13.11.2019, 08:22

En batıdaki yer: Fas

Bazı ülkeler, şehirler vardır; hakkında ne kadar kitap okumuş veya film izlemiş olursanız olun, gittiğinizde tüm bildiklerinizi unutursunuz. İşte Fas, diğer adı ile Morocco olarak tanınan ülke böyle şaşırtıcı yerlerden biri...

Bu ülkede ilk olarak binaların eski oluşu, çatısı düz evler, baharat kokuları, oldukça eski otobüsler göze çarpıyor. Otobüsler o kadar eski ki, yağmur yağdığında su aldığından, içinde şemsiye ile seyahat edenleri görünce şaşırmayın. Trafikte çoğunlukla İspanyol markalı araçlar var. Yollardaki karışıklığı görünce burada asla araba kullanamayacağımı düşündüm. Çünkü, bir taraftan otobüs, otomobil gidiyor, bir taraftan at arabası geliyor. Metro hiç görmedim, hızlı tren varmış ama çalışmıyormuş. Muhtarın köyü denen bir bölgede mutfak tüpü ile kullanılan araçları görmek oldukça şaşırtıcıydı.

***
Camilere herkes rahatça girebiliyor. Sadece saçınızı örtmeniz yeterli! Bizim camilerde son yıllarda moda haline getirilen, hem de direterek pantolon üzerine uzun etek giydirme çabaları yok!( Bursa’da Ulu cami girişinde Japon turiste uzun etek giydirdirmeye çalıştıklarını düşününce tekrar üzüntü duydum!)
***
Ülkede güneş ve rüzgar enerjisinden faydalanıyorlar. Suni gübre ve bomba yapımında kullanılan fosfat en fazla burada çıkıyor. İşlendiğinde yangın söndürme tüplerinde de kullanılıyor. Tarım fuarları sıkça yapılıyor. Balıkçılığı geliştiriyorlar ve 1957 yılında kurulan istiridye çiftlikleri sayesinde Japonya’ya her yıl 200 ton ihracat gerçekleştiriyorlar. Portakal, turunç yetişiyor. Bolca Portezya adı verilen ağaç var ve şarap şişeleri için mantar üretiliyor.
***
Her şehirde taksiler değişik renkte. Taksi kullanacaksanız dikkatli olmanız gerekiyor ve pazarlığa açıklar. Yanlışlıkla 6 kişilik dolmuşa 2 kişi binerseniz, sizden 6 kişilik ücret isteyebiliyorlar. Örneğin; size 40 dirhem dediği yere pazarlıkla 20 dirheme gidebiliyor. Siz taksideyken başka yolcuda alıyorlar. Taksimetreleri var ama bazen açmayabiliyorlar. Bu ülkede sadece taksilerde değil, alışveriş yaptığınız dükkanlarda da pazarlık yapmak gerekiyor. Fiyatlar hiçbir yerde aynı değil, bir yerde daha ucuz, başka yerde daha pahalı olabiliyor. Alışverişlerinizde tam para vermemeye çalışın çünkü üzerini alamayabilirsiniz veya eksik olarak alabilirsiniz. Sokaklardaki seyyar satıcılardan mümkün olduğunca alışveriş yapmamaya çalışın.
***
Kapkaç ve hırsızlık ve dilencilik bu ülkede de var. Masanızda, sandalyenizde asla kıymetli eşya bırakmamanız gerekiyor. Hırsızlık boyutu ciddi olmalı ki, binaların 6-7. katındaki pencelerde bile demir korumalık var. Genç nüfus ülkenin yarısı ve işsizlik oranı yüzde 20 civarında. İşsizliğin önüne geçmek için bizdeki iş-kur gibi kurum açılmış. Öncelikli olarak Fas vatandaşları işe yerleştiriliyor, daha sonra dışardan gelenlere iş bulunuyor. Temel ihtiyaç olan gıdalardan (ekmek-peynir vs. Gibi) daha az vergi alınıyor.
***
Türkleri çok seviyorlar. Hatta kızları türk erkekleri ile evlenmek istiyor. Bunda ülkede severek izlenilen türk dizilerinin büyük etkisi olmuş. Bizim dizilerdeki havuzlu evleri, yalıları düşünürsek böyle arzu etmeleri de normal elbette. Hatta bir kanal da sabahtan akşama kadar sadece türk dizileri gösteriyormuş. Fakat bu durumdan beyler hoşnut değilmiş, çünkü sabahtan akşama kadar dizi izleyen eşleri yemek yakıyormuş. Haa bu arada hanımların çok hoşuna gidecek birşey söyleyeyim; Burada öyle sıska, sıfır beden kadınlar makbul değilmiş! Etine dolgun olanların eş bulması daha kolaymış. “Bir dirhem et bin ayıp örter” deyimi burada makbul hala!(sevdim ben bunu)
***
Binalar gibi otellerde eski. Oda banyosunda yara bantı ile kusuru kapatılmaya çalışılmış musluk bile gördüm. Otel odalarında internet yok. Bazı otellerin sadece lobisinde internet kullanılabiliyor.

