27.11.2021, 07:38

Enflasyon o da ne?

İktidarların hemen hepsi “Osmanlıyı” yere göğe sığdıramamakta yarış etmekte. Hatta kimileri daha da eskiye giderek onlardan öykünmekte. Çok eskilere gitmeyelim sarayın tarihçilerinden vakanüvislerinden günümüze aktarılanı ve arka yüzünü doğru okuyalım.

Saray, savaş esnasında ya da debdebeli yaşantısını sürdürmek için hazine boşalır. Vatandaştan topladığı ek salmalar bile yeterli olmadığı zaman ücretlerini geciktirdiği yeniçeriler ile diğer devlet çalışanları homurdanmaya başlar. Gecikmeli verilen ulufe borçlarını kapatamadığı dönemde geçerli para dolaşımda az olurken ihtiyaç mallarının değeri artar. Alım gücünün düşmesi neticesinde toplumda yönetime karşı memnuniyetsizlik baş gösteriyor.

Osmanlı da para sistemi altın ve gümüşe dayanan bir sistemdi. Paranın değeri bu kıymetli madenlere göreydi. Altın ve gümüş fiyatı değiştikçe kur da değişiyordu, bu nedenle sikke fiyatları da. Yönetimin maliye sorumluları ek para basarak piyasaya sürerler ama ayarı düşük(tağşiş) para gerçek değeri yansıtmaz. Paranın gerçek durumunu anlayan yeniçeri ve memurlar birlikte ayaklanır. Yönetim sorunları çözemediği gibi parada “tağşişe” girişerek sorunu daha da çözümsüz hale getirir.

Örneğin, III. Murat döneminde Osmanlı/Safevi savaşları (1578/1589) sırasında ülke ekonomisi büyük bir bunalıma girdi. Devletin geçerli olan parasının değeri düştü, akçenin alım gücü azaldı. Ülkenin başkentinde Dersaadet de fiyatlar almış başı gider. Bu durumdan özellikle etkilenen ücretli çalışan yeniçeri ve memurlardır. Dertlerini dönemin şeyhülislamına sonra da sadrazama aktarırlar.

III. Murat sorunun çözümü için yetkilileri gönderir. Çözüm yerine kendilerini oyaladıklarını anlarlar. Sorunun çözümü için paranın gerçek ayarına dönmesi ve sorumluların kellelerini isterler ayaklanma başlar sarayın iç avlusuna girerler. İktidarın başkentinde ekonomik sorunlar yanında başıbozukluk almış başı gider.

Sultan iktidarını korumak için ayaklananların isteklerini yerine getirir. Rumeli Beylerbeyi ile defterdarı onlara teslim ederken aynı zaman da veziriazam olan şeyhülislam da azledilir. Sorun görünürde giderilmiş olsa da ötelenmiş ya da halının altına süpürülmüştür. Osmanlı olduğu gibi diğer ülkelerde kâğıt paraya geçene kadar “tağşiş” uygulamasına ara ara devam eder.

Kapitalizm ve onun tekelci biçimi emperyalizm geçen yüzyılın başında küremizin en ücra yerlerine kadar gitti. Bu durum bazen Amerikan bezi ve kara lastik ayakkabı, bazen İngiliz ipiyle görüldü. Ekonomik sorunlar politik sorunlarla iç içe girdi. Savaş ve işgallerin özü aynı olmakla biçimi değişti. Geçen yüzyıl da 1. ve 2. Pazar Paylaşım Savaşı yaşandı. Ardından sistemin dışına çıkan ülkeleri soyutlayarak ekonomik baskı yanında adı “soğuk savaş” olan aslında silahlanma güç gösterisi yarışına gidildi. Amaç sistem dışına çıkan ülkeleri ekonomik yani açlık yanında askeri baskı politikası uygulandı.

Kapitalist/emperyalizm başta kendisi olmak üzere dünyayı silahlanma yarışına soktu. Ekonomik ve politik sorunları böyle çözeceğim derken bunalımını daha da derinleştirdi. Sorunlar daha da ayyuka çıktı. Sistemin baş jandarması ve diğer kuruluşları ve daha fazla kar hırsıyla bölgesel savaşlar çıkarıp katliamlar yapmaya hala devam eder.

Kendi ülkesinde yapmaktan çekindiği ekonomik, sağlık ve sosyal deneyleri arka bahçesinde ya da küçük Amerika ülkelerinde yapar. Şili, Güney Kore ve benzer ülkelerde kalkınma modeli adıyla halkı daha da yoksulluğa iten çalışmalar yapar. Ülkemiz de model olmasa bile kredi ve bağış almak için dış borçlanma ve ardından paramızın değerinin düşürülerek kalkınıyoruz çığırtkanlığı yapıldı.

Borç alarak kalkınma, ardından ülke parasının baş jandarmanın parasına göre değerinin düşürülmesi, yurttaşların alım gücünün düşmesi, zaruri malların bile fiyatlarının artması güya kalkınma oluyormuş.

1950’li yıllarda Bayar/Menderes, 1960’lı yıllarda Demirel, 1970’li yıllarda Demirel ve Milliyetçi Cephe hükümetleri, 1980/90’lı yıllarda Evren/Özal askeri faşist darbe hükümetleri ve 2000’lerin başından günümüze onların devamı olan AKP hükümetleri birbirine benzer uygulamalar yapmaya devam eder. Bunlar iktidarlarının devamı için borçlu oldukları ülke ve kurumların isteklerini yerine getirir. Ülke ucuz işgücü, ucuz ham madde ve değersiz para birimi haline getirildi. İktidar güçleri ve onlardan sebeplenenler ülke soyulurken kendi küplerini de doldurur.

Küremizde kendine iktisatçı ya da ekonomist olduğunu, üniversite de ders verip kitap yazdığını iddia eden mutlaka vardır. Enflasyon, devalüasyon ve para arz talep dengesini günlerce anlatıp sayfalar dolusu yazanlar elbet olacaktır. Sorun ekonomik ve politik mi toplumsal mı bunu anlamak ve anlatmak önemli.

Bugün ülke ekonomik bunalım içinde ise artı değer ve emek sömürüsünün başat olduğu k/e. sisteme göbekten bağlılığındandır. Sömürü sistemine bağlılık iktidarların çıkarlarıyla örtüşmekte.

Dün cennet ve ölümsüzlüğü vaat edenlerin yayılma yani işgal ve katliamları meşru sayan zihniyet ile bugün barış ve demokrasi adı altında yaptıkları bencillik, entrika, işgal ve katliamları meşru gösterenlerin fikri de zihniyeti de birbiriyle örtüşmekte.

Günümüzde ekonomi ve bununla birlikte üretim iktisadı bilip bilmemekle değil siyasi iktidar ve sistemle bağlıdır. İktidar ve onun muhalefeti sorunları çözmek değil toplumsal muhalefeti bastırmak sömürü sisteminin dışına çıkmaması yani devamı için palyatif tedbirler alınacaktır.

Bugün ekonomik sorun gibi görünen aslında sistemin yönetim ve politik açmazlarından kaynaklanıyor. Bu nedenle sorunun çözümü de burada.

Özellikle bizim gibi ülkelerde enflasyon, para ve üretim ekonomik olmayıp politik ve toplumsal yani sistemsel/sınıfsal bir sorun olarak karşımızda durmakta.

Bu nedenle, “enflasyon o da ne”?

Yorumlar (0)