29.10.2021, 10:27

Estetik (2)

Estetik başlıklı ilk yazı kaleme aldığımda peş peşe estetik konusunu ele alacağım bir yazı serisi düşünüyordum. Buna devam edeceğim tâbi ki. Çünkü bu ara estetik ile ilgili ciddi okumalar araştırmalar içindeyim. Laf aramızda üniversitede ders olarak gördüğümde hem çok ilgilendiğim bir dersti hem de çok zor soru soran bir hocamız vardı. Geçmişten günümüze edinimlerin de bir aktarımı olacak kuşkusuz.


Estetik başlıklı yazım sonrası,  “ Kendini Sevmeyi Vebaya Dönüştürme” başlıklı bir yazı girdi araya. O gün duygularımın regülasyonunu sağlayan bazı haberler almıştım eee sağ olsun genel yayın yönetmenim Ekrem Hacıhasanoğlu’ nun da gazıyla yazmış bulunduk o yazıyı.


Neyse işte böyle efendim, yani estetikten kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu yazıda biraz estetiğin tarihine değinmek istiyorum, giriş tadında... 

Estetiğin tarihi sanatın tarihi kadar eskidir. Önceki yazıda da belirttiğimiz gibi İlk Çağ’da Platon’dan günümüz sanat felsefecilerine kadar birçok düşünür estetik üzerine araştırmalar yaparak kavramı tanımlamaya çalışmıştır. Estetiğin tarihi dediğimiz zaman Antik Yunan’dan günümüze kadar geçiş dönemin ele alınması gerektiğini hatırlamak gerekir. 

Unutmamalı ki düşünür ve filozofların estetik ile ilgili tanımlamaları aslında estetiğin tarihine ışık tutmaktadır. Klasik dönemde estetik  Platon ile başlıyor. Geçmiş irdelendiğinde estetikle alakalı sistemli ve felsefi tartışmalara Platon’a varıncaya dek kimsenin değinmediğini görüyoruz.


Platon aslında estetik terimini her ne kadar kullanmamış olsa da güzellik ile ilgili düşünen ilk sistematik filozoftur. Platon, Büyük Hippias diyaloglarında Sokrates ile Yunan Sofist Hippias arasındaki tartışmalara yer vermiştir. Büyük Hippias’ta güzellik ile ilgili tanımlamaya yer verilmemiş olsa da güzelin ne olduğu ile ilgili soruların sorulduğu ilk yazılı eser olarak tarihe geçmiştir. Kitapta Sokrates, Hippias’a güzel nedir sorusunu yöneltir ve aldığı sekiz farklı cevabı beğenmez. Aslında kitap bize güzelin ne olduğunu değil esasında ne olmadığı üzerinde durduğunu söylemektedir.


Orta Çağ estetiğinin genel anlayışına bakacak olursak İlk Çağ estetik anlayışı üzerine kurulduğunu söyleyebiliriz. Yalnız Orta Çağ estetik anlayışı İlk Çağ estetik anlayışından hareket etmiş olsa da güzellik kavramını daha fazla teolojik açıdan ele almıştır. Orta Çağ’da kilisenin hakimiyeti sebebiyle dönemin güzellik kavramında Hristiyanlığın etkileri vardır diyebiliriz.

 Bu Çağ’da öne çıkan iki düşünür aklımıza gelir; “ Augustinus ve Aguinolu Thomas.”

Kaynakların çoğu Augustinus ‘un gençlik yıllarından itibaren güzellik ile ilgilenmiş olmasına karşın Hristiyanlığın kabulünden sonra güzellik anlayışında değişiklikler meydana geldiğini öne sürmektedir. Gençlik yıllarında daha çok fiziksel olarak üzerinde durduğu güzellik ile ilgili daha sonra İtiraflar kitabında aşağı güzellikler olarak tanımlayacak güzelliği ve Tanrı’ya dayandırdığını okuyacağız.


Güzellik anlayışı Augustinus’a göre nesneldir, onun için sanatçının içinden gelen güzellik anlayışı Tanrı’dan gelmektedir. Sanatçının içinden gelen dışa vurum güzellik anlayışının Tanrı’nın ışığı sayesinde zihinde belirlendiğini, şekillendiğini düşünmektedir. 

Teolojik olarak güzelliği inceleyen bir diğer düşünür Thomas ise sadece Orta Çağ hakimiyetinin etkisinde kalmamış ve güzellik anlayışını yalnızca Tanrı’ya atfetmemiştir. O aklı da güzellik ile ilgili felsefi anlayışın içine katmıştır. Akıl ve inanç ile ilgili birbirinden farklı kavramlar olduğunu savunan Thomas; her ikisi için bilginin kaynağıdır der. Güzellik anlayışında güzelden söz edebilmenin üç özelliği olduğunu savunan düşünür ;

*** Bütünsel olması

*** Kendi parçaları arasında uyum olması ve doğru oranlara sahip olması

*** Nesnenin açıklık özelliği’ nden söz etmiştir.


Bu üç anlayışında iyi ve ahlâk kavramlarını ele almıştır. Güzel ve iyinin birbiri ile ilişkili olduğunu savunan Thomas, iyi olanın arzu ile ortaya çıktığını, güzel olanın da bilişsel yetenek olduğunu savunmuştur. Özetle onun için güzelin algılanmasında devreye akıl girmektedir. Bütünsel olmasından bahsettiği de asıl olarak güzeli görmekten duyulan haz ve bunun da Tanrı’dan gelen ışığa sahip olmak olarak değerlendirmiştir.


Gördüğünüz üzere Orta Çağ’da estetik ile ilgili din merkezli anlayışın etkilerini görüyoruz. Rönesans ile bu durum değişikliğe uğruyor. Rönesans etkilerini de “Estetik 3” başlığı adı altında inceleyelim diyorum, ne dersiniz?

Tâbi genel yayın yönetmenimin araya verdiği bir gazın etkisinde kalmazsam.

Köşede buluşalım yine efendim, sevgiler...

Yorumlar (0)