Mutfaklarının en meşhur yemeği Tajin, Kuskus ve Güvercin eti. Yemekleri genellikle tatlı ağırlıklı. Lokantalarda çok yoğun baharat kokusu oluyor. Örneğin buraya has olan et ile pişirilen tajin’in içinde erik, üzüm gibi meyveler kullanılıyor. En meşhur içecekleri ise nane çayı. Özel bir sürahiden yukarıdan dökerek servis yapılıyor. Şekersiz demezseniz o da çok şekerli olarak sunuluyor. Ben tadını sevdim. Ama en çok zeytinlerini beğendim diyebilirim. Belki de bu kadar tatlı ve baharat karışmış yemeğin içinde sevdiğim bir tada ulaşmak beni mutlu etmiş olabilir. Servisleri çok ağır. Yemek yemeye gittiğinizde en az 45 dakika ile 1 saat beklemeniz gerekebilir. Futbolu hastalık dercesinde seviyorlar. Uyuşturucu kullanımının cezasının fazla olmasına rağmen kullanım oldukça fazla. Hatta bazı yerlerde yanınıza gelip, size hint keneviri satmaya çalışabilirler. Turiste dokunmanın cezası var, bu yüzden gezerken rahat olun.
***
Fotoğraf çekilmesinden hoşlanmıyor burada insanlar. Çeken olunca da kızıyorlar. Özellikle, “Mucizeler Meydanı”olarak bilinen Cema-el Fna’da (bana göre mucizeler meydanı değil de deliler meydanı) dikkatli olun. Gizlice fotoğraf çektiğimi gören birinden 5 dirhemle kurtuldum!

Bir müzik gurubunun hazırlığını izlerken, saçımın çekildiğini ve canımın acıdığını hissettim arkama döndüğümde, saçlarım bir faslının kucağındaki maymunun elindeydi! Sizi yılanla, maymunla fotoğraf çekip para istiyorlar. Öyle 5-10 dirhem vererekte başınızdan savamıyorsunuz. Nerdeyse cüzdana dalıyorlar. Bu meydanda dilenciler, dövmeciler, büyücüler, yılan oynatıcıları, acayip danslar yapanlar, kısacası ne ararsanız var! Seyyar arabalarda sümüklü böcek çorbası satılıyor. Ama en ilginci takma diş satılıyor olmasıydı! En güzeli ise taze meyvelerle istediğiniz karışımı yapan meyve suyu satıcılarıydı.
***
Fas krallık ile yönetiliyor. Şu anki kralı 6. Muhammed ülkede seviliyor. Girdiğiniz her dükkanda, mağazalarda kralın eşi ve çocuğu ile birlikte çekilmiş fotoğrafları asılı. Kralın modern biri olduğu söyleniyor. Rabat Hukuk Fakültesi mezunu, Siyaset Bilimleri alanında yüksek lisans ve Fransa’da doktora yapmış. 2 çocuğu var. Fas’ta, bir yerde Avrupa şehri gibi modern bir yerde dolaşıyorsunuz, bir yanda çöpler içinde, yoksulluğun gözlendiği yerle karşılaşabiliyorsunuz. Bu yüzden de neden zıtlıklar ülkesi denildiğini anlayabiliyorum. Bu kadar ön bilgi sonrasında haydi Fas’ı gezmeye başlayalım...

