23.01.2022, 07:53

Fiyatları gören halk isyan etti

SOKAKTAKİ vatandaşın gündemi ile siyasi iktidarın gündemleri çok farklı. İktidar sosyal medya trolleri ile gündem yaratmaya uğraşıyor. Argüman olarak din dahil eline ne geçerse kullanmak istiyor. Ama sinek vızıltısı kadar da etki yaratmıyor. Sanatçı Sezen Aksu'nun yıllar önce söylediği şarkıdaki sözler, Sanatçı Gülşen’in sahne kıyafeti hala konuşuluyor.Nasıl bir döngüdür bu. Daha da ileri gidelim Cemaat kurbanı Enes Kara’nın neler yaşadığı ve canına kıyması, avukat Dilara Yıldız, hemşire Ömür Erez’in katledilmeleri, ne acıdır ki, bunların durumları; bunlar kadar fazla konuşulmadı.Birde Dostlar; Niyeti dini değerleri korumak olanın dil koparmasına gerek yok; "Bakara makara" diye Kuran'la dalga geçen birisini büyükelçi atamaması samimiyet için yeterli olurdu. Neyse yazıklar olsun! Ülkede yolsuzluklar, hırsızlıklar, denetlenemeyen yapılar, cinayetler bu kadar konuşulmadı. Dayatmalar bıktırıyor artık.
Evlerde elektrik faturası yangını var. Pazarda markette ekmekte yangın var.Tencerelerde dert kaynıyor et yerine. İktidar lal olmuş suspus, henüz suçlayacak hayali düşmanı bulamadılar. Stokçular yüzünden mi, dış güçler yüzünden mi bu faturalar, yoksa barınamayan öğrenciler mi? Sağa sola bakmayın, ben söyleyeyim: 84 milyon bir kişinin hatasının bedelini ödüyor .Ekonomide Faiz kararını Merkez Bankasi çoktan verdi. Faizi düşürsen, en dip yapsan ne değişecek? Yurttaşı yoksullaştırdınız, gelirsiz ve tasarrufsuz bıraktınız! Millet günlük yaşıyor, derdi parasızlık. Ama onlar farkında değiller.
Bu arada ülkemde Corona bitmiyor,cahillik bitmiyor, pahalılık bitmiyor, zamlar bitmiyor. Kar altında ucuz ekmek kuyrukları uzayıp gidiyor. Pazardan marketten alışveriş yapabilenler denecek noktaya geldi koca 84 milyonluk Türkiye. Bir de bu ülkede "Aman bize dokunulmasında ne olursa olsun" diyen bir siyasi iktidar var ki evlere şenlik.

 

Üç haneye koşuyor


ENAG ın açıkladığı yüzde 82 lik enflasyonu bile şu anda geride bıraktık üç haneliye koşuyoruz.. Market çalışanları etiket değiştirmekten , vatandaş ucuz ürün kuyruğunda soğukta beklemekten helak oldu.. Avrupa bize neresiyle gülüyor acaba..Millet evinde kombi yakmaya korksun , battaniyelere sarılsın , siz bu insanların cebinden aldığınız para ile Arnavutluk’ta 522 konut , bizim paramızla cami açılışında şov yap.İtibarda sorun olmasın diye de 6 uçakla git! Hakkınızı helal edecek misiniz? Akp'nin 20 yıldır yaptığı tek şey; algı operasyonlarıyla ülkeye hizmet ettiğine cehaleti inandırmak oldu!
 

Emekli perişan


Alman emeklileri kış tatillerini yapmak için ülkemizdeki en iyi kış otellerine geliyorken, bizim emeklilerimiz ise doğalgaz faturası çok gelirse ay sonunu getiremem korkusuyla vana kısıyor. Hiç mi zorunuza gitmiyor yahu!
Bu donduran soğuk kış günlerinde Türkiye'de insanların üzerine adeta lapa lapa zam yağıyor. Ne acıdır ki bize Sezen Aksu'nun şarkısını, Gülşen'in donunu, Survivor'ın sonunu konuşturuyorlar!  Bazen "bize müstehak" diye düşünmüyor değilim! Fiyatlara bakıp almaktan vazgeçtiğimiz ve fiyatı belki düşer diye beklediğimiz her şey bugün dünden daha pahalı ve yarından daha ucuz Adeta jet hızıyla her ürüne hergün zam yağıyor. Ve Dostlar durum acı gerçek şudur ki "Benzine zam Sebep A dan Z ye her şeye zam Sonuç"tur.

