En yumuşak ifadesiyle, bu Araplar tuhaf millet. Tüm iktidarları satın alınmış, emperyalistlerin kuklaları, uşakları ve uyduları olmuş... Genel kanaat böyle.
Kendilerine dışardan yapılan emperyal saldırılara karşı ferdi çıkışlar yapsalar da ; toplumsal anlamda dirençli bir karşı duruş gösteremezler. Başka bir deyişle, iktidarlarının dış güçlere karşı teslimiyetlerine, halk katmanlarının hiç bir tepki vermediğini görüyoruz. "Arap baharı" olayı, özellikle Mısır'da; çoğumuzu ümitlendirmiş fakat hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştı, sonuç ; sandıktan çıkan lider hapis, dışarıdan destekli figüran ise ülkenin başında...
**
Arapların inançlarından dolayı hak, hukuk, özgürlük, hatta insanlık ve Müslümanlık kavramlarını, bu kavramların ferdi, sosyal ve siyasal anlamlarını diğer milletlerden daha iyi bildiği zannedilirdi ama insanlar koyun sürüleri gibi... İnançlarından dolayı haksızlık ve zulüm karşısında, kayda değer 'sosyal, siyasi bir tepkileri sözkonusu olur' zannedenler ; hayal kırıklığı yaşadı, şaşırdı.
**
Araplar, tarihleri boyunca başka milletlere karşı hep ırkçı ve şövenist duygular besleyerek övünmüşlerdir.
**
Hayret edilecek durum burada ortaya çıkıyor : Madem, şovenist ve ırkçı duygular besliyorlar, o halde ; ülkelerine, toplumlarına ve zenginliklerine karşı dışarıdan gelen baskıcı, talancı, şiddetçi ve yağmacı emperyalistlere karşı 'direnç' göstermeleri gerekmez miydi ? Hayal kırıklığı ile görüyoruz ki ; böyle bir direniş de yok.
**
Daha da önemlisi ; dini hassasiyetleri yüksek zannedilirdi. Ortaya çıktı ki, bu noktada da yozlaşmış bir İslam anlayışı hakimdir. Türkiye'nin, Suriye'de, Irak'ta ve benzeri bölgelerde yer ve yurtlarından kovulan insanların hukukunu korumak için kendi kanını dökmesi, birinci derecede Arap toplumunu ilgilendirdiği halde ; bu haklı davada Türkiye'ye destek veren tek bir Arap devleti gördünüz mü, var mı ?
**
Bugün dünyanın da tanıdığı, irili ufaklı 22 tane Arap devleti olduğunu hemen hatırlayalım. Türk toplumunun bir kesiminin, ülkemizdeki Suriyeli Arap sığınmacıları eleştirmelerine elbette katılmıyorum. Bununla birlikte iddianın tamamen asılsız olduğuna inanmak ta güç. Vatanını savunan ÖSO kuvvetlerini elbette takdir ederim. Ancak, Arap toplumlarında devlet/millet olma şuuru ve bilincinin tükendiğini de görmezden gelemem.1945'te, halen 21 üyesi olan "Arap Birliği Teşkilatı" onların şövenist ve ırkçı duygularına tercüman olması ümidiyle kurulmuştu. Anlaşılıyor ki ; Ümmet olma bilincini de çoktan kaybetmişler, yerinde yeller esiyor...
**
Bugünlerde, İngilizler ve Türkler arasında geçen, "Kut'ül Amare" adıyla bilinen (Irak'ın Kut bölgesi) ve TRT 1'de film haline getirilen savaşta bir kısım Arap şeyhi ve kabile reisinin Türklere karşı ; İngilizlerin cephesi'nde nasıl saf tuttuğu, İslam topraklarını savunan Mehmetçiğe ihanetleri ortadadır. Burada Türk-Arap karşılaştırması yapmak gibi bir yanlışa asla girmiyorum, böyle bir saplantı içinde değiliz, yanlış anlaşılmamalıyız. Araplarla ilgili tarihi bir tespiti yapmaktan öte maksadımız yoktur.
**
Arap -Türk ilişkilerinin tarih boyunca sanıldığı gibi, hiç de masumane ve dostane ilişkileri içermediğini hatırla/t/mak lazımdır. Arapların, Türklere karşı ilk ihanetleri İslam öncesi yıllarda, kendilerinin ticaret ortakları olan "Göktürklere ait bilgi ve sırları" Çinlilere vermeleri ile başlar, Emevi ve Abbasiler ile devam eder, Haçlı seferlerinde vahim boyutlara ulaşır. Bu ilişkilerdeki ihanetler saymakla bitmez. Bunun temel nedeni ; "Arap ırkının, Türk ırkından üstün olduğu" na olan yanlış inanışlarıdır.
**
Tarihten gelen çekişmelere sahne olan olaylar "Osmanlı döneminde, Arap isyanları" şeklinde 17. ve 18. yüzyıllarda devam etmiş, mesela ; 17. yüzyılda Kürtlerle birlik olan Arap aşiretleri, Kilis ve Antep şehirlerini yağmalamışlar, 18. yüzyılda Arabistan'da ortaya çıkan Vahhabilik ile birlikte Arapların, Türk düşmanlığı artarak 20. yüzyıl başlarına kadar doruk noktaya ulaşmıştır. 1803'te, Vahhabilerin Osmanlı İmparatorluğu'nu tehdit etmesi sonucu üzerlerine gidilmiş, liderleri Abdülaziz, Diriyye'de ortadan kaldırılmıştır. Ancak, isyanlar bitirilememiş, Vahabiler 1806' da Mekke'yi ele geçirmişlerdir. Şiddetli savaşlar sonrası Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Vahhabi lideri Suud oğlu Abdullah'ı (bugünkü Suudilerin Atası) ele geçirerek saraya getirmiş, Aralık 1819'da saray meydanında idam edilmiştir. Hasta adam olan Osmanlı, Napolyon muharebeleri, ve Osmanlı - Rus Savaşı gibi meselelerle meşgul iken ; Araplar sürekli yağma ve isyan hareketlerine devam ettiler.
**
Emperyalistlerin, petrol gibi zenginlikler nedeniyle gözdesi olan bölgeye İngilizler ajanlarını yerleştirdiler, yıkıcı bir çok faaliyetler yaptılar. İngiliz için, dönemin en büyük düşmanı Osmanlıyı vuracak kuvvet Araplardı. Bunu önemseyen ikinci Abdülhamit Han, Emir Hüseyin'i İstanbul'a getirerek göz hapsinde tuttu. Araplar, İngiliz ve batılıların desteklemesi ile Osmanlı'ya çok zarar verdiler. Emir Hüseyin, Arap ileri gelenleriyle İngilizlerin temsilcisi gibi yeni bir devlet kurmak için ve öbür yandan meşhur Lawrens, Arapları örgütleyerek İngilizler önünde Osmanlı ordularının bozguna uğratılmasında önemli roller oynamışlardı. Kanal seferi, Filistin, Medine müdafaası ve Megiddo savaşı bunun örnekleridir.
**
Tarihte yaptığımız bu kısa gezinti, konu üzerindeki haklılığımızı apaçık ortaya koymaktadır. Kanıma dokunan şey ; İslam'ın Yıldızı, Hz. Peygamber'in Kur'an öğretisinden fersah fersah uzaklaşan söz konusu Milletin, bu perişan halinin hiç de tesadüfi olmadığını kabul etmek zorunda olmaktır. Selam ve sevgi ile... 

DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa Ulu 1 yıl önce

Tebrikler! Fevgalede bir değerlendirme oldu hocam! İlmine, fehminize, kaleminize sağlık!