FAS
Yaklaşık beş saatlik uçuştan sonra Kazablanka (Casablanka) 5. Muhammed Havaalanındayız. Başkenti Rabat olan ülke, Kuzey Afrika’nın Atlantik Okyanusu ile buluştuğu coğrafyada bulunuyor. Arapça’da El-Mağrip, Berberice’deki adı ise Marakuş, yani “Tanrının toprakları”anlamına geliyor. Bu ülkede başa gelen kralların çocuklarına verdikleri isimler numaralandırılarak aynen tekrarlıyor. Örneğin; 6. Muhammed’in babası 2. Hassan, 2. Hassan’ın babası 5. Muhammed. Şu anki kral 6. Muhammed’in çocuğu ise 3. Hassan... Caddeler, camiler ve bazı yapılarda kralların isimleri var. Resmi dilleri Arapça ve Berberice olsa da, 1912-1956 yılları arasında Fransız ve İspanyol himayesinde kalmasından dolayı, Fransızca çok konuşulan dillerden. Para birimi olarak Dirhem kullanılıyor.
***
Bu ülkeye zıtlıklar ülkesi de deniliyor. Sebebi ise, bir bölge çok gelişmişken diğer bölge az gelişmiş olarak kalmış. Bir diğer tanımlama ise 'kapılar ülkesi.' Emevi mimarisi ile yapılmış olan kapılar anahtar deliğini andırıyor.

Fastaki müslümanların çoğu sünni ve maliki mehzebine mensup. Az sayıda Yahudi var, büyük çoğunluk İsrail’e göç etmiş. Terk ettikleri evler devlet tarafından 99 yıl koruma altına alınıyor. Kapısında mühür bulunan birçok yapı görebiliyorsunuz.

Bu arada yeni öğrendiğim bir bilgiyi de size aktarayım; Günümüzde “çok pahalı” olan şeyleri anlatırken “Tuzlu” deriz ya hani. İşte tuzlu kelimesi, o dönemlerde Yahudilerin tuz ticareti yapmasından günümüze gelmiş. Yahudilerin tuz alıp Afrikaya gitmesi ve bunu orada altınla takas etmelerinden dolayı dilimize yerleşmiş.
***
Atlas Okyanusu ve İspanya’yı Fas’tan ayıran Cebelitarık boğazının bulunduğu noktayı gördükten sonra filmlere ve kitaplara konu olmuş, birçok farklı medeniyetten eserler biriktirmiş olan Kazablanka'yı gezmeye başlayabiliriz. Burada en dikkat çekici yapılardan biri olan, dünyanın 3. büyük camisi olan 2. Hassan camisi ile başlayalım. Bu eser yapıldığı dönemde (1983-1993) bir milyar dolara mal olmuş. Cami yapılırken halktan para toplanmış. Çok büyük bir alana ve okyanus doldurularak inşa edilmiş. Çatısı açılabiliyor ve 210 metre yüksekliğinde minaresi var. Aynı anda 120 bin kişi namaz kılabiliyor. Mimarı Fransız. Namaz vakitlerinde ücretsiz girilebiliyor diğer zamanlarda 10 dirhem ödeyerek giriş yapılıyor. Çini seramikler, ahşap işlemeleri göz dolduruyor. Mimari olarak Marakeş ve Endülüs mimarisi ile yapılmış.
***
Camilerde abdest almak biraz zor. Yüzölçümünün sadece 0.05’i su ile kaplı olan ülkede, su tasarrufu yapmaya yönelik olarak halkın kova ile abdest almaya teşvik edildiğini öğreniyorum. Camilerin içinde namaz kılanların farklı taraflara kıbleye dönmesi de entersan geldi bana. Camide bir tarafta namaz kılanları görürken diğer tarafta içerde uyuyan, uzanan insanları ve koşuşturan çocukları da görebiliyorsunuz. Portekizlilerin 'Casa Blanka', Fransızların 'Maison Blanche' dedikleri 'Beyaz Ev' anlamına gelen şehir, ilk olarak hepimizin aklına Humprey Bogart ve Ingrid Bergman’ın oynamış olduğu Kazablanka filmini getiriyor. Filmin çekildiği kafe Ricks küçük ve iki katlı olarak hala hizmete devam ediyor. Aslında işin gerçeği film Hollywood stüdyolarında çekilmiş, yer olarak burası gösterilmiş.
***
Atlas Okyanusu kıyısında yer alan Ain Diab ve Corniche bölgesi, buranın lüks semtlerinden. AVM’ler, sörf okulları, restaurantlar ve plajlarla dolu. Burada plajlarda havuzlar yapılmış ve bu havuzlar tamamen okyanusun medcezir (gel-git) olayı ile doluyor. Bu tür havuzları ilk kez burada gördüm. Caddelerde son derece lüks araçlara ve spor yapanlara rastlamak mümkün. Malikane ve villaların bulunduğu elit bir bölge. Ülkenin diğer bölgelerini gezdikten sonra burayı düşündüğümde zıtlıklar ülkesi denmesinin sebebini daha iyi anlayabiliyorum. Şimdi sırada mavi şehir olarak adlandırılan Şafşavan (Chefcahouen) var. Rif dağlarının eteklerinde kurulu bu şehir Fas’ın en çok ziyeret edilen yerlerinden. Kapılar, sokaklar, her şey burada masmavi.
***
Ülkenin turistik ve en hareketli şehirlerinden olan Marakeş ise Manera Bahçeleri, 19.yüzyılda inşa edilen ve 8 bin metrekare alana sahip Bahia Sarayı, 12. yüzyılda inşaa edilen Kutubbiye (Koutoubia) camisi ve en renkli meydanı olan Cema-el Fna (Jmaa El Fna) ile ünlü. Her şehrin bir rengi olan ülkede, Marakeş 'kızıl şehir' olarak biliniyor. Fas’ın önemli yapılarından biri olan Kutubbiye camisinin minaresi kare planlı ve 77 metre yüksekliğinde. Şehrin her yerinden görülebiliyor. Tepesinde bulunun 3 küre ise semavi dinleri temsil ediyor.
***
Marakeş ve Suvayr (Essaouıra)’da ezan 6 dafa okunuyor. Bunun sebebi ise; eskiden müslümanlar namaz kılarken baskınlar yapılıyormuş. Bundan dolayı cemaat içerde namaz kılarken, askerler de cami dışında nöbet tutuyorlarmış. Daha sonra namazını kılıp çıkan cemaat, namaz kılacak askerleri dışarıda bekliyormuş. O tarihten bu yana da onların anısına saygı olarak bu iki şehirde 6 kez ezan okunmaktaymış.
***
Meknes şehri ise UNESCO listesinde yer alan 'Kraliyet şehirleri' arasında yer alıyor. Şehrin simgesi haline gelmiş Masur kapısı var. Ayrıca Marakeş’in dünyaca ünlü Cema_el Fna (Jmaa El Fna) meydanının küçüğü olan El hadim meydanı da burada bulunuyor. Seyyar satıcılar, yılan oynatıcıları ve büyü ile uğraşanlar bu meydanda. Bu arada Fas büyü ve büyücüleri ile de anılıyor.

