücadele etmişti. Biz de bu zamanlarımızı anne baba olarak ailemiz dışından da manevi destek alabilmek adına. www.atakanca.com adresli internet sitesini kurduk ve 2000-2005 yılları arasında bu site üzerinden birçok eş dost arkadaş edinerek Atakan’a moral kaynağı sağladık.

Sonra ben bu sitede oğluma ait yazdığım duygularımı anlatan şiirlerimi paylaşmamın yanı sırada onun günlük olarak neler yaşadığını, hangi evrede olduğunu, gördüğü tedavileri harfi harfine paylaşmaya başlamıştım.

Son yazımı 2005 yılında 21 Ağustos’ta Atakan’ı kaybettikten sonra yazmış bulundum ve uzun süre bir daha elim varmadı siteyi açmaya da oğlumun resimlerini görmeye de…

Ben yıllarca ortanca kızım ölen kardeşi Atakan’a çok benziyor diye bakamadım, sevemedim annesinin yaşadıklarını anlatmaya ise şu an bile ne elim varıyor ne de dilim…

Biz 8 sene Şahin ailesi olarak bu acılara gülerek oğlumuz hayatta kalsın diye uğraştık. Rabbim onu bizden daha önce sevmiş ki şefkatine de bizden önce kavuşturdu.

Atakan’dan sonra eşimle ayrılmak durumunda kaldık. Yıllar sonra tesadüfen sosyal medya hesapları üzerinden bir kadının benim oğluma yazdığım şiirleri ve hastalığı boyunca yaşadıklarını kendi yaşamış gibi anlattığını gördüm. İnanın o an dünyam başıma yıkılmıştı. Birkaç gün sonra olayın şokunu üzerimden attıktan sonra biraz daha araştırmaya devam ettim. Araştırmalarım sonrası Dida Kaymaz adlı bir kişinin kurduğu kansersiz yaşam derneği adı altında çeşitli organizasyonlar altında para topladığını gördüm. Olayı çeşitli mahkemeler taşıdım. Ardından ilgili kurumlara gittim netice itibariyle elimde belgelerim olmasına rağmen bir sonuç alamadı. Çünkü benim ne ciddi bir malim gücüm vardı, ne de çevremde hatırlı kişiler vardı. Dida Kaymaz’ın ise kurduğu dernek aracılığıyla her gecen büyüyen geniş bir çevresinin yanı sıra güçlü bir bürokrasi ağıda oluşuyordu.

Geçmişindeki birçok olumsuzlukların gazetelere ve medyaya yansımasına rağmen Dida hanıma ne hâkimi ne savcısı kimse dokunamıyor, ya da dokunmak istemiyordu. Hatta beni pek ilgilendirmeyen bir konu bile gazete manşetlerinde konu olmuş. Basketbolcu sevgilisinin arabasını yakmış, sevgilisi bu hanımefendinin sağlıklı bir kişi olmadığına dair röportajlar vermiş. Yetmemiş evinde yardımcı olan çalışanı kandırarak şirket üzerinden müdür göstermiş ve kredi çekmiş. Şikâyet üzerine dolandırıcılıktan İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2012/366 esas ve 2012/332 karar nolu dosyasında açılan kamu davasında “Banka veya Kredi Kurumlarınca Tahsis Edilmemesi Gereken Krediyi Sağlamak Amacıyla Dolandırıcılık” suçundan 3 yıl hapis ve 5 tam gün karşılığı adli para cezasıyla cezalandırılmış.

Ve en sonunda da kendini kanseri yenmiş bir kadın olarak tanıtıp, Kansersiz Yaşam Derneği’ni kurduğunu beyan ederek birçok ünlü ile organizasyonlar yapmış. Bu derneğin 2. başkanı AKP Milletvekili Grup Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı hanımefendinin yeğeni Pınar Bahçekapılı, Hıncal Uluç Bey’in yeğeni de Genel Müdür olmuş, çeşitli ünlüleri vitrine dizerek sempati toplayarak yalanları allayıp pullayıp daha önceleri on bin lira için dolandırıcılık yapmış ceza almış kişi lüks bir hayata bu şekilde kavuşmuştur.

Beni, "Dida ile fazla uğraşma bizim aramızda çok ünlü mafya babaları var" diye tehdit etmişlerdi. Çok değil biraz internet üzerinden yaptığım araştırmalar sonunda mafya babası olan Sedat Peker’in Kansersiz Yaşam Derneği'ne 3 yüz bin TL yardım ettiğini ve bu yardımdan ötürü de Milliyet gazetesinin "şehrin en iyileri" ödülü verdiğini gördüm. Ödülü veren kişi ise Yavuz Kocaömer; Kansersiz Yaşam Derneği Onursal Başkanı. Ardından da sayın İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu beyefendi de Dida Kaymaz’ı “sivil istişare kuruluna” atamış. Şimdi siz söyleyin değerli büyüğüm, benim gibi bir gariban bunlarla nasıl uğraşsın. Bunlarla nasıl başa çıksın Allah rızası için size yalvarıyorum oğlumun üzerinden daha fazla insanları suistimal etmelerine izin vermeyin. Tek umudum çarem sizin bu olaya bir anne olarak müdahale edip bu rezilliğe bir son verdirmeniz.

Affınıza sığınarak, siz bir annesiniz evladınızın bunca şeyi yaşadıktan sonra toprağa verip üstüne bir de böyle bir şeyi yıllardır yaşıyor olmak size ne hissettirirdi?

Detayları uzun uzadıya yazmaya kalksam sayfalar oluyor. Kısaca anlattığım üzere ben bu hanımefendinin oğlumun acılarını kullanarak, benim yazdıklarım sayesinde kendini bir mevkie milletimizi, insanları, kanser hastaları ve yakınlarını kandırarak gelmiş olması çok acı bir durumdur ki ondan daha acısı da sabıkası olduğu için herhangi bir kişi Türkiye’de taksi şoförlüğü bile yapamaz evini geçindiremezken bu hanımefendi hem dernek kurmuş hem üst mevkilere ulaşıp kendisine lüks içerisinde bir yaşam kurmuş.

En çok canımı yakan ise benim çığlığıma, acılarıma kulaklarını tıkayıp, gören gözleri kör olan devletim dolandırıcılıktan ceza almış birisini hem de içişleri bakanlığının talimatıyla sivil iştira kuruluna atanması çok canımızı yakıyor değerli büyüğüm çoook.

Çaresizliğimi ve içime dert olmuş bu gerçekleri sizin görüş ve takdirinize sunuyorum efendim. Hürmetlerimin kabulünü rica ederim.

HASAN ŞAHİN

Baba Hasan Şahin’in mektubu böyle biterken Emine hanımdan bu konu hakkında yardım bekliyor. Bunun yanı sıra da gönderdiği iki fotoğrafı da yayınlamamızı istemiş. Fotoğrafın birinde oğlu Atakan Şahin. Diğeri ise lüks içerisinden bir peri kızı gibi yaşayan Dida – Didem Kaymaz’ın fotoğrafı.

Yorumlar (1)
Recai Kurt 2 hafta önce
Sayın soylu kaş yapayım derken göz mü çıkarmış oluyor acaba ? Her önüne gelene bu paye verilir mi ? Bu destek verilir mi ? Cumhuriyet savcıları bu haberi ihbar kabul eder mi ? Ben aynısını bağımlılık alanında gördüm. Her ben eskiden içiyordum şimdi bıraktım diyen yalancılar dernek vakıf gibi yapılanmalarla milleti dolandırır. Bu kişilere verilen destek iyi niyetle mi verilmiştir yoksa başka bir şeyler var mıdır ?