03.07.2020, 06:15

Feyzioğlu kimin avukatı?

Baroların seçim sistemini ve dolayısıyla yapısını değiştirecek düzenleme hazırlığını protesto eden baro başkanları Ankara'ya 'Savunma Yürüyüşü' yaptı. Girişte polis barikat kurarak engelledi. Baroların ezici çoğunluğunun kongre çağrısını reddeden ve bu yöndeki kararı tanımayan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ise aynı saatlerde, taktiksel bir hamle olarak Anıtkabir'i ziyaret ediyordu. Sosyal medya hesabından Anıtkabir ziyaretini duyuran Feyzioglu “Afyon, Ardahan, Iğdır, Ağrı, Konya, Elazığ, Sivas, Gümüşhane – Bayburt, Çorum, Yozgat, Kütahya, Edirne, Samsun, Erzurum, Kahramanmaraş baro başkanlarımızla Atamızın manevi huzurundayız” dedi. Baro başkanları sonunda Ankara'ya girmeyi başardı. Eylemleri döndükleri illerinde devam ettirdiler. Yine de 'Çoklu baro'  teklifİ Meclis'e sunuldu. Avukatlar buna 'Büyük Savunma Mitingi' ile yanıt vereceklerini duyurdu. 

****

Yaşananları anlamak için bu tabloya gelinen süreci hatırlamakta fayda var. Öncelikle Feyizoğlu'nun TBB Başkanı seçildikten bugüne kadarki sürecini hatırlayalım. Avukat Feyzioğlu, 26 Mayıs 2013'te yapılan TBB Genel Kurulu'nda 209 oy ile başkan seçildi. O seçimde Vedat Ahsen Coşar’ın Doğu ve Güneydoğu barolarının desteğini almasına rağmen oyu 159’da, Kazım Kolcuoğlu'nun oyu ise 68'de kaldı. Feyzioğlu, 14 Mayıs 2017'de yapılan TBB Genel Kurulu'nda geçerli 420 oyun 419’unu alarak yeniden TBB Başkanı seçildi. Feyzioğlu bu süre zarfında laik, ulusalcı kesimlerin yükselen yıldızı oldu. Türkiye'nin dört bir yanını gezerken adı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yerine CHP Genel Başkanlığı için geçmeye başlamıştı. 10 Mayıs 2014'teki Danıştay töreninde Feyzioğlu'nun konuşması sırasında sinirlenen Başbakan Erdoğan kendisiyle atışarak salonu terk etmişti. Feyzioğlu'nun o zamanlardaki çizgisini anlamak için 28 Şubat 2017'de, sistem değişikliğine ilişkin sözlerini hatırlamak yeterli olacaktır: "Bu 18'inci yüzyılda devrini tamamlamış sultanlık sistemidir."

***

Feyzioğlu bir süre sonra ise, 'Sultanlık sistemi' diye eleştirdiği sistemde, 30 Mayıs 2019'da Beştepe'de TürkiyeCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Beştepe'de alkışlarken görülecekti. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Yargı Reformu Strateji Belgesi'ni açıklarken, avukatlara belirli bir süre meslekte bulunduktan (15 yıl) sonra yeşil pasaport verileceğini müjdeliyordu. Feyzioğlu büyük mutluluk içerisinde alkışlıyordu. Cumhurbaşkanı da bu sırada kendisine gülümsüyordu. Üç ay sonra Feyzioğlu yine Beştepe'deydi. Bu kez Adli Yıl Açılış Töreni vardı. İlk defa bu tören Cumhurbaşkanlığı'nda yapılacaktı. 2 Eylül 2019'daki bu töreni baroların büyük bölümü, yürütmenin çatısı altında adli yıl açılışı yapmanın yargının bağımsızlığına, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğunu bildirerek boykot etti. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ise törene katıldı. Feyzioğlu, katılmayan barolar hakkında da "Tuzu kuru olanların ne dediği çok önemli değil" ifadesini kullandı.

***
Barolar ile Feyzioğlu arasındaki gerilim sürdü ve sonunda olağanüstü genel kurul çağrısı yapıldı. Feyzioğlu bu çağrılara kulak asmadı. 'Demokratik hak ve talepler' söylemini kullanan, rejim değişikliğine karşı görünen Feyzioğlu iktidarla ilgili 'uzlaşma ve diyalog' çizgisinden 'devletin bekası' söylemine doğru hızlıca ilerledi. "Ben devleti destekliyorum" diyen Feyzioğlu, uluslararası hukukun gerekirse sivillere zarar verme hakkı tanıdığını iddia edecek kadar ileri gitti. Hukukun bağımsız karakteri yerine devletin ve iktidarın iç ve dış politikasıyla uyumlu argümanlar üretmekle meşgul olmaya başlayan Feyzioğlu, baro başkanlarının Ankara'ya gelişinden bir gün önce “Ben devletin menfaatlerini hukuk çerçevesinde korumakla görevli bir örgütün başkanıyım" diyerek 'devletin hukukçusu', hatta kendi deyimiyle 'sultanlık rejiminin' avukatı olma vasfını açıkça dile getirdi. Hukukun her zaman bireyi ve toplulukları devlete/ devletlere karşı koruma nosyonunu, bunun evrensel ilke olduğu gerçeğini çoktan terk etmişti.

***
Feyzioğlu'nun resmi ideolojinin neferi olma halinden önce kullandığı 'avukatların haklarını koruma, imkanlarını artırma' gereği iktidarla diyalog kurduğuna dair argümanları ise yeşil pasaportları olan ama kendi ülkesinin başkentine giremeyen meslektaşlarının hali karşısında dramatik bir şekilde çürüyordu. Avukatları temsil eden kurumun başkanı olma vasfının geçersizliğini ispat etmeye, dünyanın en büyük barosu (46 bin avukat) İstanbul Barosu'nun başkanının demokratik ve anayasal hakkını kullanmasının engellenmesi bile yetecekken Ankara ve İzmir dahil en az 56 baro başkanı oradaydı. Üstelik, Feyzioğlu'nun Anıtkabir'e beraber gittiği başkanlar da sonradan 'Savunma Yürüyüşü'yle gelen meslektaşlarına katıldı. Feyzioğlu dün geldiği eylem alanında tüm baro başkanları kendisine sırtını dönmüştü. Bu durumda artık 'Metin Feyzioğlu kimi ve neyi temsil ediyor' diye sormamak elde değildi. O ise, Cüneyt Özdemir'in youtube kanalında katıldığı canlı yayından istifa etmesi yönündeki taleplere şu yanıtı veriyordu: ''İstifa etmemi gerektiren herhangi bir durum yok. Benle ilgili değil. Ben kanun koyucu değilim." Daha sonra da Habertürk'ten Sevilay Yılman'a şunları söylüyordu: “Benim Sayın Cumhurbaşkanı ile yakın olmamın nedeni bellidir. Ben siyasetçi değilim. Bir partinin temsilcisi değilim. Ben ülkenin Barolar Birliği Başkanıyım ve sorumluluğum da bu birliğin çatısı altındaki avukatların çıkarlarının kollanması adına tavır almaktır!” Bu tablo ve Feyzioğlu'nun son iki açıklaması üzerine şu iki soruyu sormak zorundayız: Konu Feyzioğlu ile alakalı değilse kimle alakalı? Türkiye'deki bütün avukatların ezici çoğunluğunu temsil eden baro yöneticileri ve hatta TTB yönetimindekiler dahi kendisine karşıyken, Feyzioğlu gerçekten hangi avukatların çıkarlarını kolluyor olabilir?

Yorumlar (0)