Meknes turundan sonra geldiğimiz Başkent Rabat ise oldukça bakımlı ve bol yeşil alana sahip. Kraliyet Sarayı, Bakanlıklar, 5. Muhammedin mozolesi ve Parlemonto Binası burada bulunuyor. Kraliyet Sarayı dedim ama Kralın 66 şehirde 120 sarayı varmış. Rabat’ta bulunan bu sarayı çalışma ofisi olarak kullanıyormuş.
***
fas gezisi

TEK KELİME İLE BÜYÜLEYİCİ

Şimdi ise yine UNESCO listesinde bulunan ve Fas’ın en çok turist çeken yerlerinden biri olan Suvayr (Essaouria) var sırada. Uçsuz bucaksız Atlas Okyanusu kıyısında bulunan Suvayr geniş sahili, balıkçı tekneleri ile tek kelime ile büyüleyici. Daracık labirent gibi sokakları, renk renk boyalı evleri izlemek çok keyifli. 18. yüzyılda Fransız bir mimar tarafından yapılmış tarihi surlardan okyanusun köpüklerini izlemek güzel bir anı oldu. Bohem hayatı seçen çok sayıda Avrupalının sur içinde ev kiralayarak veya satın alarak oturduklarını öğreniyorum. Sokaklarda, meydanlarda müzik yapan ve dans eden gençler ise her yerde olduğu gibi buraya da oldukça hareket getiriyor. Limanda tezgahlarda sayısız çeşitte okyanus balıkları satılıyor. Burada ayrıca martıların yumurtalarını bıraktığı bir kısım var. Fazla üreyip zarar vermemesi için de bu yumurtular belli zamanlarda yok ediliyormuş. Burada okyanus kıyısındaki kayalıklar üzerine kurulu ortaçağ Portekiz Kalesi de rönesans döneminin en önemli inşaat örneğini oluşturuyor.