Gerçek gündem yoksulluk


Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan başta olmak üzere iktidar sözcüleri sık sık, dövizde yaşanan düşüşün ardından çarşı, pazardaki fiyatların da düşeceğini söylüyor. Ancak etiketlerde herhangi bir düşme gözlenmiyor. Kira ve fatura ödemeleri derken gıda ürünlerinden kesmek zorunda kalan vatandaşlar ise, yaşadıkları durumu “afet” olarak nitelendiriyor.
Ekonomist Meriç Köyatası da bu felaketi; Şubat, Mart, Nisan ve Eylül'de başımıza ne geleceğini   tane tane anlatarak açıkladı. Köyatası ; "Döviz kuru da 8 liralardan 18 liraya fırladı. Merkez Bankası’nın arka kapıdan döviz satması nedeniyle de şimdilik 13.5 lira seviyesinde tutuluyor. Merkez Bankası’nın faizi pas geçmesi sonucunda dolar 13.5 liradan 13.35 seviyesine indi. Faiz düşmedi diye kurda 15 kuruşluk geçici bir düşüş yaşanıyor. Ben bu seviyenin uzun süre devam edebileceği düşüncesinde değilim. Kuru arka kapı satışlarıyla baskıladıkça, ani yükselişler daha da hızlı olacak. 14 liralık psikolojik sınır geçildiğinde sonrası daha da hızlı gider" dedi.
Meriç Köyatası "ENAG enflasyonu çok kısa sürede üç haneli rakamlara gelecek ve yılı yüzde 100’ün üzerinde, büyük bir ihtimalle yüzde 120 seviyesinde kapatacak. Dolar için 24 – 29 lira, Euro için 28-33 lira aralığını bir kenara not edin diye yazıyorum. Bir yıl sonra ölmez sağ kalırsak, görüşürüz" açıklamasını yaptı.

 

Ocakta rekor kıracak


Bu değerlendirmelerin ışığında Şubat ayının 3’ünde açıklanacak Ocak ayı enflasyonu Cumhuriyet tarihinin en yüksek enflasyon artışlarından biri olacak gibi duruyor. Döviz kurunun Kasım aralık artışları, Ocak ayı başında elektrik ve doğalgaza yapılan yüzde 100’ü aşan zamlar, akaryakıt fiyatlarına iki üç günde bir gelen zamlar henüz enflasyona yansımadı. Gıda fiyatlarındaki artışlar her geçen gün sürüyor. Tarım borsalarında buğday ve yem bitkileri fiyatlarında artış sürüyor ve özellikle eylül ayında çok daha hızlı artacak. Kıtlık baş gösterecek. Ben Ocak ayı enflasyonunun en az yüzde 25 belki yüzde 30’ları bulacağını tahmin ediyorum.
 

Şubat ayı kritik


Ocak ayın enflasyonu açıklandığında döviz kurunu da tutamazsınız, Hazine bonosu ve kredi faizlerini de tutamazsınız. Merkez Bankası’nın faiz indirmesi, dış piyasalardan dolara en az yüzde 6 – 8 oranında faiz ödeyerek borçlanması ve borçlanarak bulduğu dövizi arka kapıdan ucuz fiyattan bankalara satması, elinde para bulunduran büyük servet sahipleri ile ekonominin kötü yönetimi nedeniyle zor duruma düşen bankalara kaynak aktarma, banka kurtarma operasyonu diye düşünüyorum. Enflasyonunun yüzde 100’lere ulaştığı bir ülkede Merkez Bankası faizlerinin 14 puandan 13 puana düşmesi, aynı kalması ya da Eylül ayındaki 19 puana, hatta 25 puana yükselmesi bile artık fazla bir şey değiştirmez. Döviz kuru da, enflasyon da kontrolden çıktı. Şubat ve mart aylarında açıklanacak enflasyon rakamları ve tarımdaki kıtlık, bunun böyle olacağını bas bas bağırarak ilan ediyor.
 

Doluya tutuluyor


İktidarın uyguladığı politikalar sonucu zirve yapan ekonomik kriz özellikle dar gelirli vatandaşların belini büktü. 2021'i zam yağmurlarıyla geride bırakan vatandaşlar, bu yıl da zam yağmurundan kaçamıyor. Elektrik, doğalgaz ve akaryakıta gelen tarihi zamlar karşısında çaresiz bir şekilde kış ayını geçirmeye çalışan vatandaşlar, kendilerini, çocuklarının ve torunlarının boğazından kısmak zorunda kalıyor.
Enflasyonun nedeni faiz değil miydi? Resmi rakamlar göre %50 ye yaklaşan  enflayonu düşürmek için faizin düşmesi gerekmiyor muydu? Demekk ki neymiş, enflasyonu düşürmek için TL nin itibarını korumak gerekiyormuş. Evet; soralım tekrar, model mi değişiyor,  ne oldu  faiz niye indirilmedi?