fas gezisi


DÜNYANIN EN ESKİ ÜNİVERSİTESİ
Yolculuğumuz, yüzyıllar boyunca Batı İslam dünyasının en önemli dini merkezlerinden biri olan ve Fas Krallığının kültürel başkenti olan Fes ile devam ediyor. Burası ilim ve irfan kenti olarak anılıyor. Medina’sı dünya üzerinde halen arabaların giremediği en büyük alan olarak biliniyor. Medina içerisinde; Porselen atölyesi, Kraliyet sarayı, Al Attarine medresesi ve Fas’a özel el sanatları ve ürün çarşılar var. Eski şehir Fes el Bali UNESCO listesinde bulunuyor. Fas’ta, buraya özel zelliş işçiliği denilen bir sanat dalı var. Dünya üzerinde eğitime devam eden ve 859 yılında kurulan en eski üniversite olan Al Karaoine’de burada bulunuyor. Guinnes Rekorlar kitabına girmiş ve dünyanın ilk üniversitesi ünvanını almış. Burada daha 8. yüzyılda gökbilimi ile ilgili çalışmalar yapılıyormuş.

Benim en sevdiğim yerlerden olan Suvayr (Essaouıra)’a doğru giderken Fas’ın dünyaya tanıttığı endemik bir bitki olan Argan bölgesine uğruyoruz. Bizim yakın zamanda tanıştığımız bitki olan argan, burada 11. yüzyıldan beri kullanılıyormuş. Dünyaya da oldukça iyi miktarlarda pazarlanıyor. Burada çok sayıda kadın kooperatifi kurulmuş. Satılan ürünler arasında saç yağından, şampuanından tutun, cilt bakımı, egzama, kırışıklık, sedef gibi bir çok rahatsızlık için kozmetik üretiliyor. Fiyatları ne derseniz eğer, çok ucuz olduğunu söyleyemem... Suvayr’a giderken ağaçların dallarına çıkıp poz veren keçilerde görülmeye değerdi. Zabıta bu bölgede kazalara sebebiyet verdiğinden araçların durmasına izin vermiyormuş ama fotoğraflama şansı bulabildik. Keçiler ilginç şekilde zabıtayı görünce kaçıyorlarmış. Ancak her yerde olduğu gibi keçilerle fotoğraf çektirmekte ücretli. Fas, paranın her kapıyı açtığı ülkelerden...

***
Fas’ın mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biri ise Majorelle Bahçeleri. Fransız ressam Jaques Majorelle tarafından 'Jardin Majorelle' diye isimlendirdiği bahçenin sonraki sahibi, dünyaca ünlü fransız modacı ve tasarımcı Yves Saint Laurent. 2008 yılında hayata veda eden modacının vasiyeti üzerine, cesedi yakılmış ve külleri bu bahçeye serpilmiş. Ölümünden sonra burası müzeye dönüştürülmüş. İçeriye ilk girdiğiniz anda yoğun bir çivit mavisi ile birlikte çeşit çeşit ağaçlar ve bitkiler sizi karşılıyor. Devasa kaktüsler, çeşitli kuşlar ve kelebekler burada gayet huzurlu yaşıyor.
***
Gezimizin sonuna doğru gelmişken biraz eğlence diyelim ve Fas’ın bütün geleneksel şovlarının sergilendiği Chez Ali’ye gidelim. Şehire biraz uzakta, oldukça büyük bir alanda yapılıyor bu gösteri. Kapıda atlar üzerinde süvariler tarafından karşılanıyoruz. İçeride de renk renk kıyafetlerle son derece güler yüzlü kişiler size hoşgeldiniz diyor. Lüks hazırlanmış berberi çadırlarının kurulduğu alanda 8-10 kişilik masalara alınıyorsunuz önce. Burada Fas’ın geleneksel yemekleri olan çorba, tajin, kuskus ve meyve servisi yapılıyor. Yemek sonrası ise hipodrom kısmına gösteri izlemeye geçiyorsunuz. Burada yine atlar üzerinde değişik gösteriler yapılıyor ve en son bölümde son derece ihtişamlı biçimde hipodrama giriş yapan dansöz’ün dansı ile geceyi tamamlıyorsunuz.

Gece ile birlikte gezimizin de sonuna geliyoruz...

 

Sevgiyle kalın

Sevim Güney

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!