 

SON SÖZÜM: Aslında bir başka ülkeyi anımsatıyor değil mi? Sanki Türkiye'nin bugünkü hali.. Belki biraz abartılı ama.. Neyse... Gandhi'ye göre dünyanın 8 hatası:
1- Ahlaksız ticaret. 2- İlkesiz siyaset. 3- Niteliksiz eğitim. 4- Emeksiz zenginlik. 5- Vicdansız haz. 6- İnsaniyetsiz bilim. 7- Gösterişe dayalı ibadet 8- Kanunsuz adalet

DOLAR DÜŞTÜ

FİYAT YÜKSELDİ


Elektrik, doğalgaz ve yakıtı, saray yapıp halkın sırtına yükleyenler, 550 çeşit yemeği 3 kuruşa yiyenler,Dünyanın en pahalı makam araçlarına binenler, Kendilerine, ailelerine 5 yıldızlı sağlık hizmetini bedavaya aldıranlar, zamların ufaklığından bahsediyor. Birde bizim aramızda dolar düşünce zamlar düşecek diye sevinenler var ya.Dolar düştü zamlar düşmedi. Buda yetmezmiş gibi sürekli zam üstüne zam yapılıyor. Peki buna neden tepkinizi göstermiyorsunuz ? Hani haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandı ? Ben zaten her zaman 50 TL’lik yakıt alıyorum, diyenlerin ağzı değişti. Ben zaten her zaman 100 TL ‘lik yakıt alıyoruma döndü. Tuttuğu takım kötü sonuç alınca başkanını istifaya davet eden duyarlı kitle, ülke kötüye gidince hükümete tepki gösteremeyecek kadar duyarsız.

OMİKRON HIZLA YAYILDI


Yetersiz sayıda yapılan testlerle dahi bir ayın içinde dört katına çıkmış yeni enfeksiyon sayıları var. Test pozitiflik oranımız (yapılan testlerden ne kadarının pozitif sonuç vermesi) aynı süre içinde yüzde 7-8’den yüzde 18’lere dayanmış. Test pozitifliğinin yüksek olması, özellikle de yüzde beşin üzerine çıkması, yetersiz sayıda test yaptığınızı, yani toplumdaki enfeksiyonların çoğunu yakalayamadığınızı gösteriyor. Dolayısıyla günlük enfeksiyon miktarı ilan edilen 70 binin çok çok üzerinde. Avrupa ülkelerinin hemen hemen hepsi teyakkuzda. Birçok ülke de tedbirlerini artırdı. Örneğin İsrail’in günlük vaka sayısı 200 civarında ama yeni bir dalgaya karşı tatbikat yapıyor. Almanya’da aşılanmayanlara hastanelerde öncelik verilmiyor. Ülkeler tedbirleri artırıyor ama Türkiye hiçbir şey yapmıyor. Türkiye’nin vaka sayısı Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha yüksek. Bizden az vaka sayısı olan ülkeler tedbir alırken biz salgını oluruna bırakmış durumdayız.
 

Aşılamada takıldık kaldık


Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, Avrupa'daki yükselişin nedenini ve alınan önlemlerle Türkiye'deki önlemlerı ilişkin konuştu. Ceyhan, "Vakaların arttığı ülke yok, vakaları kontrol altına alamayan ülkeler var demek daha doğru. Toplumsal bağışıklık Portekiz dışında hiçbir Avrupa ülkesinde sağlanamadı. Sadece Portekiz'de yüzde 80'in üzerine çıktı"
Türkiye'de aşılama oranının hâlâ yüzde 59 seviyesinde olduğunu aktaran Ceyhan, "Sağlık Bakanlığı sadece 18 yaş üstünü hesap ediyor ve iki doz aşılama oranı yüzde 79 diye açıklama yapıyor. Anlamlı olan tüm toplumun ne kadarının korunduğu. Sonuç olarak ülkemizde iki doz aşılama sadece yüzde 59 civarında. Aşıyla korunan insan sayısı her geçen gün geriye gidiyor. Çünkü 2 doz aşının üzerinden zaman geçtikçe koruyuculuk kayboluyor" dedi..

 

Hastaneye yatışlar arttı


Halk Sağlığı uzmanı Dr. Nuriye Ortaylı, salgınla ilgili yapıtğı değerlendirmede "hastaneye yatış sayılarınız artmış. Yalnızca yüzde on demek durumu hafifletmiyor. Buna karşılık ben de daha dalganın başındasınız, önümüzdeki günlerde katlanan sayılar bu hastane yükünü çok arttıracak ve Ocak sonunda hastaneler ağzına kadar dolacak diyorum. Omikronun hafif geçtiğini söyleyen herkes gibi Bakan da salgının kontrolüne değil, kontrol edilmemesine yardımcı oluyor. Omikron daha önce gördüğümüz Delta varyantına göre bir miktar (yüzde 50-80 kadar) daha az hastane yatışına yol açıyor. Ama bu risk hala var. İnsanlar Omikron yüzünden de yoğun bakıma düşüyor ve ölüyor. Özellikle aşısız gruplar, korona virüsten korunması gereken risk grupları için hala büyük bir tehlike. Üstelik hızı çok yüksek, deltadan en az iki kez, bazı ortamlarda beş kez daha kolay bulaşıyor. Sayılar bu kadar yüksek olunca, bir miktar daha az hastane yatışına yol açmasının anlamı kalmayacak. Var gücümüzle bulaşma hızını kesmek lazım." dedi. Ortaylı; "Sözün kısası Omikron varyantı, bir Bakanın kamuoyunun karşısına geçip, salgının gidişatını değiştirecek umut kaynağı olarak takdim edebileceği bir varyant değil. Tersine elindeki verilere bakıp bu kadar kısa sürede inanılmaz derecede hızla yayılan varyantın önüne geçmek için ne gibi tedbirler aldığını, hastaneleri nasıl hazırladığını, canından bezmiş sağlık personelini motive etmek için neler yapacağını anlatması gerekirdi. Onun yerine, bilimsel temeli olmayan iyimserlikler yayarak vatandaşın zaten düşük olan tedbir alma motivasyonunu düşürüyor." şeklinde konuştu. Bakanlık bir yandan da zaten çok etkin uygulanmayan temaslı arama ve kaynak saptanmasını iyice etkisiz kılacak yeni kararlar ilan etti. Yetersiz test yapıldığı için, tanı konulan dan daha fazla tanı konulmamış enfeksiyonla insanlar ortalıkta dolaşıyor. Üstüne test yapılıp tanı konanların izolasyon süreleri de kısaltıldı. Omikronun bulaştırıcılık süresinin daha kısa olduğuna ilişkin bir bulgu yok. Virüsü alanlar, belirtilerin başlamasından sonraki 3-6 günde en yüksek bulaştırıcılığa ulaşıyorlar ve bu ortalama 10 gün sürüyor. Dolayısıyla 10 günün altındaki izolasyon sürelerinde bu insanlar bulaştırıcılıkları devam ederken topluma karışıyorlar. Bazı Avrupa ülkelerinin izolasyon sürelerini kısaltmayı tartıştıklarını duymuş olabilirsiniz, ama bu genellikle eksikliği çekilen sağlık personelinin bir an önce çalışır hale gelmesi için alınmış bir karar. İki risk arasında (personelsiz kalmış hastaneler mi, bulaştırıcılığı süren sağlık çalışanları mı) bir denge tutturma kaygısıyla alınmış bir politika kararı. Bütün bireyler için izolasyon süresini kısaltmak, zarardan başka bir şey getirmeyecek bir uygulama.

Gerçek dışı umutlar


Sağlık Bakanının iki yıllık salgın yönetiminin birçok yönlerini çok defalar eleştirdim. Ama bunların içinde en vahim bulduklarım, gerçeğe uymayan umutlar dağıtması. Bakınız Sağlık Bakanlığı Covid tablosu verilerine göre 1 Ocak'tan beri 3405 kişi COVID-19 nedeniyle yaşamını yitirdi. Bakmın bu "Hafife" alınacak bir sayı değildir. Ocak ayı başından beri Yaklaşık 1 milyon 300 bini üzerinde de yeni vaka bulınmaktadır. Bu tabloya bakıp yasakları kaldırmanın bir anlamı varsa oda "Saldım çayıra mevlam kayıra" dır. Temaslı olduğu bilinenlere test yapılmasından vaz geçilmesi bir başka vahim durum. Böylece Omikron gibi girdiği yerde bulunan neredeyse herkesi enfekte eden bir varyant varken, temaslılara tanı konmayacak. Böylece bu insanlar sahte bir güvenlik hissiyle, istedikleri gibi dolaşacak, işe, okula, alışverişe, sinemaya, düğüne gidecekler. Aşıların Omikronun bulaşmasını önlemede en fazla yüzde 50 etkili olduğunu bildiğimiz halde aşılılar temaslı olsalar dahi karantinaya alınmayacak. Test zaten yapılmayacak. Onlar da sokaklarda dolaşıp enfeksiyon yayanların arasına katılacak. İnsan “Sayın Bakan ne yapmak istemektedir? Nereye varmak istemektedir?” diye sormadan edemiyor? Acaba tedbirler sebep, salgın sonuç kanısına mı vardı? Kim ne derse desin Dostlar! Bu böyle gidemez.

Yorumlar (0)